"Kovulduktan sonra Filistin Caddesi'nde bir kadın yanıma yaklaştı ve 'Sizi göğsünüzden öpeceğim' diyerek öptü. 'Neden?' diye sordum. Çünkü göğsünde şeref madalyası olan bir gazetecisin' dedi."
"Hürriyet'te çalışanların yüzde 99'u AKP'ye karşıdır."
"Hürriyet beni mertçe kovamadı. Binbir dereden su getirip, bahaneler üreterek kovdu."
"Ben insanlara lakap takıyormuşum, kovulmamın bir nedeni de buymuş. Peki Jet Tevfik, Fırıldak Kubi, Pişkin Ömer manşetlerini kim attı? Özkök değil mi?"
"İzmir Deniz Restoran'da Özkök ile masaya oturduk. Hava iyi değildi ama kovulduğumu tebliğ edeceğini de bilmiyordum."
"Yazımı yazar geçerdim. Özkök arardı. 'Şu bölümü çıkarsak, şöyle problem olur falan derdi. Kimi zaman da bana haber vermeden, bir-iki cümle tırpanlardı. Bazen bütün yazımı veto ederler, mecburen başka yazı yazardım."
"Muhabir arkadaşım iktidar aleyhinde bir haber yazar gönderirdi ve sonra da 'Bu haber çıkmaz' derdi. Hürriyet'te haber sarrafı olduk. Hangi haber çıkmaz, tahmin ederdik ve hiç yanılmazdık."
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Hürriyet Gazetesi ile yollarını ayırmasından sonra "Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi" adını vereceği kitap çalışmasını sürdüren Emin Çölaşan’ın GAZETEPORT’a yaptığı açıklamalar ses getirdi. Çölaşan röportajın ikinci bölümünde de önemli açıklamalarda bulundu. İşte yeni bölüm, yeni sorular ve yeni cevaplar:
GAZETEPORT-ktidarların basını susturma gayretleri ve baskılar her dönemde yaşandı. Siz de bunları yaşadınız. Bu iktidar döneminde ne fark vardı?
- AKP, 2002 yılı sonunda iktidara gelene kadar bu derece sorun ve baskı yoktu. Koalisyon hükümetleri nedeniyle dengeleniyordu. Ama AKP 2002’de tek başına gelince koşullar değişti. Bütün medyaya yönelik bir baskı başladı. Gazete patronlarının hepsi iş adamı. Medya dışı işleri var. İktidarla içli dışlılar. O nedenle baskılar eskisi gibi göğüslenemedi. İktidardan gelen bu tavırlar, artık üstü kapalı da yapılmıyor. Alenen baskı var.
GAZETEPORT- Bu baskıya giden süreç nasıl gerçekleşiyor? Patron katında Başbakan, Bakanlar ya da parti yöneticilerinin ziyaretleri sırasında mı şekilleniyor?
- Tabii, ikili-üçlü görüşmeler. Patronun ve gazetelerin yöneticilerinin, iktidar mensupları ile buluştukları toplantılar oluyor. Zaten Başbakan bir gazetenin patronu ile görüşüp, "Şu sizin falan yazarınız da fazla oluyor, abartıyor" bile dese, bu söz yetiyor. Hemen gazetenin yönetim katına bu yansıyor sonra da dalga dalga yayılıyor. Tabii o görüşmelerin tam içeriği nedir, nasıl bir yaklaşım sergileniyor bilemem ama tahmin edebiliyorum. Bu lafların ardından patron da o zaman düşünüyor. Çünkü o yazar frenlenmezse patronun birçok alandaki işleri aksayacak. Mesela atılan bir manşet de iktidarı rahatsız ediyorsa, hemen tepkisi gelir. Sonra bir otokontrol başlar. Tek parti iktidarında da bu baskıları engelleyecek bir başka adres olmuyor.
ÖZAL'IN ŞİKAYETİ, SİMAVİ’NİN MEKTUBU
GAZETEPORT- Geçmişte 1983 sonundan itibaren ANAP tek başına iktidar oldu. Mesela o yıllarda Erol Simavi’ye, Turgut Özal’dan sizinle ilgili bir sitem geldiğinde bu nasıl yansıyordu?
- Bugünkü gibi değil. Özal da Tansu Çiller de beni yönetime şikayet etti. Bülent Ecevit de bazı yazılarıma kızıp sitem etti. Ama bu durum, iktidar gücünü kullanarak siyasi baskıya dönüştürülmedi. Mesela Turgut Nereden Koşuyor kitabımın ardından Özal beni şikayet etti ve Erol Simavi de bana bu konuda bir mektup yazdı.
GAZETEPORT- O mektup sizi etkiledi mi? Yani o zaman da mı frene basmak durumunda kaldınız?
- Erol Simavi, gazeteci olduğu için onun mektubu, siyasetçiden gelen talepler sonucu, bana baskı kurma niteliğinde değildi. Gayet kibar üslupla yazılmış bir mektuptu. Gazeteci iktidar ilişkileri konusundaki görüşlerini aktarıyordu. Ben de bu mektuba 9 sayfalık bir cevap verdim. Kendi görüşlerimi aktardım. Ertesi gün Erol Bey aradı, "Yahu çok insafsızsın. 9 sayfa yazılır mı? Okumaktan gözlerim yoruldu" diye espri yaptı. Simavi gazeteci bir patrondu. Rahmetli Çetin Emeç ile de genel yönetmenken çok çatışmalarımız oldu. Ama bunlar gazetecilik kaygılarıyla ilgiliydi. Erol Simavi basın dışında ciddi sayılabilecek bir iş de yapmadı. Patron düzgünse, gazeteciyse ve basın dışı işlere kayıp, iktidarla içli dışlı değilse, bu baskılar vız gelir… İşten kovulduktan sonra da beni arayan ilk kişilerden biridir. Erol Simavi saygın bir isimdir.
"HÜRRİYET AKP KARŞITIDIR"
GAZETEPORT- Patronların iktidar ile olan bu ilişkileri, gazete yönetimi ve çalışanlarını da mı iktidar yanlısı yapıyor?
- İster istemez. Bir otokontrol başlıyor. Muhabir arkadaşım ya da yazar için "Şu haberi yazarsam başım derde girer" kaygısı oluyor. Aslında bugün Hürriyet’te çalışan insanların yüzde 99’u AKP karşıtıdır. Bu partiye ve iktidara sempati beslemezler. Ama üstte oluşan hava alta yansıyor ve böyle oluyor.
GAZETEPORT- Sizin AKP karşıtı yazılarınız sayfaya konulmuyor ya da tırpanlanıyordu. Muhabirlerin bu tür haberinin akıbeti ne oluyordu?
- Ben yazımı yazar geçerdim. Sonra Ertuğrul Özkök arayıp şurası sıkıntıya neden olur, çıkaralım falan derdi. Bazen de benden habersiz bir-iki cümleyi tırpanlarlardı. Kimi zaman tüm yazımı veto ederler, yeni bir yazı yazardım. Muhabir arkadaşlarım ise ya bu tür bir haberi, nasıl olsa çıkmaz diye yazmaz ya da her şeye rağmen gazetecilik tutkusu ile belgeleri ile birlikte yazardı. Biz o gün geçilen haberlerin değerlendirmesini de yapardık. Hangi haber ertesi günkü gazetede yer alacak, hangisi çıkmayacak diye. Çıkmaz dediklerimizde hiç yanılmadık. Bu konuda haber sarrafı olduk. İktidar aleyhinde bir şey varsa o haber çöp tenekesine giderdi.
"MERTÇE OLMADI"
GAZETEPORT- Şimdi kitap çalışmasıyla ilgileniyorsunuz ve hergün Bilgi Yayınevi'ne yürüyerek gelip gidiyorsunuz. Yolda karşılaştığınız insanlar ne diyorlar?
- Büyük bölümü geçmiş olsun diyerek hal hatır soruyor. Binlerce mail geldi. Telefonlardan Hürriyet’in santrali kilitlendi. Yanınızdayız diyorlar. Ama beni geçenlerde çok etkileyen bir durum oldu. Filistin Caddesi'nde bir arkadaşımla buluştum ve yürürken bir kadın yanımıza geldi. "Emin Bey sizi göğsünüzden öpmek istiyorum" dedi. Hiç böyle bir şey duymamıştım. Nedenini sordum ve "Çünkü senin göğsünde görünmese de şeref madalyası var. Şerefli, haysiyetli bir gazetecisin. Hep öyle oldun" dedi ve göğsümden öptü.
"BU LAKAPLARI KİM TAKTI?"
GAZETEPORT- Peki Hürriyet yönetiminin tavrı nasıl oldu? Halktan gelen bu tavra nasıl yaklaştılar?
- Onlar zaten kafaya koymuşlar. Ama beni mertçe bile kovamadılar. Binbir dereden su getirdiler. Bahaneler uydurdular. Mesela ben insanlara lakap takıyormuşum ve bu da Hürriyet’in ilkelerine aykırıymış. Yıllardır insanlara lakap takıp bu lakapları manşete çeken kimdi acaba? Bir günde iki parti değiştiren eski milletvekili için ‘Jet Tevfik’ diyerek manşete çektiler. Yine eski milletvekili Ömer Bilgin için ‘Pişkin Ömer’ manşeti attılar. Kubilay Uygun için ‘Fırıldak Kubi’ yazdılar. Bu lakapları takıp manşete çeken kimdi? Ertuğrul Özkök değil miydi?
GAZETEPORT- Size gönderilen yazılı işten çıkarılma tebligatındaki ifadeler de ilginçti. Onu nasıl değerlendirdiniz?
- Enteresandır. O belgeye Hürriyet’te görev yaptığım dönemde, kuruma büyük katkılarım olduğunu yazmışlar. Türk toplumunun yakından tanıyıp taktir ettiği başarılı bir gazeteci olduğumu yazmışlar. "Çok iyisin, herkes seni taktir ediyor ama biz seni kovduk" diyorlar…
DENİZ RESTORAN
GAZETEPORT- İşten çıkarılma tebligatı sözlü olarak İzmir Deniz Restoran'da yapıldı. Ertuğrul Özkök ile o buluşma nasıl gerçekleşti ve neler konuştunuz?
- Ben yıllık izne çıkmıştım ve İzmir’de oteldeydim. Özkök de İzmir’deymiş yemek yiyelim dedi. O restoranda buluştuk. Aydın Doğan’ın kararı olarak bana durumu iletti. Bu konunun tüm detaylarını kitabımda yazacağım.
GAZETEPORT- Siz o yemeğe giderken kovulma tebligatı alacağınızı biliyor muydunuz?
- Hayır. Ama hava pek iyi değildi. Bazı şeyleri hissediyorsun. Ama masaya oturana kadar bilmiyordum…
"BEKİR KENDİ KARAR VERDİ"
GAZETEPORT- Olayın ardından yakın arkadaşınız Bekir Coşkun ile buluştunuz. Coşkun’un size destek amacıyla istifa edeceği konuşuldu. Siz de böyle bir destek istifası beklediniz mi?
- Bekir benim çok eski arkadaşım. Hürriyet’te yaşadıklarımı paylaştığım dostum. Benim kovulmamdan sonra kendisiyle buluştuk, konuştuk. Ama "Sen ne yapacaksın?" diye hiç sormadım. Sormam da doğru olmazdı. Bu kişisel bir konu. İnsan bu tür durumlarda kendi kararını kendisi verir.
GAZETEPORT- Kovulma olayının ardından Hürriyet yazarlarının size yeterince destek vermediği, kalem oynatmadıkları yorumları yapıldı. Bu tür bir kırgınlığınız oldu mu?
- Hayır. Hepsi desteğini esirgemedi. Tümü aradı. Doğan Hızlan benimle ilgili uzun bir yazı yazdı. Bekir Coşkun müthiş bir analiz yaptı. Hiç bir şey yazmayana da kırılmam. Doğaldır. Patron birini kovmuş. Siz ona ne kadar sahip çıkabilirsiniz? Herkesin gelecekle ilgili kaygıları var. Aldığım onur verici destekler bana yeter.
HÜRRİYET’TE DEĞİŞİKLİK OLUR MU?
GAZETEPORT- Özellikle sizin olayın ardından Hürriyet’in tepe yönetiminde değişiklik iddiaları yine gündeme geldi. Zafer Mutlu’nun adı geçiyor. Ertuğrul Özkök’ün başyazar olacağı, Oktay Ekşi’nin jübile yapacağı söyleniyor.
- Bu tür konuları ben her zaman en son duyarım. Çalıştığım dönemde de şimdi de hiç ilgilenmedim. Ama benim kulağıma da böyle şeyler geliyor. O geliyor, bu gidiyor falan diye. Ama medyada bir şey gerçekleşmeden ve resmen ilan edilmeden inanmayacaksın.
GAZETEPORT- Medyanın tümü baskı altında demiştiniz. Siz bu baskıyı bir kitap ile kamuoyunun gözü önüne sereceksiniz. Diğer meslektaşlarınız ne yapmalı?
- Onlara tavsiyem bu konuları not almaları. Bugün yazamasalar bile ilerde yazıp tarihe ışık tutmalılar. Medyanın AKP iktidarı döneminde nasıl ters yüz edildiğini aktarmalılar.
GAZETEPORT- 15-20 gün sonra kitap çalışmanız da bitecek. Sonra ne yapacaksınız. Bir gazetede çalışacak mısınız? Değerlendirdiğiniz teklifler var mı?
- Şu anda tüm mesaimi kitaba veriyorum. O iş bitince bir tatil yapacağım. Uzun süredir tatile çıkmadım. Hürriyet’te izne çıktığım gün kovulduğumu öğrendim. O günden bu yana da çok sayıda iş teklifi aldım. Ama hepsine teşekkür etim. Bundan sonra da ne yaparım, karar vermiş değilim. Bakalım zaman ne gösterecek? Şu anda tek düşüncem kitabımı tamamlamak.