23
Şubat
2026
Pazertesi
ELAZIĞ

Hazar Gölü Ölüyor

İmdat ölüyorum, yok mu kurtaran? 

İmdat! Güzelliklerimi çalıyorlar. İncilerimi, mücevherlerimi elimden alıyorlar. Kanımı, canımı gasp ediyorlar göz göre göre. Boğuyor, yok ediyorlar beni . İmdat! Yok mu kurtaran, yok mu bir sahip? Allah’ını, dinini seven kulak versin sesime... Neden böyle terk edildim? Ne yaptım ki böylesine acılarımla baş başa bıraktınız beni?

Oysa ben bugüne kadar hep iyilikler taşıdım heybelerinize; hep güzellikler sundum gönüllerinize.Yüzyıllardır gözlerinizi okşamadım mı? Sıcaktan bunaldığınızda ya da yorulduğunuzda içime atmadınız mı gövdelerinizi? Sarıp sarmalayıp serinletmedim mi bedenlerinizi? Dinlendirmedim mi yorgunluğunuzu? Misafir olduğunuzda kıyılarıma, eğlenesiniz diye dalgalarımla en güzel şarkılarımı söylemedim mi? Geceleri ay ışığı ile el ele vererek oluşturduğum yakamozlarımla sizleri oyalayarak dertlerinizi unutturmak için çaba göstermedim mi? Üzerimde kayıklarının küreklerini çeken sevdalılarınızın söylediği aşk şarkılarına dalgacıklarımla tempo tutmadım mı? Şairlerinize ilham kaynağı olmadım mı? Efsanelerimle hayal dünyanızı süslemedim mi? Kamışlarımdan çocuklarınıza kaval yapmadınız mı? Oltalarınıza, ağlarınıza özenle beslediğim en güzel balıklarımı takarak size ikram etmedim mi?

Peki, bütün bunlara karşılık sizler ne yaptınız? Her gün biraz daha kirlettiniz beni. Çevremi ağaçlandıracağınıza, yeşilliklerimi tonlandıracağınıza, yaptığınız beton binalarınızla doğal güzelliklerimi yok ettiniz. En acısı da bağrımı delerek beni yaşatan suyumu boşalttınız yıllarca. Sonra da özelleştirme adına kuruyan bir meyve ağacının suya olan hasreti ile yaktığı türküyü yüreğinde hissedemeyecek kadar gönül gözü güzelliklere kapalı; paranın soluk ve soğuk rengini aşamamış, daha çok su daha çok kar hırsına esir içinizden birilerine peşkeş çektiniz, sattınız beni. Masa başında kalem oyunları ile kotamı düşürüp kıyılarımı yağmaladınız. Birileri zengin olsun diye milyonlarca insana güzellik veren beni zelil ettiniz. Şimdi de gözlerinizi yok oluşuma, kulaklarınızı feryatlarıma tıkıyorsunuz..

Bakın son üç yıl içerisinde elli metre geriledim. Böyle devam ederse yakında çölleşeceğim. Halbuki ben, yalnız Elazığ’ınızın, yalnız Diyarbakır’ınızın değil, bütün Doğu Anadolu’nuzun turizm merkezi olmaya namzet bir göldüm. Bir gün Hazar Baba’mın heybetini sularımda keşfedecek birileri çıkacak diyordum. İşte o zaman Hazar Baba’mla el ele vererek milyonlarca insana sadece güzellik sunmakla kalmayacak, iş ve aş kapısı da olacaktım. Mavi bayrakla ödüllendirdiğinizde bin yıllarımın hayali gerçek oluyor diye ne de çok sevinmiştim. Benimle Türk Dünyasını kucaklamak isteyişiniz, adıma şiir geceleri düzenleyişiniz ne de çok gururlandırmıştı beni.

Büyük Hazar ağabeyimden bana selam getiren Türkmenistanlı, Azerbaycanlı Kazakistanlı, Kırgızistanlı, Özbekistanlı, Kafkasyalı şairleri dinlerken içim içime sığmamış, kendimden geçmiş; umut ve sevinç göz yaşlarımı kıyılarımla paylaşarak sabahlara kadar ağlamıştım. Anlayamıyorum nasıl bağdaştırabiliyorsunuz o sevgiyle bu ihaneti. Bakın şimdi suyum çekiliyor. Yok oluyorum, ölüyorum. Kendim için değil, beni terk eden güzelliğimin bir parçası olan martılarım, karabataklarım, ördeklerim için üzülüyorum. Bin yıllarca beni ana bilip sularımda özgürce oynayan balıklarımın yok olması kahrediyor beni. Bana bütün bunları reva gören siz insanlar için üzülüyorum.

Sizler, herhalde neleri kaybettiğinizin farkında değilsiniz. Birilerinin "dur!" demesi lazım bu gidişe. Yok mu temsilcileriniz? Yok mu partileriniz, parlamentonuz, parlamenterleriniz? Yok mu yüreğiniz, vicdanınız? Yok mu aklınız, izanınız? Benim sonum sizin de güzelliklerinizin sonu olacak bunu göremiyor musunuz? Niçin bu kadar vurdumduymaz oldunuz? Niçin feryatlarıma kulaklarınızı tıkıyorsunuz? Neden, maviliklerimle göz göze gelmekten korkuyorsunuz?.

Siz, “Varlıklarımız bizlere atalarımızdan kalan bir miras değil torunlarımızdan alınan emanettir” diye yola çıkan, Türkiye’nin çöl olmaması için de büyük mücadeleler veren Tema Vakfı; siz, dünya güzelliklerini koruma adına faaliyet gösteren Greenpeace yetkilileri, neredesiniz? Siz Türkiye Cumhuriyeti’nin savcıları, sadece insanın insana yaptığı haksızlıklar karşısında mı harekete geçersiniz? Yaşayan milyonlar ile daha dünyaya gözlerini açmamış milyonların göz hakkı, gönül hakkı, ekmek kapısı olan güzelliklerime kastedenler; beni boğazlayanlar, yok etmeye çalışanlar hakkında hiçbir işlem yapmayacak mısınız? Size sadece suç duyurusunda bulunmuyorum, sizleri bu büyük katliamı soruşturmak için göreve çağırıyorum.

Ben, hala gözleri ve kalpleri pas tutmamış insanların var olduğuna inanıyorum. Umudumu koruyor, birileri benim feryadımı duyacak diyor, bekliyorum. Gözlerimdeki mavilik henüz sönmedi. Hala sabahları güneşi arkasına alan Hazar Baba’mı içime gömüyor; onun gölgesine sığınıyor, heybetiyle avunuyorum. Ve bir gün mutlaka aklın, vicdanın, izanın galip geleceğine inanıyorum.


Hazar Gölü adına

Hadi Önal

hadional@mynet.com

Kenthaber
Yayın Tarihi : 20 Kasım 2004 Cumartesi 11:06:01


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?