24
Mart
2026
Salı
MEDYA

Genel yayın yönetmenliği çok mu zor?

Genel Yayın Yönetmenlerinin işi zor!..

Dün, hemen hemen bütün köşelerde Hrant Dink cinayeti sonrası medyada yer alan dezenformasyon dalgasına ilişkin yazılar vardı. Hürriyet, rakibi Sabah’a isim vermeden manşetten yüklenmişti. Sabah imzasız bir başyazıyla haberlerini savundu. İş petrol savaşlarından sonra, şimdi de medyada haber savaşlarına döneceğe benziyor. Ama kesin olan şu ki, hakikaten birileri, bir yerlerden müthiş bir yanlış bilgi akışı sağlıyor, bir şekilde de buna teslim olunuyor.

Sabah’ın başyazarı Mehmet Barlas’ın şu satırları açıklayıcı olabilir:

“İyi ve gerçekten araştırmacı gazeteci, kendisine verilen veya sızdırılan haberin kaynağının, bu haberi hangi amaçla verdiğini veya sızdığını da bilir.”

TGRT-Fox’un geçtiğimiz günlerde medyaya bir ajans gibi servis ettiği görüntüler, tam da Barlas’ın tarifinin önemine işaret etmiyor mu? Yeni kurulan bir kanal, ilk habercilik hamlesinde büyük bir amatörlüğün kurbanı oldu, iş şimdi Genelkurmay’la aralarında bir krize dönüştü. Profesyonele ihtiyaç her gün daha da artıyor işte...

Dün, medyanın çeşitli gelişmelerde nasıl tavır alacağını hâlâ bilemediğini yazmıştım. Buna ek olarak ‘bilgi kirlenmesi’ sürecinde medyanın bir de serinkanlılığı olmadığı görülüyor sanki. Hazırlıksız yakalandık, kısacası.

Haber sızdırmalar, yanlış bilgi akışı ve bununla beraber yalanlanan manşetlerle ilgili pek çok komplo teorisi üretilebilir. Ancak hiç bu dolambaçlı yollara girmeye, 12 Eylül kafasıyla düşünmeye gerek yok. Önemli olan, medyanın filtreleme kabiliyetini tamamen kaybetmiş olması galiba.

Gazetenin mutfağına polis-adliye muhabirleri, istihbarat şefleri her türlü bilgiyi yığar. Doğru ya da yanlış, maksatlı ya da maksatsız, ellerine geçirdikleri, yahut kendilerine servis edilen haberleri sunarlar ve değerlendirilmesini beklerler.

Onların getirdiği kimi haberler gerçekten iştah açıcı olabilir. Tiraja da katkısı olur, gazetenin habercilik itibarına da. Ama aynı şekilde, bu haberler yanıltıcı çıkabilir ve dün Yeni Şafak’tan Fehmi Koru’nun dediği gibi belki de sızdıranlar haberi yayınlayan kurumun itibarını sarsmayı amaçlamışlardır.

Bütün bu bilgi kirliliğinde, önüne gelen haberleri filtre edecek tek bir yetkili merci var gazetelerde: Genel Yayın Yönetmenleri... Böylesi kriz anlarında, genel yayın yönetmenlerine düşen ilk görev serinkanlı davranmak ve habere mümkün olduğu kadar çok mesafeyle bakmak.

Kim söyledi hatırlamıyorum, ama Apo yakalandığında bir tanıdığım “Türkiye’yle ilgili bu gibi gelişmeleri artık sadece BBC gibi yabancı kanallardan takip ediyorum” demişti. Zira o sırada Türk televizyonları retoriğe boğulmuş, haberi yalın bir şekilde vermek yerine Türklük propagandasında yarışır hale gelmişlerdi.

Oysa BBC gibi uluslararası düzeyde etkin kuruluşlar, önemli meselelerde tıpkı kendi ülkelerindeki gelişmelerde olduğu gibi haberi verirken panik ve propagandadan uzak bir üslup kullanırlar. İzleyici açısından da gelişmeleri takip etmek, kafa karışmadan haber izlemek kolaylaşır.

Bugün, Türk basını yine bir retorik sınavının eşiğinde. “Bizim haber doğru”, “Sizinki yanlış” yarışının ortasında haberin okuru/izleyicisi gelişmeler arasında boğuldu. Kimse, ne olduğunu takip edemiyor.

Hele böyle durumlarda haber merkezlerinin çok çabuk gaza geldiği, haber şeflerinin kendi malzemesini pazarlamak için canla başla toplantılarda uğraştığı ve gazetelere olağan süratin dışında haber yağdığı düşünülürse...

Gazetenin en tepesindeki isimlerin işi her zamankinden daha zor.

Oray Eğin/Akşam
Yayın Tarihi : 6 Şubat 2007 Salı 16:56:09


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?