Bugün sizinle iki mektubumu ve Cemil Çiçek’in yaptığı gaf konusundaki görüşümü paylaşmak istiyorum.
Cemil Çiçek sık sık bir hukuk devletinin Adalet Bakanı olduğunu unutup, geçen yüzyıldaki ABD’nin vahşi Batısının bir şerifi gibi konuşuyor.
****
Mektuplardan birincisi, DEP eski Milletvekili Sırrı Sakık, HADEP’in eski Başkanı Murat Bozlak’la birlikte, Flash TV’te katıldığımız Alternatif programı ile ilgili.
Program bu akşam Flash TV’de tekrar yayınlanacak. Ben, Pazar günü yaptığımız programdan sonra Sırrı Sakık ve Murat Bozlak’a aşağıdaki mektubu yolladım:
“Pazar akşamı, her ne kadar fikirlerimiz ve görüşlerimiz çok farklı ise de sizinle açık kalpli bir programda bulunmaktan memnun oldum.
Konuşmanın ve diyaloğun önemli olduğu kanaatindeyim.
Size, bundan evvel vermiş olduğum bazı soru önergelerini ve bir makaleyi yolluyorum.
Tarafınızdan gelen talepler sanki Türkiye’ye karşı bir savaş kazanılmış da, şartlar empoze ediliyor ve bunları empoze etmek için de dış güçler kullanılıyor gibi bir havada yapılıyor. Sizin önerileriniz Kongra-Gel’in önerilerine benzer öneriler..
PKK’nın TC diye adlandırdığı Türkiye bir savaş kaybetmemiştir ve empoze edilen şartları görüşmeyecektir.
Sizlerin evvela bir karar vermeniz lazım. AB’ye güvenerek, “AB Anayasası ulus devleti nasılsa yok edecek, istediklerimizi alacağız” diye mi konuya yaklaşacaksınız, yoksa, bireysel, kültürel haklar konusunda Türk Toplumunu muhatap alarak mı bir politika geliştireceksiniz. Eğer ikinci yolu tercih ederseniz evet, makul insani talepler mutlaka tartışılarak çözümlenebilir. Ama birinci yolu edeceksiniz, dayatmacı tavrın, programda da söylediğim gibi AB’den de vazgeçilerek reddedileceğini bilmeniz gerekir.
Size mevcut problemlere yönelik bazı görüşlerimi özetleyerek iletmek istiyorum:
1- Öcalan, Kandil Dağı’ndakiler siyasi konularda muhatap değildirler. Sizler, kendi insanlarınızı, ağlayan analarınızı düşünürken, Türkiye’nin geri kalanında PKK yüzünden bağrına taş basmış insanlara da aynı anlayışı göstermek mecburiyetindesiniz. Makul meselelerin halli bireysel haklar ve kültürel haklar olarak ele alınarak çözülebilir. Bu konuların muhatabı da meşru temsilcilerdir. Bu konular, kollektif hak, siyasi hak olarak tartışılamaz, tartışılmayacaktır. Ve, siyasi olarak tartışmayacağımıza göre de, karşımıza bizim kesinlikle terörist olarak gördüğümüz insanları muhatap olarak kabul etmemiz beklenemez. Bizim gibi iyi niyetle halledilebilir sorunları düşünmeye ve halletmeye çalışanlara, kabul edilemez siyasi muhatapları empoze etmeye çalışmayın. Ayrıca, siyasi beklentilerin AB baskısıyla hallolabileceğini de düşünmeyin. Demokratik katılım yasası gibi şeylerden de hiç bahsetmeyin. Ortada bir “pişmanlık yasası” var, fazlasıyla yeterli.
2- Kürt kimliğinin bir alt kimlik olduğunu ve anayasadaki Türk ibaresinin kesinlikle bir ırkı temsil etmediğini lütfen anlayın. Kürt alt kimliğinin de, kültürünün, dilinin, bireysel haklarının savunmasını, devletin ve milletin bütünlüğünü bölmeden gelin beraber yapalım. Türkiye’de bulunan alt kimlikler arasında ayrışımların altını çizmek yerine, benzerlikleri kucaklayalım. Bundan kim, ne zarar görür?
3- Teklif ettiğiniz konular, eğer kabul edilirse ortaya çıkabilecek her türlü riski metodik bir şekilde analiz ettiniz mi? Bu riskler karşılığında, herkes sizin gibi iyiniyetli olamayacağı ve konular mutlaka içeriden ve dışarıdan manipüle edileceğine göre nasıl ortadan kaldırmayı düşünüyorsunuz? Örneğin, Türkiye’de kurucu halk değil, kurucu halklar olursa, Kürtçe resmi dil yapılırsa, Güneydoğu belediyeleri yurtdışı ile finansman anlaşmalarına girip, özel bütçeler yapmaya kalkışırlarsa, bugün yapıldığı gibi belediyeciliğin çok dışında faaliyetlerine devam ederlerse bunun sonu nereye varır veya varabilir? Bu riskler ortadan kalkamayacağına göre, bu kadar riskli ve kesinlikle zararlı neticeler verecek, Kürt kökenli vatandaşları da perişan edecek ve sosyal dokuyu bozacak teklifleri niye getiriyorsunuz?
Lütfen bu yazdıklarımı yanlış anlamayın; samimiyetle bir teklifte bulunuyorum.
Size, somut (tekrar ediyorum soyut değil, somut) olarak bazı sorularım var:
1- Kürtçenin ve alt dillerinin nerelerde, nasıl, kimin tarafından öğretilmesini ve öğrenilmesini istiyorsunuz?
2- Kürtçenin ve alt dillerinin basın ve yayında hangi sıklıkta, nerede ve nasıl ve hangi kanallarda olmasını istiyorsunuz?
3- Kültürel haklar bağlamında somut olarak lisan haricinde talep edilen hakların listesi nedir?
4- Zorla göç ettirilenlerin sizce göç sebepleri ve dökümü nedir? Talep edilen idari, hukuksal ve ekonomik destekler nelerdir?
5- Koruculuğun kaldırılması için nasıl bir mali ve operasyonel plan teklif etmektesiniz?
6- Bölgede ekonomik seferberliğin başlatılması konusunda, hangi yörede, hangi konuda, hangi yatırım yapılmalıdır? Somut olarak devletin yapması gereken, bitirmesi gereken altyapı yatırımları ve maliyetleri nedir? Özel sektör için hangi yörede, hangi konuda, ne teşviki verilmelidir?
7- Bu konuların haricinde yine somut olarak öğrenmek istediğim konular var: Ülkenin üniter yapısını bozmamak kaydıyla ve bireysel ve kültürel anlamda kalmak kaydıyla başka hangi haklar serbestleştirilmelidir?
8- Bir başka soru da, yurtdışında (Avrupa, Rusya) bulunan Kürtler ile, sizin Güney Kürdistan dediğiniz Kürt bölgesi ile, İran’da resmen Kürdistan ismini taşıyan eyaletlerle ilişkiler nasıl düzenlenmelidir?
“Ben varlığımın tanınmasını istiyorum” diyen kişiye hayır demek mümkün mü? Ama, “ben varlığımın tanınmasını istiyorum” derken bunu silah yoluyla gerçekleştirmeye çalışan ve ülkesini, kaderini, hatta ailesini ve rızkını paylaştırdığı insanları katleden kişileri ve konuyu özellikle uluslararası platformlara taşıyıp Türkiye’nin canına okumaya çalışanları tasvip etmek mümkün mü?
Bu satırları yukarıda da dediğim gibi bütün alt kimlikleriyle iftihar eden bir Türk Milletinin herkes için daha hayırlı olabileceği ümidi ile yazıyorum.”
****
İkinci mektup, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’e:
“Çok iyi seneler.
Bugünkü, “dinini değiştirmek isteyenler” başlıklı yazınızı okuyunca, “nihayet”, “oh be!” dedim.
Bu nidaları çıkartmamın sebebi, Rahşan Ecevit’in, “din elden gidiyor” sözü değil. “Din elden gidiyor” sözü, bir siyasetçinin edeceği bir laf mıdır? Ederse ne zararı vardır? Sizin dediğiniz gibi din değiştirme özgürlüğü olduğu gibi, aynı dine mensupların, kendi dinlerinden olanları, “saklama, tutma” hakları yok mudur? Bol bol konuşabiliriz...
Benim üzerinde durduğum konu o değil. Benim üzerinde durduğum konu, sizin şu şu cümleleriniz:
“Çünkü, öyle görünüyor ki, hatırlatacağım konu, önümüzdeki günlerde çok daha sık gündemimize gelecek.
Bu ülkenin Başbakanı 29 Ekim 2004 günü, Roma’da görkemli bir salonda Avrupa’nın birçok ülkesinin lideri ile birlikte bir belgeye imza attı.
O belgenin ne olduğunu hatırlıyor musunuz?
‘Avrupa İçin Anayasa Oluşturan Antlaşma.’
Yani Avrupa Anayasası.
O Anayasa’nın ‘Özgürlükler’ başlıklı ikinci bölümünün, 10’uncu maddesi aynen şöyle diyor:
‘Herkes düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, tek başına ya da başkalarıyla birlikte topluluk halinde ve herkesin önünde veya özel olarak, din ya da inanç değiştirme özgürlüğünün yanı sıra, ibadette, eğitimde, uygulamada ve törenlerde dinini veya inancını açıkça ortaya koyma özgürlüğünü de içerir.’”
(Bu madde 10 değil, II-10. 10. madde, anayasa ve Birlik kurumları tarafından kabul edilen hukuk, üye devletlerin yasaları karşısında önceliğe sahiptir maddesi.)
Bu konu, bugüne kadar neden tartışılmadı hayretler içerisindeyim?
Bu konuda çok ciddi sıkıntılarım var. Ben bu belgeyi haftalar önce okuduktan sonra AB konusundaki fikrimi netleştirdim ve Türkiye’nin AB’ye girmemesi gerektiğine karar verdim. Türkiye bu anayasayı kabul etmemeli.
Teklifim çok açık: Türkiye, AB’nin 2005’ten itibaren kendisinden senede 100 bin işçi almak (15 sene müddetle) ve gönüllü olarak müktesebatın 31 kısmını eş zamanlı olarak gözden geçirerek, başta hukuk ve eğitim olmak üzere alabileceği her hususu ülkesine adapte etmek kaydıyla özel statüyü kendisi teklif etmelidir.
29 Ekim’de Roma’da imzalanan, Türkiye’de hiç bir anayasacının katkı yapmadığı, Dışişleri Bakanlığı’nın bana bizzat verdikleri nottan anladığıma göre, derinliğine inmediği, Türkiye’yi Brüksel’deki süper teknokrasinin eline bırakacak, özellikle muhalif kaldığımız konularda egemenliği kayıtsız-şartsız devredecek, büyük bir ihtimalle Ordunun mevcut yapısını değiştirerek paralı orduyu getirmeyi mecbur kılacak, 1923 Cumhuriyetinin temellerini kesinlikle değiştirecek, Sırrı Sakık ve Murat Bozlak’ın Flash TV’de bu akşam tekrar yayınlanacak Alternatif Programı’nda söyledikleri gibi ulus devleti ortadan kaldıracak, Ankara’nın bürokrasisinden kurtulurken Türkiye’yi daha sıkıntılı bir Brüksel bürokrasisine mahkum edecek bu anayasa kabul edilemez.
Sadece sizin bahsettiğiniz maddeye bakın. Bu maddeyi liberal ve geniş kapsamda yorumlarsanız bakın neler olur: Kılık-kıyafet yönetmeliği yapamazsınız, tören yönetmeliği yapamazsınız, hatta ve hatta “ben böyle inanıyorum” diyen bir hakimin mahkeme kürsüsünde sarık ve cübbe ile oturmasına da mani olamazsınız. Hatta, “uygulamada dinini açıkça ortaya koyma özgürlüğü” sınırlayıcı bir madde olmazsa, laikliği de ortadan kaldırır, çok hukukluluğu da getirir. Siz bu maddeyi öne çıkarttığınız için bu madde ile ilgili kanaatimi söyleyeyim; ben, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında bu maddenin olabileceğini, olması gerektiğini ancak, aynı madde içine, “din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı ve devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfus sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz” hükümlerinin de konulması gerektiğini düşünüyorum. Şimdi siz de düşünün. Benim ilave ettiğim hususları ilave etmeden sadece II-10’u alırsanız laikliği nasıl temin edeceksiniz?
Size bir örnek daha vereyim. Madde 51-2: Birlik dini cemaatleri tanıyor. Biz Türkiye’deki mesela Acz-imendileri AB Anayasası ile koruma altına mı alacağız? Tartışalım...
Çok büyük bir hizmet yaptınız. Bu AB Anayasasını mutlaka tartışmaya açın. Hürriyet, bu anayasayı tartışmaya açar ve bizlerin de, serbest bir platformda fikirlerimizi izah etmemizi sağlarsa, kendi tarihinin en önemli hizmetlerinden birini yapmış olur.
Size ek’te, bir kaç makalemi yolluyorum. Madem konuya ilgi duyuyorsunuz, lütfen vakit ayırıp okumanızı rica ediyorum.”
********
Cemil Çiçek’in gafları
Bazen, okuduğuma inanayım mı, inanmayayım mı bilemiyorum.
Cemil Çiçek, bundan bir kaç ay evvel, “yetkim olsa hortumcunun ciğerini sökerim” demişti. Bu sözlerinden ne demek istediğini bir soru önergesi ile sordum; “bu şahsi bir tavırdır, cevap veremem” diye karşılık verdi.
AB’ye girmeye çalışan Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanı Cemil Çiçek, dün, Barolar Birliği tarafından düzenlenen “Demokrasi ve Yargı” konulu sempozyumun kokteylinden ayrılırken haykırmış: “Yurtdışında bulunan kaçakların devlet ölüsünü de getirir, dirisini de bir gün getirir”.
Herhangi bir hukuk devletinde, Batı demokrasininde bu sözleri eden Adalet Bakanı’nın o dakika istifası istenir, istifa etmese bile Başbakan görevden alır. Ne demek “ölüsünü getirmek”? Ya adam ölene kadar bekleyeceksiniz ya da adamı öldürteceksiniz. Ne yapacaksınız Sayın Çiçek? Adam tutup, adam yollayıp yurtdışındaki kaçakları öldürtecek misiniz? Ne yapacaksınız? Ne biçim bir laf bu? Ağzınızdan çıkan sözlerin farkında mısınız?
Yok, kaçak ölene kadar bekleyecekseniz de o zaman işinizi yapmamış olursunuz. O zaman bu lafları bırakın da ya adamları elinizden kaçırmayın ya da kaçakları hukuki yoldan getirmeye bakın.
Haaa, bu arada bugün Milliyet Gazetesi Cem Uzan ile Babası Kemal Uzan’ın telefon konuşma kayıtlarını yayınladı. Herhalde bu yayınlar Basın Kanunu’nun 19. maddesine girmiyor...
Esas mühim olan, uydu telefonu ile de konuşsalar telefon kaydı yapıldığına göre, Kemal Uzan’ın konuştuğu telefondan yerinin belli olması. Bu konuşmalar taa Temmuz ayında kayda alınmış.
Kemal Uzan’ın teknik olarak yerini belirlemek mümkün olduğuna göre neden iadesini istemiyorsunuz? Bu gecikmeyi nasıl izah ediyorsunuz?
Yayın Tarihi :
5 Ocak 2005 Çarşamba 13:08:15
Yorumlarınız
Erhan ÖZTUNÇ IP: 81.213.230.xxx Tarih : 6.01.2005 10:53:46
----------------------------------------------------ŞAKŞAKÇILAR NERDESİNİZ---------------------------- Daha neler olacak.Ne olduk demeyiniz ne olacagım deyiniz iktidarında TÜRKİYEYİ gunluk guneşlik yapacagını vaadeden RECEP TAYYİP in 2. yılı biten iktidarında İÇ İŞLERİ Bakanımızın sevgili hemsehrilerinin buyuk kentlerdeki yankesicilik ve darp ve gasp olaylarından vatandaş yolda yuruyemezken, Yurdumuzu gezmeye gelen TURİSTLER gasp edilirken bu vahim olaya dun bir yenisi eklendi, bir hemşire hanım işe giderken veya iş donusu tinerci oldugu iddia edilen sahıs veya şahıslar tarafından darp edilerek tecavuze ugradı cennet yurdumuzun bir tarafında bolucu teror iktidarını Zana nın kurdugu partıyle beyan ederken, yurdun dıger tarafında aynı orgutun baska uyelerı tınercı veya yankesici olarak vatandasın can guvenliği ile ciddi tehdit olusturmaktadır. butun bunlara susukun bir BAŞBAKAN ve bu olaylar karşısında elini kıpırdatmayan bir içişleri bakanı. Bu iktidarın diger adı vahşet iktidarıdır.AB ye girme adına misyonerlerin faaliyetini ayyuka cıkardıgı ulkemizde TAYYİP iktidarında hala TÜRBAN krizi yasanmakta, hala mumınler bir araya gelip evlerinde bir yasin_i şerif okuyamamakta, hala ülkesini ve dinini seven insanlar yok ve yoksulluk içindedirler.TBMM başkanından herhangibir BAKANINA kadar gaf yapmayanı kalmayan bu iktidar ulke yararına yaptıgı hiçbir basarılı hizmeti bulunmazken herne hikmetse ATATÜRK ün cıkardıgı ve ÜLKENİN BOLUNMEZ BUTUNLUGUNUN TEMİNATI olan yasaları kaldırmakta ve dıs mıhraklar tarfından verilen gorevleri başarıyla yapmaktadırlar.DUN BUNLARI ALKIŞLAYAN MÜMİNLER ve ATAÜRKCÜ ŞAKŞAKCILAR nerdesiniz neden sahip oldugunuz yayınlarla bu vahset ve dehset iktidarını eleştirmiyorusnuz.Hersey bir tarafa, şimdi ulkemiz başka seneryolara kapıyı araladı otel odalarında sex partılı yeni bir dinin ve rezaletin medya destekli tanıtımları, neden bukadar susukunluk anlamak mumkun degil. Ben bir vatandaş olarak diyorumki yeter artık "YA DEVLET BAŞA YOK KUZGUN LESE"Bu ulkede RAHŞAN ECEVİT bile din elden giyor dediyse demekki ulke coktannn elden gitmis beyler ANADOLUNUN SIRTI FAZLA KASINDI SILKELENME VAKTİDİR HAYROLA.