Fransız Başbakanı Villepin Kıbrıs konusunda hala uyanamayanların, tabiri mazur görün, kafalarından aşağı bir kova soğuk su dökerek uyandırdı:
“Türkiye ile AB arasındaki müzakereler Türkiye Kıbrıs Rum kesimini Kıbrıs Cumhuriyeti olarak resmen tanımadan başlayamaz.!”. Nokta !.
İşte bu kadar…
Türkiye’de kim ne beyanat verirse versin durum bu kadar açık ve basit. Hala durumu anlamayanlara en basit şekliyle anlatalım:
Bizim girmeye çalıştığımız Avrupa Birliği 25 ülkeden müteşekkil. Bu ülkelerden bir tanesi de bütün Kıbrıs adasının temsilcisi olarak Kıbrıs Cumhuriyeti; yani bizim güney Kıbrıs Rum yönetimi dediğimiz kesim. Kıbrıs Rum kesimi haricindeki 24 ülke; 25. ülke olan Kıbrıs’ı (bizim Güney Kıbrıs Rum kesimi dediğimiz kesim) meşru siyasi hukuki muhatap olarak kabul ediyorlar. AİHM kararlarında da KKTC reddedildiği gibi Kıbrıs’ta bulunan Türk ordusu da “işgal ordusu” olarak niteleniyor. Biz de bu topluluğa girmek isterken “ben sizin yirmidördünüzü tanıyorum, yirmibeşincinizi “tanımayrum”” diyoruz. Avrupalı da, kafası böyle bir şey almadığı için “sen ne diyorsun yahu” diyor. Bu arada da biraz da kurnazca başka isteklerini de kabul ettirebilmek için işi yavaştan alıp bize “ gel gel ” yapıyor.
****
17 Aralıktan beri AB konusunda ısrarla dikkate getirmeye çalıştığım konuları 31 Mayıs tarihli yazımı dikkate getirerek tekrar hatırlatıyorum:
“ Geçtiğimiz Pazar günü ayın 29’unda Fransa’da Avrupa Anayasası konusunda bir referandum yapıldı. Referandumda, “hayır” sonuçları Avrupa için çok büyük bir fark demek olan yüzde 55 mertebesinde bir seviyeye ulaştı ve Avrupa Anayasası Fransa’da reddedildi.
Bana, hemen o gün ne düşündüğümü sormaya başladılar. Detaylı ve geniş bir analiz yapabilmek için birkaç gün beklemeyi tercih ettim. Bugün sizinle Fransa referandumu sonuçları hakkındaki kanaatlerimi paylaşmak ve bu konuyu gerek Avrupa, gerek Fransa ve gerekse Türkiye için doğuracağı sonuçlar bakımından irdelemek istiyorum. Göreceksiniz, durumu analiz edince ortaya “netice”den ziyade, “sorular” çıkıyor. Bu soruların cevabını da ancak zaman verecek.
Avrupa Birliği açısından kriz çok ciddi ve büyük. Hiç öyle bazı politikacılarımızın veya gazetedeki köşe yazarlarının ele aldıkları gibi hafif bir husus değil. Etkileri derin ve önemli olacak.
Avrupa Birliği hepimizin bildiği gibi 1950’lerde Alman-Fransız işbirliği üzerinde kuruldu. Bugüne kadar da bu iki ülke, 50 senedir, istisnasız Avrupa’yı ilgilendiren her konuda beraber hareket ettiler. Şimdi durum değişiyor. Almanya, Parlamento kararı ile Anayasayı onaylarken, Fransa, Avrupa’nın derinleşmesini, bir taraftan liberal ekonominin hakimiyeti pekişirken diğer taraftan idari olarak merkezileşmesini temin edecek Avrupa Anayasasını reddediyor.
Fransa’nın reddettiği bu anayasa Avrupa’nın diğer ülkeleri tarafından kabul edilirse ne olur? Fransa ayrı bir Avrupa projesine, Avrupa’nın diğer kısmı da başka bir Avrupa projesine mi yönelir?
Avrupa projesi başından beri, adı konulmasa bile, uluslarüstü bir federatif yapıya doğru giden bir projeydi. Fransa’nın bu projenin temel taşını teşkil edecek Anayasaya hayır demesi ile bu proje bitti mi?
Siyasi ve idari açıdan adı konulmamış bir federasyona doğru giden, Fransız-Alman aksında gelişen Avrupa projesinin Fransa ayağı kırıldığına göre, şimdi Avrupa Birliği için değişik bir anlayışı savunan Anglosakson projesi daha hakim bir hale mi gelecek?
Bilindiği gibi İngiltere Avrupa Birliği’nin fazla siyasileşmesini, federatif bir sisteme doğru gitmesini ve ulus devletlerin ağırlıklarının azalmasını istemeyen, Avrupa Birliği projesini de daha ziyade genişletilmiş ve geliştirilmiş bir ticaret alanı olarak gören bir anlayış. Şimdi, kırılan Fransız ayağı ile Avrupa’da Anglosakson anlayışı daha mı hakim hale gelecek?
Fransa’nın, bu referandum sonuçları ile, derinleşen, siyasileşen, dünyada daha önemli bir aktör haline gelmeye başlayan Avrupa’ya angajmanı bitti mi?
Şimdi Fransa’da ne olacak?
Fransa’da hem reddedilen anayasaya evet diyen ve angaje olan, hem de Türkiye’nin tam üyeliğine nispeten müspeten müspet bakan Villepin’in Başbakanlığa atanması Anayasanın ve referandumun tekrar ele alınmasını, bu arada Fransa’da referanduma “hayır” denilmesine sebep olan işsizlik, sosyal problemler ve en önemlisi yeni neslin yeni anlayışı konusunda Chirac-Villepin ikilisi neler yapabilecek? Bu ikili, yükselen Sarkozy dalgasına karşı başarılı olabilecekler mi?
Malum, Sarkozy önümüzdeki 1.5 sene sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en büyük adayı. Hele, Villepin, Chirac’ın yanında yıpranırsa Sarkozy’i durdurmanın imkanı olmayacak. Sarkozy ise, Anayasa taslağını hazırlayan Komisyon Başkanı Giscard d’Estaing’den, Chirac’tan, Villepin’den bambaşka bir Avrupa düşünüyor.
Fransa’da ortaya çıkan en önemli hususların başında ise bu referandumla ağırlığını koyan “yeni nesil” meselesi ortaya çıkıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa Birliği’ni kurmaya çalışan, Faşizmi, Nazizmi yaşamış, harbin bütün sıkıntılarını çekmiş, bu sıkıntıların etkisiyle AB’yi kurmuş ve yürütmüş eski nesil artık yok. Bu neslin yerine Fransa’da daha ulusalcı, daha sosyal adaletçi, hatta ve hatta maalesef daha yabancı düşmanı yepyeni bir nesil ve yepyeni bir anlayış ortaya çıkıyor. Bu nesil referandumda ağırlığını koyuyor ve 1950’lerden beri giderek süratlenen, 1990’lardaki Maastricht Anlaşmasıyla tek paraya ve yavaş yavaş federatif bir yapıya doğru giden 1950’lerin Avrupa Birliği felsefesini kökten değiştirecek yeni bir Avrupa anlayışı talep eden bir nesil olarak ortaya çıkıyor. Fransız siyasetçilerinden nispeten Sarkozy bu nesli anlıyor ve bu neslin liderliğini yapabilecek gibi görünüyor.
Fransa referandum sonucu ile Avrupa’nın kaderini değiştirebilecek projeyi ya yepyeni bir yörüngeye sokabilecek, ya Anglosaksonlaştıracak bir adımı atıyor.
Avrupa yorgun. Hele son on senedir gerek tek para, gerekse genişleme konusunda çok hızlı koştu. Şimdi, Fransa’nın yeni nesli Avrupa’yı tekrar düşünüp, kendisine yeni bir yol çizmeye itecek bir krizi tetikliyor.
****
Bütün bunlar Türkiye için ne ifade ediyor?
Siyasilerimize bakılırsa pek bir şey ifade etmiyor, bu olup bitenler Avrupa’nın ve Fransa’nın iç işi, bizimle de her şey normal gelişecek!!!
Bu söylemler siyaseten sükunet temini için söyleniyorsa belki biraz anlaşılabilir ama inanarak söylüyorlarsa ya da konuyu bilmiyorlarsa durum vahim demektir…
Fransa’daki referandumun reddedilmesinin sebeplerinden bir tanesi “Türkiye meselesi” idi. Kültür farkı, inanç farkı, tarihi sevgisizlik, karşılıklı anlayış ve empati eksikliği, Kürt ve Ermeni meselelerinin etkisi, işsizlik, Türkiye’nin büyük nüfusu gibi bir çok sorun Fransa’nın yabancıları pek de sevmeyen anlayışı ile birleşince Türkiye ciddi bir sorun olarak referandumda yer aldı.
Bence iyi de oldu. Bizim açımızdan aynaya bakmayı bilenler için bu referandum bir ayna teşkil etti. Fransız kamuoyu nezdinde kendimizi ve kendi imajımızı gördük. Anlayanlar anladılar ki Fransız halkının bir kısmı Türkiye ile beraber yaşamak istemiyor; daha ziyade beraber yaşamaya hazır değil. Halbuki Avrupa projesi “beraber yaşamak” demek. Demek ki daha bir arada yaşamaya hazır değiliz. Onlar da değil, biz de değiliz.
Bizim konunun ciddiyetini anlayarak sükunet içinde hareket etmemiz lazım.
Ben, Türkiye’nin menfaatleri açısından üç ayaklı bir planın uygun olacağını düşünüyorum:
Her şeyden önce bizim Avrupa’nın ne olacağını görmemiz lazım. “Hangi Avrupa”’ya gireceğiz, Avrupa ne olacak?”
Bekleyelim görelim…
Birinci iş olarak, Merkel ve Sarkozy’nin tavırlarını da dikkate alarak mutlaka bir bekleme sürecine girmemiz ve başta Kıbrıs’la ilgili ek protokol olmak üzere hiçbir şeye, hiçbir imza atmamamız lazım. ( 31 Mayısta yazılan bu yazıya 3 Ağustos ta eklenen not: Edilgen Hükümetimiz ek protokolü imzaladı. Şimdi bu protokolü T.B.M.M. de reddetmemiz lazım.)
İkinci yapılması gereken özel statü ve özel anlaşmayı bizim teklif etmemizdir. Defalarca söylediğim Türkiye, AB 2005’ten itibaren Türkiye’den senede 100 bin işçi almalı (15 sene müddetle) ve gönüllü olarak müktesebatın 31 kısmını eş zamanlı olarak gözden geçirerek, başta hukuk ve eğitim olmak üzere alabileceği her hususu ülkesine adapte etmek kaydıyla özel statüyü kendisi teklif etmelidir.
Özel statünün en aşağı 15 senelik bir süre için yapılması lazım.
Üçüncü ayak olarak da, bu süre zarfında Avrupa halklarıyla Türkiye’nin birbirine yakınlaştırılması için bu düşmanca tavırların ve anlayış eksikliklerinin ortadan kaldırılması için çok ciddi eğitim, kültür ve sosyal amaçlı programlar başlatmamız lazım. Bu programlar için harcanacak milyarlarca dolar, gerek Avrupa, gerek Türkiye için istikbale dönük en doğru yatırım olacaktır.
Avrupa’da milliyetçilik yükselirken Türkiye’de de aynı durum gözleniyor. Karşılıklı olarak genç nesillerin birbirlerini anlamaları, birbirlerine yakınlaşmaları ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya, İngiltere ve Fransa arasında başarıldığı gibi yeni nesillerin birbirlerini anlayarak, birbirleri ile beraber yaşamalarını temin edebilmek lazım.
Bizim teklif ederek temin edeceğimiz 15 senelik bir özel statü sürecinden sonra hem biz, hem Avrupa durumu değerlendirir. Eğer hala ortada bir Avrupa varsa, Türkiye’nin bu Avrupa’da yer alması, hem Türkiye’nin, hem Avrupa’nın menfaatine ise o zaman karşılıklı oturur değerlendiririz.
****
Hükümet Başmüzakereci olarak Ali Babacan’ı atadı. Başmüzakereci dediğiniz esas itibariyle Komiser. Zira ortada müzakere filan yok. IMF’nin talimatlarını kusursuz yerine getirdiği için yabancıların gözdesi olan Babacan şimdi de AB’nin 31 ila 35 başlık altında, yüzbin sayfanın üzerindeki müstesebatının Türkiye’de uygulanmasını takip ve kontrol edecek. Burada pazarlık edilecek hiçbir şey yok. Yapılacak tek şey Avrupa’nın isteklerini tıkır tıkır uygulamak, Babacan’ın işi de bunu sıkı sıkı takip etmek. Bu arada da Güney Kıbrıs’ı filan tanımak. ( 31 Mayısta yazdığım bu yazılan bu yazıya 3 Ağustos ta eklenen not: Edilgen Hükümetimiz bunu da becerdi ! )
Fransa referandumundan sonra şimdi hiç acele etmemek ve beklemek lazım. Hele hele Güney Kıbrıs Rum Yönetimini bütün Kıbrıs’ın meşru hükümeti haline getirecek ek protokolü mutlaka imzalamaktan kaçınmak ve Avrupa’nın alacağı hali beklemek lazım.
Benim üç ayaklı plan teklifim ortada.
Bakalım hükümetimiz ne yapacak?
(31 Mayıs ta yazılan bu yazıya 3 Ağustos' ta eklenen not: Gördüğünüz gibi edilgen Hükümetimiz hiç bir sürprize yer bırakmayacak şekilde yanlış olan her şeyi yaptı ! )