1950’li yıllar. “Gazeteciler yatak odalarımıza dahi girebilirler” diyerek, seçim meydanlarında cebindeki 5 lirayı sallayarak “İşte bütün param!” diye iktidara gelen “Demokratlar”, yatak odalarının değil, cezaevlerinin kapısını gazetecilere açmışlar, ceplerindeki son beş lirayla da servet sahibi olmuşlardır.
Lakin ortada onların bu halini çizen birkaç gazete vardır, o günün “beslemeleri” bugünün “yandaşları” gibidirler, ileride Yassıada’da örtülü ödenek defterleri açılınca...
* * *
ERHAN Bener “Bürokratlar”ın birinci cildinde şöyle der:
“Düşünce ve basın özgürlüğünü güvenceye alma vaatleriyle iktidara gelen Demokrat Parti, çok kısa süre sonra özgürlüklerden yakınır olmuştur.” (Remzi Kitabevi)
Erhan Bener, o günler İstanbul’da hesap uzmanı yardımcısıdır, “üstad”ı da Ömer Berk’tir.
Ankara’dan, İstanbul Hesap Uzmanları Kurulu Başkanlığı’na yazılı bir emir gelir:
“Hürriyet, Yeni Sabah ve Cumhuriyet’in vergi beyannameleri derhal ele alınıp incelenmelidir.”
Bu üç gazete, o günlerde hükümete karşı yaylım ateşi açmış durumdalar.
Görev Erhan Bener ile “üstat” Ömer Berk’e verilir.
Erhan Bener “üstadını” şöyle anlatır:
“Mesleğini hiçbir baskıya boyun eğmeden, hiçbir önyargıya kapılmadan icra eden, doğru bildiği yoldan şaşmayan...”
* * *
ÖNCE “Hürriyet”e gidilir, Erhan Bener şunu belirtir:
“Bir ihbar olmadıkça, bakanlığın isim vererek vergi yükümlüsünün hesaplarının incelenmesi isteğine ilk defa tanık oluyorduk.”
Her şeyin bir ilki vardır, o gün ilk olan, bugün başka kılıklarla kim bilir kaçıncı defa sahnededirler; neyse!
* * *
EVET, önce “Hürriyet”e gidilir. Gazete sahibi Sedat Simavi onları çok olgun karşılar, ne isterlerse inceleyebileceklerini söyler, hatta maliyecilere, “gazete kâğıdı karaborsacılığını, iade gazete sayısını yüksek göstererek yapılan vergi kaçakçılığını, hükümetle didişir gibi görünerek resmi ilan almanın yollarını anlatarak” beslemeleri tanıtır.
Maliyeciler günlerce çalışır, hesapları didik didik ederler, ancak bir ufak usulsüzlük bulurlar, bunun düzeltilmesi için Sedat Simavi’yi uyarırlar, rapor tertemizdir, bembeyazdır.
* * *
SIRA “Yeni Sabah”‘a gelir, patron Safa Kılıçlıoğlu, iki maliyeciyi kapısında bekletir, çok lüks ve konforlu odasında ayakta elleri belinde karşılar, ellerini bile sıkmaz, sonra da tehdit eder:
“Siz buraya hükümetin emriyle geldiniz, amacınız belli, hükümetin uşaklarısınız, elinizden geleni ardınıza koymayın, sizden korkmuyorum, sonuna kadar çarpışacağım.”
“Kanımın son damlasına kadar” demesi eksiktir.
* * *
OYSA Yeni Sabah, düne kadar iktidarın yanındadır, ne olmuştu, neden değişmişti, birden dönmüştü, yayınlarda bazı sırları açığa vurmayı bile ima ediliyordu?
Ömer Berk hiç aldırmaz, gazete sahibine kendilerinin görevlerini yapacağını, sabırlı olmasını söyler.
Maliyecilere inceleme yapmaları için binanın en kötü odasını verirler, içecek su bile getirmezler.
* * *
İNCELEME biter, rapor hazırlanır, önemli bir şey yoktur. Kılıçlıoğlu tutanağı okuyunca şaşırır, utanır, özür üzerine özür diler, hatta armağan bile vermek ister, kabul ettiremez.
* * *
DİYECEĞİMİZ şu ki...
İlk geldiklerinde “basın” onlara “melek” gibi görünür, icraat başladıktan sonra o “melek” birden gözlerine “şeytan” gibi görünmeye başlar...
Dün de öyleydi, bugünler de öyle, yarın da öyle olacak...
Hemen her şey birbirine benziyor.
Erhan Bener bu olayı anlatırken sonunu şöyle noktalar:
“Başbakan (Menderes) bu sonuçlardan hoşnut kalmamış; ama bize dolaylı da olsa, herhangi bir tavizde bulunulmadı.”
“Hemen her şey birbirine benziyor!” dedik.
Acaba o tarihteki Başbakan, bugünün Başbakan’ına benziyor mu?