TMSF’nin görev alanına giren konularda gerek akademik gerek profesyonel olarak çalışmalar yürüten konularında uzman ve fevkalade bilgili arkadaşlarımın yaptığı değerlendirmeler, bu konudaki gelişmeler konusunda yakın dönemde derin sıkıntıların doğabileceği yönünde kaygılara işaret ediyor.
Arkadaşlarım şöyle diyor:
"İçinde bulunulan günlerde gündeme gelen ve iç kamuoyuna gerek dış kamuoyu ve IMF’ye karşı gelinen aşamada bir çıkış olur diye nakden ödeme karşılığı TMSF alacaklarının yüzde 50 iskonto ile silinmesi yönündeki girişim...burada beklenen: hızlı ve toplu tahsilat yapmak...
İlk bakışta yaratıcı ve cesur bir yaklaşım ve hatta "bu iş daha önce neden yapılmamış ki" dedirtecek derecede yenilikçi bir girişim gibi görünmekle, bu uygulama diğer alanlarda da yaşanan acılarla gördüğümüz "hızlandırılmış" ve "toplulaştırılmış" ancak ilgili bilimsel kurallar, profesyonel ilkeler ve geçerli hukuk çerçevesi ile uyuşmayan, hatta aykırı düşen uygulamalara benzemektedir..
Şöyle ki:
1) % 50 iskonto ile ödenecek olan ve başvuran borçluların zaten ya tam ödeme gücü var, ya tam ve tamın üstünde geçerli teminatları var ya da her ikisi de...dolayısı ile siz, zaten doğru (yani piyasa koşullarında faiz ve ödeme koşulları uygulayarak) ve kararlı (yani hukusal süreçleri yasal hak kaybına neden olmayacak bir şekilde işleterek) bir takip süreci ile % 100’ünü alacağınız bir mali kaynağı durup dururken ve kategorik olarak yarıya indiriyorsunuz; burada uygulanan "hızlı ve toplu" tahsilatın ne bankacılık, ne varlık yönetimi, ne hukuken hiçbir geçerliliği yoktur.
2) Geriye kalan alacaklar ise zaten ya yeterli teminatı olmayan, ya operasyonel olarak ödeme kabiliyeti olmayan ya da her ikisi de geçerli, ölü alacaklar; onları zaten büyük ihtimalle acz vesikasına bağlayıp zarara atacaksınız...
Bu iki gruba baktığımızda, ödenebilecekler ile ödenemezler arasındaki oran 1’e 3 ödenemezler lehine...
Yani, siz aslında çok daha yüksek ödeme gücü olabilecek bir grubu % 50 ile kısıtlayıp, toplam ortalamadaki tahsilat dönüşünü iyileştireceğinize, ortalamaya tavan koyuyorsunuz...Bu bir...
İki; tıpkı vergi barışında olduğu gibi nasıl olsa bir yenisi de gelir diye ödenecek paranın da ödenmemesi için yol açıyorsunuz;
Üç; ödeme kararları ve işlem süresine kadar geçecek dönemde daha önce yapılan veya yapılması olanağı olan tahsilatları efektif olarak durduruyorsunuz;
Dört; mevcut Fon bankalarında sürmekte olan tahsilatların "takipteki alacaklar" niteliği kazanmasını özendiriyorsunuz, tahsilat sürecini sekteye uğratıyorsunuz;
Beş; bugüne kadar borcunu sadakatle ve bazen bin bir zorlukla ödemiş ve ödemekte olan toplumsal ve ahlaki sorumluluk sahibi kurum ve kurum sahiplerini tam anlamı ile aptal yerine koyarak, Türkiye’de neyin daha önemli olduğu konusundaki kafa karışıklığını hızla ancak maalesef ters yönde giderecek bir örnek yaratıyorsunuz.
AMA en önemlisi; ödenecek/ödenebilir borcu silerek bir yanda bir kamu alacağından feragat ederek belli kesimlere kaynak aktarıyorsunuz; diğer yandan da bunu yılda 27 trilyon maliyetle çalışan bir kurumu ayakta tutarak yapıyorsunuz...
Hem 4743 sayılı kanun, hem de 4389 sayılı kanunda değişiklik yapan 5020 sayılı kanun ve bu kanuna dayalı olarak çıkartılan ve TMSF’nin görev ve yetkilerini belirleyen Yönetmelik tabii ki Kurum’a belli yetkiler vermekte, ancak mevcut şekli ile kategorik ve yetkinin "amacının ötesinde kullanımı" anlamına gelebilecek uygulamaları öngörmemektedir."
*****************
Evet, teknisyen arkadaşların görüşleri bu şekilde. Buna bağlı olarak benim de ekleyeceğim önemli bir konu var: TMSF’nin açıkladığına göre TMSF 223 milyon ABD Doları civarondaki bir alacak portföyünün 15 Ağustos’a kadar satış yolu ile tasfiye edilecek olması...
Geçen sene de buna benzer bir proje vardı. 300 kusur milyon ABD Dolarlık bir paket satılacaktı; sonra (belki bizim ikazlarımızın da kısmi etkisi ile) bu satış sonuçlandırılmadı.
Şimdi, ortaya çıkacak mahsurlar giderilmeden Ahmet Ertürk yine aynı girişimde bulunuyor.
Mahsurların iki tanesini çok yüksek sesle tekrarlayayım:
1) satılacak olan portföy muhtemelen yüzde yetmiş-seksen iskonto ile satılacak. Ve bu borcu araya paravan şirketler koyarak (ve bu şirketlere yüzde 3-5 komisyon ödeyerek) borçluların kendisi satın alacak; böylece borçlarının azami dörtte birini ödeyerek hem teminatlarını kurtaracaklar, hem de cezai takipten kurtulacaklar.
2) alacak portföyü satışında ortaya çıkacak olan iskonto oranı hem bundan evvelki hem de bundan sonraki borç ödemeleri için emsal teşkil edebilecek; size bu hususu bir örnekle anlatayım: diyelimki alacak portföyü 15 Ağustos’ta yüzde 80 iskonto ile satıldı. 15 Ağustos’tan evvel de TMSF ile anlaşmış olan Nergis Grubu var. Herşeyden önce muhtemelen Nergis Grubunun antlaşmasında "diğer gruplarla yapılan antlaşmalarda Nergis Grubu’nun lehine hükümler varsa bu hükümler Nergis Grubu için de uygulanır" diye bir şart vardır. Zira buna benzer bir madde hemen hemen bütün antlaşmalarda mevcuttur. O zaman bu Grup TMSF’ye döner, " benim yükümlülüklerimi de yüzde 80 iskonto edeceksin" der! TMSF itiraz ederse de, örneğin Nergis, mahkemede yüzde 80 iskontoyu emsal gösterek bir karar çıkartı ve bu iskontoyu alır...
Keza, Çukurova Grubu da haklı olarak 2 senede 4 milyar ABD Doları olarak ödeyeceği paranın yüzde 80 iskonto edilerek 800 milyon ABD Dolarına inmesini ister!
*** TMSF konusunda daha da söylenecekler var; bu söylenecekler başka bir yazıya...
Son söz olarak şunu söyleyelim: istisnasız hemen hergün Ahmet Ertürk’ün fotoğraflarını gazetelerde gördükçe gözümün önüne Tayyip Erdoğan’ın tren kondüktörü şapkalı fotoğrafı geliyor...
Yayın Tarihi :
29 Temmuz 2004 Perşembe 09:23:27