20
Mart
2026
Cuma
ANASAYFA

ABD’yi anlamak zor!...

ABD’nin ne yaptığını anlamakta hakikaten zorluk çekiyorum. Nedir bu kızgınlık? Bu kızgınlıkla bütün sağduyularını kaybederek Türkiye kamuoyunu kaybetmek için ellerinden geleni yapmaya çalışmalarına ne demeli?

İki somut konu üzerinde durmak istiyorum. Bunlardan birincisi Washington Times’da Arnaud de Borchgrave imzalı, "Türkler ölçüyü kaçırdı" başlıklı yazısı. Neymiş, “Türkiye Amerikan karşıtlığında altın madalyayı alıyormuş”; “Bazı Türk gazetecileri de yazdıkları ile Bin Laden ve El Kaide’nin söyledikleri arasında fark bulmak zormuş”…

Ne diyeyim? Amerika’nın, herhalde kendine düşman yaratmak için böyle yazılar yazanlardan başkalarına ihtiyacı yok. Ne yapmışlar Türk gazetecileri? Hep beraber, hakkında ABD Ankara Büyükelçiliği’nin 08.03.2005 tarihinde bir basın açıklaması yaparak hedef aldığı Yeni Şafak Gazetesi’nden İbrahim Karagül’e bakalım. Ne yapmış İbrahim Karagül? İbrahim Karagül, Irak Sağlık Bakanlığı Sözcüsünün, “ABD Ordusunun Felluce’de kimyasal silahlar kullandığının kesinleştiğine” dair açıklamasına yer vermiş.

İbrahim Karagül, bu haberi için üç tane kaynak gösteriyor: Kaynakların hepsi ABD ve BM tarafından resmen kabul edilen, kendilerinin de görüşme yaptığı kaynaklar.

Nedir bu hırs? Nedir bu kızgınlık? ABD, bu yaptıkları ile neyin intikamını almaya çalışıyor veya Hükümeti nereye itmeye çalışıyor?

Sözü İbrahim Karagül’e bırakıyorum:

“Açıklama bir tekzipten ziyade tehdit içeriyor. Kullanılan dil, son derece rahatsız edici. ABD’nin resmi açıklamalarının dışına çıkan herkesin terörle ilgisini kurmaya çalışan imalar oldukça çirkin. Milliyet gazetesinin bu "işareti" alıp aynı imaları sayfalarına taşıması ise son derece tehlikeli. Ne yani? Bizi uçaklara doldurup işkence kamplarına mı götürecekler? Ne de olsa Boeing 737’ler ve ’Gulfstream V’ uçaklarıyla yüze yakın "işkence uçuşu"nun yapıldığını ABD basını duyurdu. Bizi de mi hedef göstermeliler? Guantanamo’ya mı kapatmalılar? Artık "kurban gazeteciler" mi aranıyor? Bu ne demek? "Resmi" doğruların dışında "gerçek"lerin peşine düşen herkes terörist mi ilan edilecek?

Felluce saldırısının en yoğun olduğu günlerde BBC muhabiri olarak kentte bulunan ve Reuters’a fotoğraflar geçen Fadıl El Bedrani, Felluce’den Yeni Şafak’a yaptığı açıklamalarda aynı şeyleri söylemiş, kentte nasıl bir kıyım yapıldığını anlatmıştı.

Daha ilginç bir şey yazayım. Irak’ta rehin alınan, serbest bırakıldıktan sonra Bağdat Havaalanı yolunda ABD askerlerinin saldırısına uğrayan ve yaralanan İtalyan gazeteci Guiliana Sgrena da aynı şeyleri yazdı. 23 Kasım 2004’deki Napalm Raid on Felluja başlıklı yazısında, Felluce’nin hemen yakınındaki Saklaviye bölgesinde 73 kadın ve çocuk cesedinin toplu mezara gömüldüğünü, cesetlerin kömürleşmiş olduğu için kimlik tespitlerinin bile yapılamadığını yazdı. Le Monde Diplomatique ile ortak yayın yapan İl Manifesto gazetesinin muhabiri, gazetesinde "Two thousand victims in Fallujah", "The death throes of Fallujah", "Stop the massacre", "Bombs and tanks, hell breaks in Falluja", "UN: US crimes in Iraq", "Flight from a Falluja massacred by bombs" başlıklı yazılarına dikkat çekmek istiyorum. Serbest bırakıldıktan sonra nasıl ABD askerlerinin saldırısına uğradığını My Truth başlığı altında yayınlayan Sgrena, ABD askerlerinin bilerek kendilerini saldırdığını iddia ediyor ve bakın neler söylüyor: "Nicola Calipari (aynı saldırıda öldürülen İtalyan İstihbarat mensubu), saldırı sırasında beni korumak için üzerime kapandı. Kurşunlar bu nedenle ona isabet etti…" Kendisini kaçıranların şu ifadelerini aktarıyor: "Seni serbest bırakmak istiyoruz. Ama çok dikkatli ol. Amerikalılar senin geri dönmeni istemiyorlar." Ve ekliyor: "Şu anda bundan fazlasını söyleyemem:"

Orta zekada biri olarak, aklıma gelen ilk şey şu oldu: Acaba Sgrena, yukarıda başlıklarını verdiğim yazılarında gerçekleri dünyaya duyurduğu için mi öldürülmek istendi? Gayet masum bir soru değil mi bu?

****

Yine gazeteleri okuyorum: Cumhuriyet’de bir haber: “ABD’li uzmanlar, teröristlere karşı uygulanacak askeri müdahalelerin ve gaddar yöntemlerin daha fazla terör yaratacağını söyleyerek, ABD liderliğindeki “terörle savaşın” yarattığı tehlikelere dikkat çekmişler. Afganistan’da yakalanan İslamcı militanların savaş tutsağı olarak Guantanamo’da tutulmalarının radikal akımları şiddetlendireceği uyarısında bulunmuşlar. Californiya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Başkanı, “Terörü bu şekilde yok etmek sadece kuluçka etkisi yapar ve daha çok terörizme yol açar” uyarısında bulunmuş,

George Washington Üniversitesi’nden bir profesör, uygulanan yöntemlerin terörizmi şiddetlendirdiğini anlatmış. George Soros da, Washington’un uyguladığı stratejinin tüm dünyada öfkeye neden olduğunu söyleyerek, “Irak’ta eskisinden çok daha fazla insan ABD’li öldürmek istiyor. Masumların kurban olması daha fazla terörist yaratıyor” demiş.

Şimdi acaba, ABD Ankara Büyükelçiliği’nin eli taa bu toplantının yapıldığı Madrid’e kadar uzanıp, orada da mı bir basın açıklaması yollayacaklar?

Amerika’daki dostlara ve aklı selim sahiplerine nasıl ulaşacağız bilmiyorum ama bu ülkenin insanlarının, politikacılarının ABD ile dost kalmak istediğini, ancak ABD’deki mevcut yönetim tarzının bu şekilde devam etmesi halinde onarılamaz yaraların açılmasının kaçınılmaz olduğunu bilmeleri lazım.

Daha evvel yazdım; tekrar etmek ihtiyacı hissediyorum:

“Amerikalı dostlarıma üç tavsiyem var; ister dinlerler, ister dinlemezler. Ben, ABD’nin kuvvetinin ve özündeki iyi niyetin farkında olarak dostluğa önem veriyorum ve tavsiyelerimi yapıyorum:

1- Lütfen empati yapın ve meydana gelen anti-Amerikan kamuoyunun, Türk Hükümetinin “beceriksizliği” ve “ikiyüzlüğü” (tabir benim değil Wall Street Journal’ın) kadar sizin kendi davranışlarınız ve tavırlarınız yüzünden meydana geldiğini idrak edin.

2- Türkiye’ye empati yapabilecek, ukalalık etmeden insanlarla konuşacak, emirler yağdırmayacak ve tehditler savurmayacak elemanlarınızı yollayın.

3- Türkiye’de mevcut iktidarın başındakiler gibi bazılarını “kullanıyoruz, bunlarla anlaşıyoruz” diye destekleyip, arkasından hayal kırıklığına uğrayacağınıza, edilgen olmayan, hizmet ruhundan ziyade, haysiyetli duruş ve işbirliği ruhuna sahip insanlarla çalışmayı tercih edin.

Benden söylemesi…”


Yayın Tarihi : 10 Mart 2005 Perşembe 19:01:01


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?