TÜPRAŞ’ın yüzde 51’i, 4 milyar 140 milyon dolara satıldı. Satın alan konsorsiyumun büyük ortağı Koç Holding, işletmeci ortak da Shell.
İlk defa bir özelleştirme başarı ile sonuçlandı. Türkiye açısından memnunum.
Bu sonuçtan doğrusu ilk ihalenin iptal edilmesinde payım olduğu için de memnunum. Size anlatayım:
13.01.2004 tarihinde AKP Hükümeti TÜPRAŞ’ı satmaya kalktı. Bu ihaleye iki firma katıldı. Biri Zorlu-Taftnet Grubu, ikincisi de Çukurova’nın da içinde yer aldığı Anadolu Girişim Grubu adlı konsorsiyum.
İhale 13.01.2004 tarihinde yapıldı. Özelleştirme İdaresi iki firmanın zarfını aldı, açtı, baktı ve “açık arttırmaya lüzum görmediğini” söyledi! O gün ikinci teklifi verene özellikle ÖYK’ya durumu şikayet etmelerini ve fiyat artırımını yapmaları gerektiğini söyledik. Yaptılar. Ayrıca soru önergeleri ile kıyameti koparttık. (tbmm.org.tr arşivinden bakabilirsiniz) Zaten, Zorlu’nun güya ortağı olan bir tabela şirketi şeklindeki Taftnet’in dedikodusu arş-ı alaya çıkmıştı. Ankara; Tataristan’ı da ziyaret eden, oğlu “civciv besleyen” Bakanın dedikodusu ile çalkalanıyordu. Danıştay’da açılan ihalenin iptali davasına da müdahil olduk. Sonunda, bizim de ortaya koyduğumuz konuları dikkate alan Danıştay ihaleyi iptal etti.
Yeni ihale doğru zamanda ve doğru düzgün yapıldı. Fiyat makul, ihaleyi kazananlar makul. Koç Grubu, büyüklüğü ile, Aygaz’ı ile, OPET’i ile “doğru” alıcı. Shell de dünyada en iyi rafineri işletme tecrübesi olan bir uluslar arası firma olarak “doğru” yabancı ortak.
İlk defa, tekrar ediyorum ilk defa tenkit etmeyeceğimiz, hatta memnun olduğumuz bir özelleştirme oldu. TÜPRAŞ’ı alan bu konsorsiyum, TÜPRAŞ’ın hem millilik karakterini bozmaz, hem de en iyi ve verimli şekilde idare eder.
Hayırlı olsun.
Hem hayırlı olsun, hem de hem Özelleştirme İdaresi’nin, hem de Hükümetin kulağına küpe olsun: İşinizi doğru dürüst yapın; yoksa, her zaman olduğu gibi elimiz yakanızda olacak. İlk el birliği ile bozdurduğumuz ihale sadece Türkiye’ye para kazandırmadı, sizleri de hapisten ve Yüce Divan’dan kurtardı!…
Tabii bu özelleştirme Türkiye’nin mali durumunun düzeldiği anlamına filan gelmiyor, koskoca TÜPRAŞ’ın yüzde 51’inin satışından elde edilen gelir, devletin bir aylık faiz ödemesi! Aman yanılmayın borç ödemesi filan değil, sadece faiz ödemesi.
****
Türkiye’nin ekonomik durumunun düzelmediği, hatta kötüye gittiği DİE’nin 12.09.2005 tarihinde açıkladığı verilerden de ortaya çıkıyor. (Verileri DİE’nin 12 Eylül tarihli 144 sayılı haber bültenini http://www.die.gov.tr) adresinden bulabilirsiniz).Gazetelerde bu istatistikleri yorumlayan, IMF’nin ve Hükümetin her yaptığını yorulmadan alkışlayan Televole ekonomistleri bile yavaş yavaş endişelerini ortaya koymaya başladılar.
Gazetelerde çok özet rakamlar bulacaksınız. İlgili olanların DİE’nin sitesine girip, 7 sayfalık tabloları çok ciddiyetle tetkik etmeleri zaruri.
Bir kere her şeyden evvel söyleyeyim 2004’de yüzde 9.9’luk bir kalkınma hızı olmadığını, 01.04.2005 tarihli yazımda anlatmıştım. Bu husus, bugün için hala geçerli. Yani ortada 4.5’lik 6 aylık kalkınma sürati de yok, hakiki kalkınma hızı çok daha düşük, hatta belki negatif. Bu yanlışlık ilk 6 ayda da matrisler düzelmediği için devam ediyor. İstatistiklerin 6. sayfasında 203.4 katrilyonluk 6 aylık bir Gayri Safi Yurt İçi Hasılaya göre 22.6 katrilyon stok görülüyor! Nerede bu stok? Yok! Bunun da sebebi defalarca anlattığımız eski matrislerin kullanılması.
Bu matrisler güya temmuz ayında düzelecekti; DİE’ye sorduk şimdi sene sonundan bahsediyorlar!
Şimdi biraz daha detaylara bakalım:
Tarım sektörü yerinde saymış. Gelişme hızı sabit fiyatlarla 0.1 artış ama, cari fiyatlarla yüzde 8.2 eksilmiş.
Hububat, yüzde 9.9 gerilemiş.
Sebze yüzde 12.8 gerilemiş.
Çiftçilik ve hayvancılık gayri safi katma değeri yüzde 11.5 gerilemiş.
Doğru dürüst ilerleyen biraz balıkçılık, biraz da çiçekçilik.
Yani, tarımın hali bir facia.
Sanayi 4.6’lık bir artışta. Bu artışı esas sağlayan motor sektör (Sayın Turgay Ciner memnun olacak) 16.6 ile madencilik.
Sanayi artık stop ediyor.
İnşaat da bir patlama olduğu muhakkak. İnşaattaki gelişme hızı 19.7.
Ortada başka hiçbir şey de yok.
Haaa, unutmayalım ithalat vergileri de yüzde 8.6 artmış. İthalatın detayına baktım, yatırım malları durmuş, tüketim malları artıyor.
Neticeleri “bir dostum” ile konuşuyordum, “ortaya iki hakikat çıkıyor” dedi.
“Bunlardan birincisi piyasa koşar adım bir durgunluğa giriyor. İmalat sektörü duruyor. İhracat artışı duruyor. Cari açık patlıyor. Ziller takıp oynayan Televole ekonomistleri bile hafiften hafiften yavaşlıyorlar” dedi.
“İkinci bulgu ise ‘açık pozisyon toplumu’ olduğumuz ortaya çıkıyor. Eskiden bankaların açık pozisyonu olurdu, bu yüzden de problem yaşardık. Şimdi banka açık pozisyonları yok ama başka açık pozisyonlar var. Bu açık pozisyonlardan birincisi müteahhitlerin aldığı ‘konut açık pozisyonu’.
İnşaat 6 ayda 19.9 oranında artmış. Buna mukabil konut sahipliği sadece yüzde 1.1 artmış. Yani ortada bol bol satılmamış konut açık pozisyonu var.
İkinci açık pozisyon tüketici kredilerindeki açık pozisyon. Konut, taşıt ve diğer ihtiyaçlarla ilgili tüketici kredileri 6. ayın sonunda 19.8 katrilyon. Kredi kartı toplamı ise 15.5 katrilyon. Bankalar toplam 35.3 katrilyon bireysel kredi vermişler. Bunun adı da Ahmet Efendi ile Ayşe Hanım’ın açık pozisyonu. Türkiye’de reel gelirler artmazken, bu kredilerin geri ödenemez birer açık pozisyon oldukları muhakkak. Bankalar açık pozisyon teşkil eden kredilerin faizlerini doğru dürüst toplasınlar; o bile önemli” dedi.
****
Evet.
Başbakanımız ne kadar propaganda sihirbazı olursa olsun ekonomi iyiye gitmiyor. Tarım kesimi çökmüş, ihracat artışı durmuş, ithalat bir yanardağ gibi infilak etmiş, reel gelirler düşmüş, tüketici kredileri patlamış…
Tayyip Erdoğan ne derse desin boş laf…
Bunun çaresi üreten, sattığı ile aldığını dengede tutan, halkının reel gelirini arttıran bir ekonomidir. Bunu da bu Hükümet beceremez.