20
Mart
2026
Cuma
ANASAYFA

Denktaş ziyaretinden notlar... ’Soros süreci’nin Türkiye’ye yansımaları...

28 Mart günü Kıbrıs’taydım.

****

Hürriyet’in Ankara Temsilcisi olan başarılı gazeteci Nur Batur’un röportajından okuyoruz:

“Denktaş size biraz kırgın...

Polemiğe girmek istemem. Sayın Denktaş’ın yıpranmasını da arzu etmem. Aday olsaydı, seçilseydi, memnun da olurduk. İşaretlerini verdik. Ama kendisinin tercihi böyledir.

50 yıllık tecrübesinden yararlanacak mısınız ?

Tabii ki. Sayın Denktaş’ın yıpranmasını arzu etmem. Tarihi bir şahsiyettir, daha yapacağı çok görev var. Kıbrıs için istişare edeceğiz. O açıdan bu tip polemiklerin hiç faydası yoktur. Bunları kışkırtanlar olabilir. Ama eminim ki tarihi şahsiyetine uygun hareket edecek.

Büyük korkusunu kitabında da yazdı; ‘Kıbrıs Girit olmasın’ Tehlikeyi görüyor musunuz?

Sadece onun değil hepimizin arzusu bu.

Siz de korkuyor musunuz?

Şüphesiz. Ama, Girit olup olmaması Kıbrıs’ın içinden de geçer. Kıbrıs Türklerine 30 sene içinde ne verilmiştir, buradan da geçer. Burada kim ne yapmıştır, ne yapmamıştır? O bakımdan bu kaygılar hepimizin kaygısıdır. Ama kalıcı barışın daha sağlanmadığı bir yerde 30 sene içerisinde, toplum nezdinde, daha farklı davranmak gerekirdi.

Yani geçmişte Türkiye bazı hatalar mı yaptı?

Türkiye’nin çok hastalıklarının Ada’ya taşındığı kanaatindeyim. Bunun olmaması gerekirdi.

Papadopulos gerçekten çözüm istiyor mu ?

Hayır. ‘Kıbrıs Türkleri referanduma evet demekle ne kazandı’ diyorlar. Gerçeği ortaya çıkardılar. Rumlar barış istiyor diye bakıyorlardı. Şu Türkler, şu Denktaş yok mu, bunlar dünyanın belası, bunlar kavgacı... Bütün dünyaya bu propaganda yıllardır yayıldı. Şimdi bu referandumla dünya şok geçirdi. Papadopulos’un ve Rum tarafının dünyayı aldattığı ortaya çıktı.

Ekonomik ambargo da kırılamadı...

Kıbrıs Türklerini durumu referandumdan önce daha iyiydi, kötü mü oldu? Tam tersi daha iyi. Fert başı gelirlerine, ticaretlerine, otellere bakın. Her ailenin iki arabası var. Türkiye’de yok bu.”

****

Akşam’da Güler Kömürcü, “Soros devrimleri Türkiye’yi etkiler mi?” diye sormuş.

Gürcistan, Ukrayna, Lübnan, Kırgızistan diye sayıyor…

Sevgili Güler Kömürcü’ye hatırlatmak isterim:

Bu “Soros devrimlerinin” en önde gelenlerinden, en başarılı, en sofistike ve en “incelerinden” bir tanesi KKTC’de yapıldı!...

Evet, uygulamada belki ufak tefek farklılar oldu, sokak yerine sandık kullanıldı ama, Mehmet Ali Talat’ın ortaya çıkarılışı da bir “Soros süreci ve devrimi”… Baş aktör Talat, eskinin Marksisti, odada Atatürk’ün portresi olunca odaya girmeyen biri, şimdinin “barış güvercini”, “liberali”!..

Daha öteye gideyim; hem de bazı detayları bilerek daha ileriye gideyim: AKP’nin, daha doğrusu AKP’nin polit bürosunun Tayyip Erdoğan başkanlığında iktidara gelişinde de “Soros süreci”nin izleri ve desteği var…

Genç insanları, ruhsuz kalabalıkları yönlendirme, bu yönlendirme sırasında belirli finansmanları sağlama, gerek siyasette, gerek medyada işbirlikçi aktörleri seçme, sosyal ve mali destekleri temin etme hepsi “Soros sürecinin” bir parçası değil mi?

****

Evet, dün Kıbrıs’taydım… Aman sakın yanlış anlamayın Hükümetin gümrük resmi evraklarında tanıdığı “Kıbrıs”ta, yani Güney Kıbrıs’ta değildim; KKTC’deydim…

Aynı inançları, hassasiyetleri ve azmi paylaşan bir eski bakan, bir eski büyükelçi ve bir gazeteci dostumla beraber Rauf Denktaş’ı ziyarete gittik.

Geçen hafta Denktaş, gelecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olamayacak olmasının sebebini “AKP’nin tavrına” bağlamıştı. Haklıydı. AKP, AB sürecinde KKTC’nin bağımsızlığından tamamen vazgeçmiş; Avrupalılar’ın sahiplendiği, Amerikalılar’ın sözcülüğünü yaptığı Rum tezlerine benzer tezleri savunur hale gelmişti. Başbakan, Güney Kıbrıs için “bütün dünya tanıyor, sen tanımazsan ne yazar” filan diye konuşuyordu. Annan Planı’na destek de, buna benzer bir tavrın sonucuydu… Kendileri ile aynı görüşte olmayanlar; başta Kıbrıs’ta Denktaş, Türkiye’de bizler milli hassasiyet gibi bir hastalıktan muzdarip, gerici, küresel dünyanın realitelerini bilmeyen, dünyayı anlamayan, liberalleşme ile alakası olmayan, tarihin derinliklerinde kalmış insanlardık. “Soros süreci”nin bu aktörleri, fevkalade büyük maddi imkanlarla ve yine fevkalade profesyonelce yürütülen bu kampanyalar sonucu başarı kazandılar…

Başarı kazandılar da aralarında vicdanlı olanları yavaş yavaş hakikatleri görmeye başlayıp, “yahu biz ne yaptık?” demeye başladı. Ve, esasında hakikatleri bizlerin gördüğünü, kendilerinin de manipüle edildiğini anlamaya başladı.

Benim gözümde, artıları, eksilerinden tonlarca daha ağır çeken Denktaş, önemli bir görüşmede, dün bizi uzun süren bir yemekte ve dostluğun daha da sıcaklaştırdığı bir sohbette ağırladı. Denktaş kırgın. Daha doğrusu Denktaş hayretler içerisinde. Denktaş’ın kırgınlığı ve hayretler içerisinde olması, evvela, (kendi söylemedi ama ben söyleyeyim )Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e… 24 Nisan 2004 referandumundan evvel, Kıbrıs’taki seçmenin, özellikle Anadolu kökenli olanları, çok büyük ölçüde Hilmi Özkök’ün tavrını beklemiş. Türk Genelkurmay Başkanı, Annan Planı’ndan yana tavır koyunca da iş bitmiş.

İkinci kırgınlık AK Parti’ye… Denktaş’ın yüzüne veya kamuoyuna bir türlü konuşan, arkasından da konuştuklarının tam tersine icraat yapan, referandumdan önce “Soros süreci”nin bir parçası ve hatta baş aktörlerinden biri olarak Annan Planı ve Mehmet Ali Talat’tan yana tavır koyan, tavır koymayı bırakın fiilen açıkça destekleyen AK Parti.

Denktaş, Cumhurbaşkanlığını bıraktıktan sonra belki eli daha rahat olacak. Hem Kıbrıs’ta, hem de Türkiye’de kendisi gibi hisseden ve düşünenlere doğruları anlatmaya devam edecek.

Biz de yanında olacağız.

Denktaş’ın ne yapmaya çalışacağı ve cevap arayacağı soru çok belli:

“Bütün dünyada Çekoslovakya’da, Bosna-Hersek’de kavga edenler ayrılırken, dini, ırkı, her şeyi ama her şeyi ayrı iki millet, halk, neden zorla bir araya, iç içe sokulmaya çalışılıyor? Neden sayıca az olan, sayıca üstün olanın “azınlığı” durumuna düşürülmek isteniyor?”

Denktaş, bu soruyu sorduktan sonra tekrar masaya gelmesi mukadder olan Annan Planı için şunları söylüyor:

“Bu planda bazı kazanımlar varsa ki vardır, bunları alt alta koyar, müzakereye oradan başlarsınız. Ama en önemli sorun şudur: Diyelim ki, bu plan kabul edildi, imzalandı, yürürlüğe konuldu. Bir müddet sonra da bu planın yürümediği herkes tarafından görüldü, anlaşıldı. O zaman ne olacak. Bunun tek çaresi vardır; bunu da Serdar Denktaş söylüyor: Planın kabulü sırasında eş zamanlı olarak KKTC’nin egemenliği ve bağımsızlığı tasdik edilir. Rumlar da ileride, huysuzluk eder, anlaşmayı bozarlarsa Türkler’in azınlık durumuna düşmeyeceğini, tanınmış bir bağımsız devlet haline geleceğini bilirler”.

Son derece makul bir tavır ve teklif….

****

Denktaş’ın yanında olmamız şart.

Zira, yukarıda naklettiğim Abdullah Gül’ün cevaplarına baktığımız zaman, Gül’ün hala ne kadar büyük bir yanılgı içinde olduğunu ve inatla Kıbrıs’taki yanlış politikayı sürdürme kararında ısrarlı olduğunu görüyoruz.

Abdullah Gül’e soruyorum:

Nedir bu sizin “kalıcı barış”, desteklediğiniz Mehmet Ali Talat’ın “yurtsever barış” dediği safsata?Annan Planı mı? Eski fikirler dizisi mi? AB mi? Nedir? Bir anlatın da anlayalım.

Ne diyor Gül: “Bütün dünya, “Türkler, şu Denktaş yok mu, bunlar dünyanın belası, bunlar kavgacı… Şimdi referandumda dünya şok geçirdi. Papadopulos’un ve Rum tarafının dünyayı aldattığı ortaya çıktı” diyor. Madem Gül bu hakikati anladı, neden şimdi Denktaş’ı desteklemiyor? Daha doğrusu neden Denktaş’ın fikirlerini ve prensiplerini desteklemiyor? Neden ısrarla Denktaş’ın Cumhurbaşkanı olmasını istemediler? Neden Neden?...

Neden olacak, büyük patronlar öyle istiyor da ondan.

Gül’ün birkaç cümlesine daha değinmek istiyorum:

“Ama kalıcı barışın daha sağlanmadığı bir yerde 30 sene içerisinde, toplum nezdinde, daha farklı davranmak gerekirdi.”

”Türkiye’nin çok hastalıklarının Ada’ya taşındığı kanaatindeyim. Bunun olmaması gerekirdi.”



“Kıbrıs Türklerinin durumu referandumdan önce daha iyiydi, kötü mü oldu? Tam tersi daha iyi. Fert başı gelirlerine, ticaretlerine, otellere bakın. Her ailenin iki arabası var. Türkiye’de yok bu.”

Güzel…

Söylenenlerde çok doğru kısımlar da var. Ancak bunun için de Gül’ün bulunduğu hükümetlerin sorumluluğu yok mu? Abdullah Gül, Refahyol Hükümeti döneminde Kıbrıs’tan sorumlu Devlet Bakanıydı. Kıbrıs’a da 250 milyon dolarlık bir yatırım paketi uygulaması yapılacaktı. Neden yapılmadı, yapmadı? Şimdi 2.5 senedir iktidardalar. Kıbrıs’tan sorumlu Bakan Abdüllatif Şener’in Kıbrıs’a gideceği ve yardım paketi açıklayacağı tuttu, başına gelmedik kalmadı!

Gelelim en son, en çarpıcı cümlesine…

Neymiş: “Yatırımlar patlamış, Kıbrıs’ın durumu çok daha iyiymiş”! İşte tam bir gaflet uykusu. Kim o yatırımı yapanlar? İngiliz şirketleri veya şahısları üzerinden gelip KKTC’yi ele geçirmeye çalışan Güneyli Rumlar değil mi? Hangi iş sahası açılmış? Açılan tek iş sahası amelelik! Eskiden Güneye 1000 kişi amelelik yapmaya gidiyormuş, şimdi 8000 kişi gidiyor! Bu mu sizin başarılı ekonomi politikanız? Bu mu iyi sonuç?

Bakın Sayın Gül,

Sizden hem bir Türk Vatandaşı, hem bir KKTC Vatandaşı, hem bir milletvekili olarak bazı ricalarım var. Bunlar yerine gelmezlerse, bu anlattıklarınızı kendiniz anlatır, kendiniz dinlersiniz:

- Alanya-Girne arasına, Yenikapı-Bandırma arasında işleyen hızlı, modern, 200 araba, 800 yolculuk feribotlardan iki tanesini hemen temin edip servise sokun ve KKTC’yi, Alanya’nın, Antalya’nın turizm hinderlandına bağlayın.

- Sabancı, Koç ve Bilkent Üniversiteleri ile görüşün. Bu üniversitelerin asgari 2000 kişilik bölümlerinin derhal Ada’da açılmasını temin edin. Bu konuda, fiili maddi destek sağlayın. Özellikle, seracılık, peyzaj ve turizm bölümlerinin KKTC’ye nakledilmesini temin edin.

- Bu sene, senenin girişimcilerinden biri kültür balıkçısı bir girişimciydi; üstelik de partinizin Muğla teşkilatından. Kendisi iş ile siyaseti bir araya getirmeyen mükemmel bir girişimci. Rum kesimi senede 5-6 bin ton balık üretirken KKTC, Türkiye’den 300-400 ton balık ithal ediyor. Kendisine destek verin derhal Kıbrıs’ta yatırım yapsın; 3-5 ayda netice alınır.

- Esas sizden, samimiyetinizi görmek için, “Kıbrıs’ta yapılacak için bir “bayrak” mitingine gidin ve Türk Bayrağını sallayın”, diye bir talepte bulunmak isterim ama nasılsa yapmazsınız. Onun için hiç olmazsa yukarıdakileri yapın, size teşekkür eder, samimiyetinize de inanırım.

Denktaş’a da sahip çıkın Sayın Gül. Samimiyetle sahip çıkın. Tarih ileride Tayyip Erdoğan’ı ve sizi nasıl hatırlayacak bilmiyorum ama Denktaş’ı alkışlayarak hatırlayacaktır.

Tarihte, "makul" bir yer bulabilmek istiyorsanız şunu hiç aklınızdan çıkartmayın:

Kıbrıs meselesi Mehmet Ali Talat’ın ve sizin söylediğiniz gibi "200 bin Kıbrıs’lı Türk’ün meselesi" değildir. Kıbrıs meselesi Sayın Denktaş’ın söylediği ve Türkiye’nin vicdanının haykırdığı gibi 70 milyon Türk’ün meselesidir.


Yayın Tarihi : 29 Mart 2005 Salı 18:38:05


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
irfan altıkat IP: 81.214.154.xxx Tarih : 30.03.2005 16:30:50
Emin Hocam Sen birtanesin Yorumların ve zamanlaman mükemmel ne olurdu sen konuşsan biz dinlesek.Ab konusunda ki görüşlerinize Kıbrıs konusundaki Görüşlerinize Üst kimlik konusundaki görüşlerinize aynen katılıyor ve Saygılarımı sunuyorum. AKP den istifa eden Sayın Vekillerimiz acaba Birilerinin düğmeye basmasıyla mı hareket ediyorlar Tahtaravallinin ortasında yine sam amcamı oturuyor.Birilerine yeter oynadın sen kalk yerine başkalrımı binsin diyerek yeni bir sallama oyununa başlıyoruz? o zaman herhalde yine dğişen bir şey olamayacak zaman kaybı bizden çok şeyler götürecektir.