Haftanın önemli iki konusu liderlerin bütçe konuşmaları ve Türk Ceza Yasası’nın 301 ve 305. maddeleri tartışmalarıydı.
****
Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal ve Erkan Mumcu’nun bütçe ile ilgili birer saati aşkın konuşmalarını Genel Kurul’da izledim. Üçünün konuşmasını da merak ediyordum. Özellikle Tayyip Erdoğan, 15 gün kadar önce yapılan bütçenin açılış konuşmasında, sonradan dağıttırdığı (bence iddialı ama boş) metni bırakmış, sert ve argo bir üslupl,irticalen konuşmuştu. Acaba bu seferki konuşmasının üslubu ve muhtevası nasıl olacaktı?
Nasıl olduğunu gördük!...
"TERBİYESİZ... Otur yerine... Bilmiyorsan, git sor ağabeylerine, onlardan öğrenirsin...
Onu da öğreneceksin, bilmiyorsan... Böyle mal bulmuş Mağribi gibi dayanıyorsun... Biz çok iyi biliriz, beni konuşturmayın... Cevabını alıyorsun zaten... Bu çatının altına yakışmayan fiiller yapıyorsun, kendine gel."
Bakın, Başbakan’ın bu “özlü” sözleri üzerine Hürriyet Gazetesi Yazarı Yalçın Doğan’ın yorumu nasıl olmuş?:
"Bu uyarıyı duyunca, hemen kendime geliyorum, neredeyim, diye soruyorum kendime, iğne batırıyorum. Aaa, bir de görüyorum ki, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı dinliyormuşum meğerse TV’de, TBMM’deki bütçe konuşmasında.
Hele de, sık sık "ya, yahu" ile biten cümleleri duyunca, hayal görmediğimi anlıyorum. Evet, ta kendisi, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan bütçe konuşmasını yapıyor Meclis’te. Yeri geldikçe, gediğine oturtuyor!!! .
Zaman zaman "git, otur, terbiyesiz, dinle, öğren" gibi, şimdiye kadar bir Başbakan’dan pek duymadığımız sözcükler kullansa da, olsun, o hepimizi nurlu ufuklara götüren kaptan. Dolayısıyla, milletin vekillerine hakaret etme gibi haklara sahip olması normal. Levent Kırca’nın kulakları çınlasın, olacaaaak, olacaaak, olacak o kadar.”
****
Yine Hürriyet Gazetesi’nden Şükrü Küçükşahin’in Başbakan’ın konuşma üslubu ile ilgili yorumu şöyle:
“Bilinçli olarak eski alışkanlıklarını sürdürdü, diyebiliriz.
Böylece kahvehanelerde, "Herkesin ağzının payını verdi" dedirtti.
Önceki gün de AKP’li Meclis Başkanvekili İsmail Alptekin’den Baykal’a, sıradan CHP milletvekiline kadar herkes Erdoğan’ın fırçasından nasiplendi.
"Bir edep var, adet var ya", "İşte oraya üç nokta koyuyorum", "Ayıp yahu", "El kol hareketi yapma, biraz sonra o dille de konuşuruz", "Bak", "Canım benim", "Çok ileri gittin", "Ayıp yav", "Git sor abilerine" artık Başbakan’ın sıradan lafları oldu.
Erdoğan, önceki gün bununla da yetinmedi, bir başbakan olarak yerinden oturumu yöneten Meclis Başkanvekiline müdahale etti.”
****
Radikal Gazetesi Yazarı Hakkı Devrim ise, Başbakanın üslubunu şöyle yorumlamış:
“Hatipten hatibe farklar yanında, hitabetin genel kuralları da var. Mesela meydan hatibi ile Meclis (kapalı salon) hatibi arasında, ses tonundan tutun da, kelime seçimine, vurgu üslubuna, hareket ve jestlere kadar bazı farklar aranır.
Meclis'te Başbakan ile ana muhalefet lideri birbirini, bu terazide de tartmaktan geri durmadılar. Ne diyordu Erdoğan:
– El kol hareketi yapma! Bir genel başkan eliyle koluyla değil, diliyle konuşur.
Siz belki farklı yorumladınız. Erdoğan bu sözleriyle, kapalı bir salondayız, burada meydan hatibi gibi konuşmanız hoş olmuyor, demek istedi sanırım.. Bunu yaparken biraz mahalle kahvesi hitabetine kaymış olsa da...
****
Bu arada Bütçe görüşmelerini seyretme fırsatı bulamadıysanız, gözünüzde canlandırmanız için ayrıca size bir bölümü daha nakledeyim:
“Erdoğan: (Baykal ellerini sallayınca) El, kol hareketi yapma. Bu millet el kol hareketi yapanları hep sandığa gömdü.
Ziya Yergök: Tıpkı bir külhanbeyi gibi konuşuyorsun!
Erdoğan: Bir genel başkan el kol hareketiyle değil, diliyle konuşur. Ama biraz sonra o dille de konuşabiliriz!
Mustafa Özyürek: Ama saygısız konuşuyorsunuz, saygısız.
Erdoğan: Baykal, 'Sanayi çöktü' diyor.
Baykal: Bunlar benim sözlerim değil. Sen uyduruyorsun, tercüme ediyorsun.
Ali Kemal Deveciler: Doğrudan gelir desteğini kestiniz sayın Başbakan.
Erdoğan: Sus, canım, gülüm benim, biraz sabırlı ol, onu da söyleyeceğim.
Özyürek sataşma gerekçesiyle söz isterken, Erdoğan'ın oturumu yöneten AKP'li Başkanvekili İsmail Alptekin'e, "Söz verme" dediği ve bunu el hareketiyle desteklediği görüldü. İşte o anlarda söylenenler:
Erdoğan: Bak, Mustafa bey, çok ileri gittin. Sana şimdi bir şey söyleyeceğim.
Ali Rıza Bodur: El kol hareketi yapma.
Erdoğan: Başkan. Bunlara içtüzük neyi gerektiriyorsa yapın, gereğini yapın.
Kemal Anadol: Talimat veremezsin.
Erdoğan: Özyürek, bu ayağa kalkma, bunlar çirkin. Sen bir komisyonda, 'Zaten bu millet mazoşisttir. Ne kadar eziyet yaparsanız, o kadar' demişsin. Bu ne be?
Özyürek: Sizin yaptığınız eziyeti anlatmak için söyledim. Yanlış okumuşsun.
Erdoğan: Sayın Baykal, yanınızda bu tür adamlar çalıştırıyorsunuz. Bu millete mazoşist diyecek kadar seviye kaybına uğramış. Türk milletine mazoşist diyen birini, ben, ademe mahkûm ediyorum. Kabul etmiyorum seni. Özür dileyeceksin bu milletten, özür! Terbiyesiz!
Özyürek: Başbakan bana açıkça hakaret etmiştir. Söz istiyorum. (Başkan oylama yaparak Özyürek'e söz hakkı vermedi)
Özyürek: Başkanlığınızı yapın. Başbakan'dan emir alıp yönetemezsiniz burayı.
Yergök: Meclisi Başbakan yönetiyor.
Zekeriya Akıncı: Başbakan'dan korkan başkan olarak geçeceksiniz tarihe.
Anadol: Bir başbakanın bir milletvekilini azarlaması, terbiye etmesi, ona yaramaz çocuk muamelesi yapması. Bir milletvekili başbakanın astı değil. Ayrıca, bizi yöneten Meclis Başkanvekili, hepimizin başkanvekili. Ona müdahale eden bir başbakan Cumhuriyet tarihinde görülmemiştir.
Başkan: Öyle bir şey olmadı.
Anadol: Herkesin önünde oldu.
Erdoğan: Sizi edebe davet ediyorum.
İfademi iyi dinlersen, inceliğini anlarsın. İzledim seni, hiç bu çatının altına yakışmayan fiiller yapıyorsun burada, bir defa kendine gel... Sayın Baykal simitin fiyatının 500 olduğunu söylüyor.
Baykal: Simitle ilgili tek fiyat söylemedim! Ne konuştuğunuzu bilmiyorsunuz.
Erdoğan: Kaç söylediniz?
Baykal: Çayı konuştum, simiti değil.
Erdoğan: Çay 500, simit? Simitin fiyatını soruyorum bilmiyor.
Baykal: Konuş, cevabını alırsın.
Erdoğan: Keçiören'de çay 300, simitse 300-400 arası. Kadrolaşma diyor Baykal. Çok çirkin. Biz sizin iktidarınızı biliriz.
Baykal: Sen CHP iktidarının ne olduğunu bilmiyorsun. Sen de düşeceksin!”
****
Muhteva kısmına gelince de, rakamları eğip bükerek, IMF’ye verilen mektupların uygulama talimatnamesi şeklindeki bütçe anlatımının dikkate alınacak pek bir tarafı yoktu.
Oturdum düşündüm; kürsüde konuşan bu Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına aday olması halinde acaba kendisine oy verilebilir miydi?
Lütfen siz de düşünün; bu Tayyip Erdoğan’ın ileride Cumhurbaşkanı olmasını ister miydiniz? Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığını bu kişiye layık görür müydünüz?
Lütfen düşünmeye devam edin; bu üsluptaki bir Başbakanı, bu muhtevadaki bir Başbakanı, habire “değişen” bir Başbakanı istiyor musunuz?
****
Haftanın ikinci konusu da TCK’nın 301 ve 305. maddesiydi.
Evvela TCK 301 ve 305 nedir ona bakalım:
Madde 301- (1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya TBMM’yi alenen aşağılayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
Madde 305- (1) Temel milli yararlara karşı fiillerde bulunmak maksadıyla veya bu nedenle, yabancı kişi veya kuruluşlardan doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kendisi veya başkası için yarar sağlayan vatandaşa, üç yıldan on yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adli para cezası verilir.
4) Temel millî yararlar deyiminden; bağımsızlık, toprak bütünlüğü, millî güvenlik ve Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel nitelikleri anlaşılır.
301. madde, “Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suç oluşturmadığını”, buna mukabil, Türklüğü (Anayasanın 66. maddesini hatırlatırım), Cumhuriyeti veya TBMM’yi alenen aşağılamayı cezalandırmayı öngörüyor.
Peki, bu madde kalkarsa, alenen aşağılama serbest mi kalsın?
Uygulamada aşırılıklar olabilir, yanlışlıklar da olabilir. Oluyor da. Ben uygulamanın eksikliklerini değil, meselenin teorik temelini sorgulamak istiyorum.
305. maddedeki “temel milli yararlara karşı fiiler” cümlesindeki muğlaklık beni de rahatsız ediyor. Ancak konu, “temel milli yararlara karşı faaliyette bulunmak için yarar sağlama”. Yani, 4. paragrafta belirtilen, bağımsızlık, toprak bütünlüğü, milli güvenlik ve Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine karşı fiillerde bulunmak maksadıyla yarar sağlamak. Mesela, “Türkiye bölünsün”, “Türkiye’de Kürdistan kurulsun”, “Laiklik kaldırılsın” diye yazıp çizmek için Rabıta’dan veya Soros’tan para almak. Sizce böyle bir fiil suç olmalı mı, olmamalı mı?
Konuyla ilgili daha TCK tasarı halinde iken, 13 Eylül 2004 tarihinde konu hakkında bir yazı yazdım, Adalet Komisyonu’na ilettim, uğraştık ama netice alamadık. Zaten bu iktidar, muhalefetten hiçbir katkıyı ne kadar doğru olursa olsun dinlemek bile istemiyor. O zamanki görüşlerimi şimdi de koruyorum. O gün yazdıkları da sizinle paylaşmak isterim:
Madde 301 ile ilgili olarak o gün yazdıklarım şöyleydi:
“Şimdi size, bir ifadenin suç olup olmadığını sormak istiyorum: Birisi dese ki, “Gazetenin bir tanesi yazmış, “Türkiye Türkler’in” diye. Ahlaksız, bu hayasız. Neden eğer bunun derseniz, Türkiye’yi 30’a bölersiniz. Çünkü Türkiye’de sadece Türkler yaşamıyor. Türkiye’de Kürt’ü de var, Laz’ı da var, Çerkez’i de var. Türkiye’de yaşayan herkes Türk’tür diyor, olmaz böyle şey. Biz diyoruz ki, Türkiye, Türkiye’de yaşayan herkesindir” bu madde kapsamında mahkum olur muydu? ( Tayyip Erdoğan’ın 1994-Ağustos’unda Kayseri Tekir Yaylası’nda yaptığı konuşma)
Madde 305 hakkında da şunları söylemiştim:
“Temel milli yararlara” sözündeki devletin birliği konusu mutlaka açıklamaya muhtaçtır. Örneğin yabancılara toprak satışı “temel milli yarar”mıdır değil midir? Kime göredir? Örneğin, IMF ile anlaşma yapmak “temel milli yarar” mıdır, değil midir?
Yayın Tarihi :
31 Aralık 2005 Cumartesi 15:20:05