Enerji Bakanı Hilmi Güler hakkında, Recep Tayyip Erdoğan’a bir ihbarda bulundum. 04.01.2005 tarihinde yaptığım bu ihbardan sonra Hilmi Güler, bazı gazetecilere somut hiçbir bilgi vermeden bazı açıklamalar yapmaya çalıştı ama “merak etmeyin usulsüz hiçbir şey yok" demekten öteye geçemedi, sonra da Başbakan ile beraber apar topar Rusya’ya koştu. Basından öğrendiğimiz kadarıyla da Rusya’daki bir numaralı gündem konusu Mavi Akım doğalgaz fiyatının indirilmesi idi. Görüşmeler yapıldı ama görüşmelerin neticesi hakkında hiç ama hiçbir açıklama yapılamadı. Herhalde eğer bir fiyat indirimi temin edilseydi, Tayyip Erdoğan’ın bu haberi tahmin edebileceğiniz gibi çoktan pazarlamıştı..
Bu arada, Rusya’da gaz konusunda yapılan görüşmelerde BOTAŞ’tan kimse bulunmadı. Mesut Yılmaz ve Cumhur Ersümer, Rusya’da, Mavi Akım’ın ilk görüşme safhalarında bazı görüşmeleri BOTAŞ’tan kimse bulunmadan yaptıkları için basında görülmemiş tenkite maruz kalmışlardı. Bu sefer gazeteciler, Recep Tayyip Erdoğan ve Hilmi Güler’in gizli gaz görüşmelerine BOTAŞ’tan kimsenin iştirak etmemiş olmasının üzerinde durmadılar; durmadıkları gibi bir de seyahatin "başarısını" ve Moskova hatıralarını yazdılar… Ancak bu arada hiç beklenilmeyen bir şey oldu, hediye krizi patladı. Başbakan ve eşine Rusya’da 30-40 bin dolarlık mücevher seti hediye edildi. Hatırlarsınız, geçmişte de Zeynep Özal’a bir Jaguar hediye edilmişti. Bu jaguar olayından sonra Özallar ve ANAP için sona doğru geri sayım başlamıştı.
Biz yine mücevher setimize dönelim; bu hediyeyi güya, Recep Tayyip Erdoğan Başbakanlık demirbaşına kaydettirecekmiş… Bir hatırlatma daha yapalım: Hürriyet gazetesinin 29 Mayıs 2004 tarihli nüshasında Başbakan, kolunda Franck Muller saat ile fotograflandı. Bu saatin hikayesini 29 Mayıs 2004 tarihli Hürriyet gazetesinden okuyalım:
“Erdoğan’ın saati, el yapımı olması ve özel tasarımı ile dünyanın sayılı markaları arasında bulunuyor.Başbakan’ın taktığı model, ‘Cintree Curvex Chronograph’ olarak adlandırılıyor. Çelik, beyaz altın ve yeşil altın olarak üretimleri de bulunan saatin fiyatı da buna göre artıyor. Saatin en önemli özelliklerinden biri de kristal cam kullanılması. İsviçreli firmanın internet sitesinde, Erdoğan’ın kullandığı saat 18 ila 20 bin dolar arasında değişiyor. Saatin Türkiye’deki satış fiyatı ise 40-45 milyar lira civarında.”
Gazeteci Vedat Yenerer de fiyatı 15 ila 40 bin dolar arasında değişen bu saatlerin Türkiye Temsilcisinin AK Parti’nin devamlı kamp yaptığı Rixos otellerinin sahibi Fettah Tamince olduğunu açıkladı. Fettah Tamince özellikle Ukrayna ve Rusya ilişkileri ile dikkati çeken, Fethullah Gülen’e hayranlığını ve bağlılığını her fırsatta açıklayan ve 32 yaşında bu kadar oteli hangi parayla kurduğunu herkesin merak ettiği genç, girişken bir işadamımız. Maaşı ile geçinmekte zorluk çektiğini söyleyen, bilinen resmi tek işi Ülker Bayiliğinden de hiçbir ödeme almamış olan Tayyip Erdoğan’ın, herhalde satın almadığı, hediye olarak kabul ettiği bu saat konusunda ne yaptığını bundan sonra belki basın da merak eder.
Eylül 2003’de AKP’den istifa ederken, “Bu hükümetin yolsuzlukla mücadele etmeye niyeti yok, sözlerini tutmayacaklar” demiştim.
Rusya seyahatin organizatörlerinden TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu da feryat ediyor: “Hani yolsuzluklara damardan girmiştiniz?”
Hisarcıklıoğlu ve bu Hükümete hala inananlar kenthaber.com’daki yazı arşivimi okuyabilirler.
****
Gelelim Enerji Bakanı hakkındaki suç duyuruma:
“Konu: Mavi Akım Doğalgaz Anlaşmasında Yapılan Fiyat Değişikliği ve Türkiye’nin Zarara Uğratılması Konusunda, Enerji Bakanı ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Hilmi Güler’in Çeşitli Suçları İşlediği İddiasının Makamınızın Dikkatine Getirilmesi
Mavi Akım anlaşması diye bilinen anlaşma ile Rusya’dan alınan doğalgazın 1000 metreküpünün fiyatı Kabinenizde Bakan olan Hilmi Güler’in yaptığı pazarlık ile, 109 dolardan 123 dolara çıkartılmıştır. Miktar ise 432 milyar metreküpten 393 milyar metreküpe indirilmiştir.
04.01.2005 tarihli Tercüman Gazetesinde, “Nazlı Ilıcak Mesut Yılmaz’a cevap verdi” başlıklı haberde, Enerji Bakanı Hilmi Güler’e atfen ve ilk defa Hilmi Güler’in ağzından “Mavi Akım’da fiyat yükseldi” ikrarı ortaya konulmuştur. Nazlı Ilıcak ayrıca, “Lehte görülen fiyat indirimleri olmasına rağmen, yapılan pazarlığın Türkiye’nin lehine olup olmadığının gene de araştırılmasını doğru buluyorum” ifadesini kullanmıştır.
Ben bu konuyu aşağıda dökümü bulunan soru önergeleri ve cevapları ile Hilmi Güler’in dikkatlerine getirdim. Yazışmalar dosya olarak ek’tedir.
Özetle:
02.12.2004 tarihli önergeme verilen 7/2189 sayılı cevap yetersiz olduğu için, 19.03.2004’te sorumu yeniledim. Gelen cevaplar yine tatminkar olmadı.
Fiyat formülü ile ilgili 15.12.2003 tarihinde verdiğim soru önergesinin 7/1657-3990 sayılı yazı ile cevap verildi. Bu cevaplar da yetersiz olduğu için, 19.03.2004 tarihinde tekrar yeni soruları sordum.
19.03.2004 tarihinde ayrıca detaylı soruları yönelttim. Yine aynı tarihte, 29.12.2003 tarihli soru önergeme verilen cevaplar yetersiz olduğu için 19.03.2004’te sorularımı tekrar ettim.
06.06.2003 tarihli sorularıma da gelen cevapların yetersizliği dolayısıyla, 17.09.2003’te sorularımı tekrar ettim.
Bütün bu soru önergeleri Türkiye’yi zarara sokacak bir fiyat artışının olduğunu ortaya koydu. Hilmi Güler’in şahsen Gazprom Başkanı Miller ve Gazprom Başkan Yardımcısı Kamarov ile yaptığı görüşmeler sonucu, BOTAŞ Yönetim Kurulu Gazprom ile Tahkime gitme kararını kaldırıp, 19.11.2003 tarihinde Mavi Akım’ın fiyatını yükselten anlaşmayı imzaladı. O tarihte Mavi Akım’dan gelen doğalgazın fiyatı 114 dolar, batı hattından gelen doğalgazın fiyatı 139 dolar, Turusgaz kanalıyla alınan gazın fiyatı 143 dolar idi. Yapılan yeni anlaşma ile her üç kanaldan gelen gazın fiyatı 129 dolar yapıldı. Yani, batı hattında 10 dolar, Turusgaz’ta 14 dolar bir indirim sağlanırken, Mavi Akım’da ise 15 dolarlık bir fiyat artışı verildi. Mavi Akım sözleşmesinde ve TBMM’den geçen anlaşmada yapılan bu işleme cevaz verecek bir hüküm kesinlikle yoktu.
Batı Hattı- Turusgaz ve Mavi Akım anlaşmalarındaki miktarlara bakıldığında, yeni mukavelenin ortaya çıkarttığı kar-zarar hesabı ise mukavelenin yapıldığı 19.11.2003 itirabiyle şu şekildedir:
Batı hattı 10 dolar indirim x 36 milyar metreküp = 360 milyon dolar kazanç
Turusgaz 14 dolar indirim x 110 milyar metreküp = 1 milyar 540 milyon dolar kazanç
Toplam kazanç = 1 milyar 900 milyon dolar kazanç.
Mavi Akım 15 dolar artış x 244 milyar metreküp = 3 milyar 660 milyon dolar kayıp.
Kayıp: 1 milyar 760 milyon dolar.
Gaz fiyatları uluslararası petrol ve petrol ürünleri fiyatları ile paralel olarak artar ve azalır. 2003 yılında Türkiye’nin aleyhine olarak yapılan bu anlaşmanın, o zamanki petrol fiyatları ile neden olduğu zarar 1.760 milyon dolar iken, zarar, bugün oluşan doğalgaz fiyatları ile 6.500 milyar dolar mertebesine çıkmıştır.
Miktar indirimi meselesine gelince, bu konuda EPDK’nın ve Enerji Bakanlığının kanunen mecburiyeti olduğu halde, oyaladığı ve yapmadığı doğalgaz kontratı ve miktar devirleri zamanında yapılsaydı, bu miktar indirimlerine de hiçbir şekilde gerek kalmayacaktı. Doğalgaz kontrat ve miktar devirlerinin Kasım-2003’te yapılması kanuni mecburiyetti. EPDK, BOTAŞ’ın yürürlükteki bu açık yasa hükmünü yerine getirmemesi nedeniyle müeyyide uygulamak zorunda kaldı. BOTAŞ’ın bu devirlerini gerçekleştirmemesi sonucunda kamu büyük zarara uğramıştır. Bu devirler zamanında yapılmış olsa, BOTAŞ’ın toplam kontratlarının yüzde 20’si, yani 16 metreküpü aşkın bir miktar, özel sektörün elinde olacaktı. Bu konudaki soru önergeleri ve cevapları ek’tedir.
Bunlara ilave olarak, 12.12.2003 tarihinde yazdığım bir mektupta, Sayın Hilmi Güler’e çok açıkça, “Bana, ‘Türkiye’nin menfaatleri açısından verdiğim soru önergelerine cevap vermeyeceğinizi, veremeyeceğinizi, anlaşmaların gizli kalması gerektiğini, fiyat formüllerinin üçüncü şahıslar tarafından bilinmemesi gerektiğini’ söylediniz. Siz, tüccar değil bir bakansınız. Bir milletvekiline, kanuni bir dayanağı yoksa bilgileri vermek mecburiyetindesiniz. Başbakanlığın, AK Parti’nin yolsuzluklarla mücadele iddiası kapsamında bu konuya nasıl eğileceğini büyük bir merakla beklemekteyim” demiştim.
Konuyu, 17.08.2004 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ek’teki dilekçe ile intikal ettirdim. Savcılık makamı bana, 16.09.2004 tarihli cevabında konunun Anayasanın 100, TBMM İçtüzüğü’nün 107. maddesi çerçevesinde ele alınması gerektiği cevabını verdi.
05.08.2004 tarihinde, TBMM Başkanlığına yani Sayın Bülent Arınç’a, “BOTAŞ’ın Mavi Akım alım anlaşmalarının eski ve yeni fiyatlarının, mukavelenin diğer tüm parametrelerini de dikkate alarak karşılaştırmaları için Anayasanın 160. maddesi gereğince Sayıştay’a görev yazısı yazılmasını” talep ettim. Bu talebime, TBMM Başkanı’nın cevap vermesi gerekirken, bir cevap alamadım.
04.01.2004 tarihli Dünden Bugüne Tercüman Gazetesi’nde, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler’e atfen Mavi Akım’daki gaz alım fiyatının yükseltildiği kabul edilerek tekrar iddia edildiğine göre, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler’in, BOTAŞ’taki alakalı bürokratların, görevi ihmal, görevi kötüye kullanma, görevi suistimal ve Türkiye Devleti hesabına, almaya veya satmaya veya yapmaya memur olduğu her nevi eşyanın alım veya satımında veya pahasında veya miktarında veya yapmasında fesat karıştırma suçlarını işleyip işlemedikleri konularının Başbakanlık Teftiş Kurulu’nca incelettirilmesine, müteakkiben Başkanı bulunduğunuz iktidar partisi Grubunun teklifi ile soruşturma komisyonunun kurulmasına ve delillerin kuvveti dolayısıyla Enerji Bakanı Hilmi Güler’in tahkikat sonuçlanana kadar görevinden alınmasına; bu konularda makamınızca acilen tedbir alınmadığı takdirde Makamınızın da mesuliyete ortak olacağını arz ederim.”
****
Bu suç duyurusundan sonra Hilmi Güler bazı gazetecilere açıklamalar yaptı ama bu açıklamalarında somut hiçbir şey söyleyemedi…
Söyleyemedi; çünkü söyleyemez…
Apar topar gittiği Rusya’daki temaslardan sonra da Hilmi Güler’e kendisi ile ilgili bir soru önergesi daha verdim. Soru önergesinin tarihi 12.01.2005. O soru önergesini de sizinle paylaşıyorum.
“11.01.2005 tarihli Dünden Bugüne Tercüman Gazetesinde, Nazlı Ilıcak’ın köşesinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Hilmi Güler’in şu açıklaması yayınlanmıştır:
"Mavi Akım’da formül değiştirilerek fiyat artışına gidildiği iddiası doğru değildir. Zira, Mavi Akım formülü üzerinde Rusya ile mutabakat sağlanmamıştı. Bizim yaptığımız mutabakat sağlayıp, Mavi Akım doğalgazını ithal etmektir."
Sorular:
1- Bu ifade doğru mudur?
2- Mavi Akım formülü üzerinde Rusya ile mutabakat sağlanmamış ise;
a. Mavi Akım konusunda BOTAŞ ile Gazexport’un yapmış olduğu Gaz Alım Satım Sözleşmesi BOTAŞ ve Gazexport Yönetim Kurullarınca onaylanmış mıdır?
b. Mavi Akım konusunda BOTAŞ ile Gazexport’un yapmış olduğu Gaz Alım Satım Sözleşmesi’nde her iki tarafın da en üst Yöneticilerinin imzası bulunmakta mıdır?
c. Mavi Akım konusunda BOTAŞ ile Gazexport’un yapmış olduğu Gaz Alım Satım Sözleşmesi’nde tarafların teknik elemanlarının parafları bulunmakta mıdır?
d. Mavi Akım konusunda BOTAŞ ile Gazexport’un yapmış olduğu Gaz Alım Satım Sözleşmesi’nde özellikle Rus tarafının itiraz ettiği formülün yanında Rus yetkililerin parafı bulunmakta mıdır?
3- Mavi Akım gazı ne zaman ithal edilmeye başlanmıştır? İthalat başladığı tarihte sizin mutabakat dediğiniz olay gerçekleşmiş miydi?
4- Mavi Akım gazı için BOTAŞ tarafından ilk ödeme ne zaman yapılmış ve hangi fiyat formülü esas alınmıştır?
5- Mavi Akım’ın sözleşmesinde yeralan ve sizin yok varsaydığınız fiyat formülü ile Turusgaz sözleşmesinde yeralan ve daha sonra “Side Letter” ile değiştirilen fiyat formülü arasında bir benzerlik var mıdır? Her iki fiyat formülü aynı mıdır?
6- Turusgaz sözleşmesinde yeralan fiyat formülünü “Side Letter” da değiştirdiği için şu anda yargılanan bürokrat ve/veya siyasetçi var mıdır?
7- Vermiş olduğum 7/2189 sayılı soru önergemin 6. sorusuna verilen cevapta “AKP iktidarı ile birlikte sadece BOTAŞ değil Bakanlığımın diğer kuruluşları da kendi menfaatlerini genel politikalar çerçevesinde kendinden müzakere etmekte olup yönlendirme şeklinde Bakanlığımın bir müdahalesi olmamıştır” denilmektedir. 10-12 Ocak 2005 tarihlerinde Rusya’ya yapmış olduğunuz ziyarette Mavi Akım doğal gaz fiyatının indirilmesi konusunda görüşmelerde bulunduğunuz basında yer almıştır. Bu görüşmelerde bizzat bulundunuz mu? Bu görüşmeler sırasında BOTAŞ’tan hangi yetkili bulunmaktaydı? Bu görüşmelerle ilgili olarak BOTAŞ İdare Heyeti kararı var mıydı?”
****
Not ve açıklama:
17.01.2005 tarihli Yeni Şafak Gazetesi’nde Ahmet Kekeç, Basın Kanunu’nun 19. maddesi ile ilgili yaptığım suç duyurusuna atıfta bulunarak bir yazı yazdı.
"Başka gazetecilerin ne yazdığını bilmiyorum, tek tek kontrol edemedim, ama benim yazımın Emin Şirin’in "suç" vehmettiği konuyla uzaktan yakından alakası yoktu. Kimbilir kaçıncı kez Zülfü Livaneli’yi yazmıştım. Bırakın "hazırlık soruşturmaları"yla ilgisini, yazıda "MİT-Mafya-Yargıtay" meselesiyle ilgili, işgüzar vekilin ve savcıların iştahını kabartacak ufak bir gönderme dahi bulunmuyordu.
Yazmadığım bir yazıyla nasıl suç işlemiş olabilirdim acaba?
Madem sorumluluk hisseden bir milletvekili olarak, üzerine vazife saydığı bir konuda araştırma yapıyordu ve bunu "soru önergesi" haline getirmişti, niçin işini doğru yapmıyordu? Niçin sağlam (sahici) bilgilerden hareket etmiyordu? Ne yapmak istiyordu? Bu kadar insanı cezalandırınca eline ne geçecekti? Neyi kanıtlamış olacaktı?"
Dostum Ahmet Kekeç’i aradım ve bu meseleyi neden takip ettiğimi tekrar anlattım:
Nasıl Sevgili Kekeç 76 yazıyı okumamışsa, ben de 76 yazıyı detaylı bir şekilde okumadım. Zaten, (en önemli konu bu) yazıların içinde suç unsuru olup olmadığını tespit etmek benim işim değil, savcıların işi. Savcı yazıyı okur, suç unsuru görmezse takipsizlik verir, mesele biter. Ben yazıların içinde suç unsuru olup olmadığını tetkik edemem, benim haddim de değil. Ama savcıların mutlaka ama mutlaka işlerini yapmasını takip ediyorum. Zira savcılarımız, karşılarına siyasiler ve/veya basın çıkınca ve/veya ensesi kalınlar çıkınca gereğini yapmaktan ürküyorlar.
Ben iki şeye dikkat çekmek istiyorum:
Birincisi, çıkarılan kanun yanlıştır; düzeltilmelidir. Ama düzeltilene kadar, madem bir kanun var, bu kanun uygulanmalıdır.
İkincisi de, savcılar re’sen yapmak durumunda oldukları görevlerini mutlaka yapmalıdırlar, yoksa görevlerini ihmal hatta suistimal etmiş olurlar.
Ben, özellikle şimdi ortaya çıkan ilgiyi görünce doğruyu yaptığımı anlıyorum. Bundan sonra da inşallah basın gerektiği gibi işi takip eder. Yaptığım işin doğru bildiğim için, özür dileyecek bir unsur görmüyorum ama hakikaten dost bildiğim Ahmet Kekeç’in gönlünü kırmışsam, kendisinin hakikaten suç unsuru olmadığını düşündüğü bir yazısı yüzünden savcılarla muhatap olmasına sebep olup canını sıkmışsam, gönlünü kırdığım için özür diliyorum.
Bütün basın aleminden de hukuk devletine sahip çıkmalarını, kanunların doğru dürüst çıkarılması için tasarıları takip etmelerini, yanlış kanunların düzeltilmesi için seslerini yükseltmelerini ve özellikle Adalet bürokrasisini görevini yapmaya teşvik etmelerini bekliyorum.
Yayın Tarihi :
17 Ocak 2005 Pazartesi 13:44:01