30
Ocak
2026
Cuma
MEDYA

EKRANDA BİR HALK KAHRAMANI YARATMAK

Mehmet Ali Erbil, ikinci Çarkıfelek’te ikinci parlak dönemini yaşıyor.

 Ekranda ayağına kurşun sıkan Mehmet Ali Erbil, ne yaptı da tekrar eski izlenirliğini yakalamaya çok yaklaştı?

Ona ne denebileceğini gerçekten bilemiyorum? “Mehmet Ali” ya da “Memoş” mu? Yeni “Çarkıfelek”in Anadolu’nun ücra köşelerindeki evlere konuk giden dış sunucusundan, yani “tepsisiyle” ünlendirilen “İstanbullu genç kız”dan mikrofunu alan ev sahibi ya da sahibesi, Mehmet Ali Erbil’e iki hitaptan birini kullanıyor. Sonra başlıyor çadır tiyatrosu, ne olursa olsun bu işten maddi bir çıkar sağlayacağını bilen yoksullar, başlıyorlar Mehmet Ali’nin testini oynamaya: İlk olarak, “yoksulluk düzeyi” testinden geçiliyor: “Ne iş yapıyon dayı?”, “maaşın n’adar?”, “kiraya ne ödüyon?”, “o ev kaç oda?”, “kocan nirde?” gibi sorular, gidilen yöreye göre ama her zaman “sahte” bir “taşra” ya da “doğu” şivesiyle soruluyor, hatta bazen araya Kürtçe sözcükler de sıkışıveriyor. Ama programın İstanbul şivesiyle konuştuğunun altı muhakkak çiziliyor, yoksulun evindeki dille, sınıfsal konumuyla dalga geçerken, adam “e” dese, Mehmet Ali onu illa “eee” yapıyor, şiveyi eğiyor büküyor ve onu “taşralı” kalmaya mahkum ediyor. Hakkını yemeyelim, bu işi maskaralıkla yapıyor ama şunu da unutmayalım, bu arada karşısındakini de maymun ediyor. Trajikomik bir denge bu, bir ucunda maddi çıkar olmasa, acaba bu konumlandırma kabul görür mü? Devam edelim: Yoksulluk testinin sonucuna göre bir yardım meblağı kafada belirleniyor, sonra da tırışkadan sorular geliyor. Sessizlerde, yine dille oynanarak harfler yer değiştiriyor ve sesli harf vermek için mutlaka bir “anan” ya da “eben” sorusu (komik efekt) soruluyor, gariban yardımı alınca da, Mehmet Ali’yi memnun etmek için yerel şivesiyle bir “çaktırma!” (bir komik efekt daha) çakıyor! Yardım töreninin son karesinde mobilya, doğrudan para, bir eşya, hatta duruma göre bir araba var. Ekranın en mutlu karesi bu, herkes birbirine sarılıyor, fakirlik arttıkça ağlayanlar da oluyor ve artık bir Robin Hood’a dönüşen Mehmet Ali mutlu mesut kameralara gülümsüyor. Ekrandan bir “halk kahramanı” böylece doğuyor.

Yazının başında bilerek “Yeni Çarkıfelek” dedim, çünkü biraz analiz edince, daha önce de reyting rekorları kıran Çarkıfelek programı ile yenisi arasındaki fark şekillenmeye başlıyor. Eskisinin bitimi çok da uzak olmayan bir süre önce, ünlü bir ekran kazasıyla ve birdenbire olmuştu. Bu nedenle, bazı yorumcular Mehmet Ali Erbil’in, Güner Ümit olayında olduğu gibi, böyle bir “kazadan” sonra bir daha ekranlara dönemeyeceğini düşünüyorlardı, üstelik yeniden başlayan Çarkıfelek, Fox gibi nispeten az reyting alan bir kanalda işe girişmişti. Amma ve lakin Çarkıfelek, son reytinglere bakarsak, yükselen izlenme oranlarıyla kısa sürede bu kanalın lokomotif programı haline geldi. Ekranda ayağına kurşun sıkan Mali, ne yaptı da tekrar eski izlenirliğini yakalamaya çok yaklaştı?

Önceki Çarkıfelek’in en önemli başarısı sıradan bir bilgi yarışmasını, birçok eğlenceli unsura ilaveten bir “armağan dağıtma” (potlatch) törenine çevirmesiydi. O dönemde de programa dışardan katılınıyor, telefondaki yarışmacı biraz daha keyfekeder bir şekilde sorgulanıyor ve Mehmet Ali’nin “güvenlik sorularını” atlatan adaylara “armağan” verilebiliyordu. Fakat bu sorular, telefondakileri profesyonel yalancılara çevirmeye başlamıştı, mutlaka polis ya da asker bir akrabadan söz ediliyor, fakirlik iyice abartılıyor ve üstüne üstlük, yalvarılıyordu, “n’olursunuz Mehmet Ali Bey?” diye ekrandan bağıranlara Mali parmak gösteriyor, reklamlardan sonra canı isterse “yardım” ediyordu.

‘Armağan dağıtma’ töreni

Daha önce de Radikal İki’de yazdığım gibi, modernite öncesi toplumlarda sıkça karşılaştığımız “armağan dağıtma” törenleri, kralların iktidarlarını sürdürmek için kullandığı en önemli araçlardan biridir. Geneli yoksul olan bu toplumlarda, aslında tek varsıl olan kabile şefi ya da kral, yılda en azından bir kere ve genellikle büyük bir av partisinden sonra, elde edilenleri (av eti ya da post gibi) bir tören eşliğinde halkıyla “paylaşır”. O anda kral ile halkı arasında anlık bir eşitlik sağlanmış olur. Tören bittikten sonra ise eski düzen yeniden tesis olur, iktidar hiyerarşisi hem de şefin daha da lehine olarak yeniden oluşur. Çünkü törende ne kadar çok şey paylaşılırsa, şef ya da kral o kadar “halk dostu” olmuş olur, şefin yardımseverliği dillerden düşmez artık, o zalimin teki değil, aksine katıksız bir “halk kahramanıdır”. Bu mitolojik kurguyu çok başarılı olarak kurduğu, yarışmayı baştan sona bir “armağan törenine” dönüştürdüğü için Acun, dünyanın en sıkıcı yarışmalarından biri olan “Var mısın, Yok musun?”u bir yardımseverlik destanına dönüştürdü. Acun’un, daha önce iki kez denenen ve tutmayan bu programı hazırlarken, Mehmet Ali Erbil’in Çarkıfelek’indeki “armağan dağıtma” cinliğini iyice inceleyip kendi şovuna uyguladığı düşüncesindeyim.

Yeni Çarkıfelek’i hazırlarken Mehmet Ali’nin de Acun’un başarısını görmediğini varsaymak pek mümkün değil. Üstelik bu sefer devir, seçim öncesi kömür, erzak dağıtma, buna ilaveten işsizlik yani kısacası “ekonomik kriz devri”, Mehmet Ali bunu atlar mı? Bir de “çizilen karizma” var, “halkına” özür borcu. Fox TV yöneticileri ile anlaşıldığı da ortada, bu programda “armağan vermenin” hiçbir sınırı yok, “tepsisiyle ünlü, İstanbullu kız”, çok iyi Türkçe bilen ecnebi gibi, en yoksul evleri önceden tespit ederek işi garantiye alıyor. Daha da önemlisi, bu yardıma muhtaç insanlar artık yalvarmıyor, “Mehmet Ali Bey” kullanımdan düşüyor, onun yerine “Memedali” geliyor, hatta “Memoş!” Programın içeriği de değişmiş, belden aşağı esprilerin düzeyi çok iyi ayarlanmış, her gün Elli Sarışın’daki kızlardan biri hostes oluyor ve olabildiğince “göze hitap” eder şekilde giydiriliyor. Mali’nin muzırlıkları tabii ki devam ediyor, ama o da çok ölçülü, en fazla ürün tanıtımı yapan kızın yanağından öpülüyor, o kadar. Bir de herkesin Arap müziği eşliğinde raks ettikleri bölüm var ki, kapı gıcırtısını duyup ne kadar dans edecek tip varsa anında sahneye fırlıyor. İşte burada bildik “Memoş” durumları ortaya çıkıyor, biraz “kırık” bir seyirci dansa başlayınca, Memoş kızları sahneden uzaklaştırıyor, kamera hemen gence fokuslanıyor. Zaten arasıra “kırık” yarışmacılar da programa katılıyor, hoşça vakit geçiriliyor, belli ki Mali için önemli bir mevzu bu. Yazının başında da belirttiğim gibi, bu “halk kahramanı” bir “Mehmet Ali” mi, yoksa bir “Memoş” mu? Homofobik mi, yoksa değil mi? Bilinç dışındaki terazisi bu da, çarkıfelek şirazesinden çıkabilir mi? Sanmıyorum.

 

 

 

Orhan Tekelioğlu (Bahçeşehir Ün.) Radikal
Yayın Tarihi : 23 Şubat 2009 Pazartesi 06:41:15
Güncelleme :23 Şubat 2009 Pazartesi 06:57:45


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?