5
Mart
2026
Perşembe
MEDYA

YİNEDEN "MUSİKİ" İNKILABI MI?

Özellikle, TRT 1'de Ramazan boyunca yayınlanan 'Senfoni ile İlahiler' konserlerine bakarak devletin yeniden “ciddi müziğe” yönelik bir kültür siyaseti oluşturma eğilimine girdiğinden söz edilebilir. Devlet eliyle yapılacak “sentez projelerine” sahiden ihtiyaç var mı?

Ramazan ekranının kendine özgü bir düzeni var, iftar saatlerinde, gece sahura doğru iyice belirginleşen ilâhi hava prime-time’da birdenbire dağılıyor, bildik diziler ve yarışma programları geceyarısına kadar (prime-time) ekranı kaplıyor. Çok izlenir özel kanallarla yarışa kendini adamış görünen TRT ise bu yıl özel bir Ramazan içeriği sağlamaya çalışıyor.

İsminde Ramazan geçen diziler (Ramazan Güzeldir), Ramazana özel kısa filmler (Kısa’ca Ramazan, kısadaki kesme işareti kısa filmlere göndermede bulunuyor), Ramazan’a ve oruca ilişkin bilgilerin, konuklarla sohbetlerin ve müziklerin yer aldığı, iftara iki saat kala başlayan ve Topkapı Sarayı’ndan canlı olarak yayınlanan özel bir sohbet programı (Ramazan Sevinci) ve mübarek ay için seçildiği belli olan uzun metrajlı filmleriyle TRT bu yıl kendini iyice ayrıştırıyor. Bütün bu programlar TRT’nin en yaygın ve izlenen kanalı TRT 1’de yayınlandığına göre yeni TRT yönetiminin ciddi bir iddiasının olduğu, devletin yeni söylemini yansıttığı, hatta oluşturduğu bile söylenebilir. Bu konuda kesin bir şey söylemekten çok, bu yıl fark ettiğim müzik odaklı iki programa dikkat çekmek istiyorum, belki de böylece Türkiye’deki müzik alanında şekillenmeye başlayan yeni bir sentez düşüncesinin ipuçları yakalanabilir.

Sufi klip
Bunlardan ilki, TRT sitesinden anlaşıldığı kadarıyla Onur Ünlü yönetmenliğinde bir “proje kapsamında” hazırlanan Sufi Klipler isimli müzik videolarının gösterildiği program. Bu “projenin” ne olabileceğini sorgulamayı sonraya bırakarak yayınlanan kliplere bakınca tuhaf bir karışımla karşı karşıya olduğumuz anlıyoruz. Popüler müzik dünyasından tanıdığımız ve ilk bakışta “sufi” düşünce ile pek alakası olmadığını düşündüğümüz isimlerin özellikle seçildiği anlaşılıyor. “Özellikle” diyorum çünkü buradaki isimlerin bildik tanıdık pop starlar olmadığı, “starlıklarına” göndermede bulunduğu sosyolojik grupların toplumsal bir ortalamaya tekâbül etmediği ortada. Bir yanda, saçlarını tuhaf bir şekilde tarayan ve boyayan bir “rocker” var ve Cem Karaca’dan dinlemeye alıştığımız bir Pir Sultan türküsü söylüyor. İronik olan bu deyişin ilahi falan olmaması ama olsun, “ilahi gibi çekilmiş” (ne olduğunu bir iki cümle sonra açacağım) ya, yetiyor. Öte yanda, Sabahat Akkiraz var, Alevi türküleri söylemesiyle ünlünen sanatçı bu kez bir rindin, Neyzen Tevfik’in bir bestesini yorumluyor.

Alışılmadık insanları “sufi düşüncenin” çemberinde toplayacağız ya, sıraya “rapçı” Fuat giriyor, o da bir başka ilahiyi seslendiriyor. Ayrıca tipik “Beyaz Türk” bir pop şarkıcısı, yerel bir gazelhan ve bir de dizilerden tanıdığımız bir tiyatro sanatçısı var. Son olarak, ölmeden önce yorumladığı bir ilahi temelinde Cem Karaca klibi de eklenmiş. Proje neyi amaçlıyor olabilir? “Sufizm” bizi birbirimize bağlayan ortak düşünce mi olacaktır? Nasıl Ahmet Yesevi, Hallac-ı Mansur yoluyla Türkler Müslümanlığı gönüllü olarak benimsedilerse, “laiklikçilik” nedeniyle örselenmiş gençlerin ve ilaveten, “Beyaz Türklerin” ruhu bu yolla mı tekrar “ihya” olacaktır?

“Onlar” bize gelmeye pek gönüllü olmadıklarına göre onlara “biz” mi gitmeliyiz? Bilemiyorum ama, eğer projenin ardında böyle ulvî bir hedef varsa acilen bu sakil isimden (çünkü “sufi klip”, tipik bir oksimoron) kendini arındırmalı sanırım. Bir de “sufi klip” denince illaki semazenleri raks ettirmek, havada kuşlar uçurmak, bulutlu ve sisli görüntülere sığınmak biraz ucuz kaçıyor, bu tip görüntüleri yıllardır oryantalist “new age” müzisyenler kullanıyor zaten. Memleket “yerli ecnebilerle” (bir oksimoron daha!) kaynıyor zaten, yeni bir “oryantalizme” hiç gerek yok. Sufi Klipler’e göre daha ilginç olan bir program ise 10 Eylül günü Adana’dan canlı olarak yayınlanan Senfoni ile İlahiler konseri oldu. Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası ve Mersin Devlet Opera ve Balesi Korosu eşliğinde ilahiler prime-time’da TRT 1’den yayınlandı. Reyting oranlarına bakarsak, en alt sıralardan da olsa AB grubunda ilk yüze giren bu programın “sufi kliplerle” tuhaf bir benzerliği vardı. İlahiler okunurken yine semazenler raks ediyor, görüntüleri orkestranın iki yanına aplik gibi sarkan ekranlardan yansıyor, ayrıca görüntünün üstüne Sabancı Merkez Camisi’nin uzaktan görünen silueti oturtuluyordu. Orkestranın eşlik ettiği solistler klasik müzik camiasında bilinen, tanınan isimlerdi, tenor hariç! Tenorumuz Burak Kut, Türkiye klasik müzik çevrelerinden çok pop müzik dünyasında tanınıyordu (“sufi klip sendromu”).

İlk olarak Cemal Rey’de 2005 yılında seslendirilen “senfonik ilahiler projesinin” Ramazan ayında TRT’den canlı olarak yayınlanması (birkaç gün sonra “istek üzerine” tekrarlanması) insanın aklına ister istemez 1930’lu yıllarda yapılan “musiki inkılâbını”, inkılâbın temelini oluşturan “Doğu-Batı sentezi “ düşüncesini getiriyor. Ziya Gökalp’den mülhem ve o dönemde revaçta olan sentez düşüncesinde “saf”, yozlaşmamış Anadolu kültürü ile Batı kültürü hemhâl edilmeye çalışılmıştı. Diğer bir deyişle, “kozmopolit” (30’lu yılların Türkçe’sinde olumlu bir anlam içermez) Osmanlı kültürü tarafından kirlenmemiş halk türkülerinin muasır Batı kültürü ile “kaynaşması” için Klasik Batı müziğinin çokseslendirme tekniklerinden yararlanılması hedeflenmişti. Böylece türkülerimiz “çokseslendirildi”, yeni besteler halka tanıtılmaya, bedava halk konserleri düzenlenerek Anadolu’da seslendirilmeye, radyolardan yayınlanmaya başladı.

Sonuca ilişkin tartışmalara dönmekten çok, TRT’nin Ramazan’da gösterdiği yayıncılık reflekslerinden yola çıkarak başka bir şeyin altını çizmek istiyorum. Özellikle, Senfoni ile İlahiler konseri ile devletin yeniden “ciddi müziğe” yönelik bir kültür siyaseti oluşturma eğilimine girdiğinden söz edilebilir diye düşünüyorum. Eğer bu doğruysa, sentez düşüncesinde çok ciddi bir kırılmanın olduğunu teslim etmek zorundayız. Yeni sentezin bir ucunda artık “homojen” ve biraz da tahayyül edilmiş (“bozulmamış”) olan Anadolu türküleri yok, aksine yapısı gereği heterojen, şehir hayatına içkin, dini göndermeleri kuvvetli sufi müzik geleneği var. Bu yaklaşımın “türkülere” göre modernliği ve gücü ortada ama halen sorunu çözmekten çok uzak. İlk olarak, varsa bu proje hâlen bir devlet projesi, ki modernite sonrası kodların etkisindeki bu dönemde pek bir anlam ifade etmiyor, özellikle müzik çok daha sivil ve popüler kültürle bütünleşmiş durumda. Daha da önemlisi, sentezin öteki ucundaki Batı Klasik müziği sanki 30’lu yıllardaki hâliyle dursun isteniyor. İyi de, o klasik müzik anlayışı çoktan eskidi, tükendi. Bu arada, asıl soru tüm haşmetiyle ortada duruyor: Devlet eliyle yapılacak “sentez projelerine” sahiden ihtiyaç var mı? 30’larda başlayan, yıllarca inatla sürdürülen “musiki inkılâbı tecrübesi” bu sorunun cevabını çoktan verdi.

ORHAN TEKELİOĞLU: Bahçeşehir Üni.
 

Radikal
Yayın Tarihi : 22 Eylül 2009 Salı 19:11:43


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?