19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Niyet mektubu iflasın belgesidir…

Bugün gazetelerde IMF ile yapılan anlaşma ile ilgili haberler var. Ben de bu konuya kısaca değinmek istiyorum.

İşin özeti:

Bu anlaşma Tayyip Erdoğan’ın ekonomik olarak iflası ve halka verdiği sözleri tutmadığının teyididir. Bu kadar basit.

Evvela IMF’ye verilen niyet mektubunu dikkatle okumanızı tavsiye ederim. Mektup yeni değil, 26 Nisan tarihli. Merak edenler Hazine Müşteşarlığının (www.treasury.gov.tr)

internet sitesinde bulabilirler.

Evvela 3 sayfalık niyet mektubunu bulacaksınız. Başbakanlık antetli kağıda yazılan niyet mektubunu Ali Babacan ve Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti imzalamışlar. Esas konumuz değil ama Serdengeçti’nin bu mektubu neden imzaladığını merak ettim. Zira, Başbakanlık anteti ile yazılmış bu mektubun ilk satırında, “Bu mektup, Hükümetimizin iktidardaki ikinci yılını tamamlamasından sonra kaleme alınmıştır” diyor. Hükümet adına Başbakanlık antetiyle yazılan bir mektupta, Merkez Bankası Başkanı Serdengeçti’nin imzası ne arıyor? Kendisine yazıyla sordum; bakalım ne diyecek?



Üç sayfalık niyet mektubundan sonra esas müthiş belgeye geliyoruz. Belge 14 sayfa, başlığı da, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin Ekonomik ve Mali Politikalarına İlişkin Belge”…



14 sayfalık belge, AKP’nin eğer iktidarda kalmayı becerirse önümüzdeki 3 sene harfiyen uyacağı taahhütleri (daha doğrusu IMF’nin talimatlarını)içeriyor.



Tekrar söyleyeyim bu belge Tayyip Erdoğan’ın halka verdiği sözleri tutmadığının ve ekonomik olarak iflasının belgesidir. Kendisi, kendi gibi düşünmeyenleri “ekonomi bilmeyenler” filan diye tenkit eder. Ayrıca okumayı sevmediğini, hele hele 14 sayfalık bu belgeyi okumadığını da biliyoruz.



Ben de, buradan ilan ediyorum: Tayyip Erdoğan hem Başbakanlık adına verilen 14 sayfalık taahhüt belgesini okumaz, hem de ekonomi bilmez. Hem de en önemlisi, halka verdiği sözü tutmaz.



****



Bu belgenin ne ifade ettiğini iki ekonomi yazarımızın kaleminden çok kısaca özetleyelim.



Önce Milliyet Gazetesi Köşe Yazarı Hurşit Güneş’ten bir alıntı:



“Kısacası, bir üç yıl daha kemerler sıkılacak. Sıkılmanın denetimi de yine jandarma başçavuşu IMF’ye teslim ediliyor. Peki, sonunda neye varacağız? Enflasyon düşmüş, borçlar da azalmış olacak. Ancak cari açık yine sürecek. Dış ticaret açığı belki daha ciddi boyutlara varmış olacak. İşsizlik ise tarımdan kopanlarla belki kaygı verecek düzeye gelecek. Tarımdaki yoksullaşmaya ise ciddi bir reçete hazır değil. İşte bunlarla ilgilenecek bir siyasal irade gerekiyor.”



Yine Milliyet’ten Güngör Uras da şöyle diyor:



“Niyet mektubu denilen mektupta neler yazılı?

- Hükümet sıkı maliye politikası uygulayacak. Memura, işçiye zam yok. Yatırım yok. Okula, hastaneye, yola, limana para yok.

- Faiz dışı fazla adı altında vergi gelirlerinin büyük bölümü borç faizine aktarılacak. Halkımızın gelirinin büyük kısmı faiz ödemelerini aksatmamak için kullanılacak.

- Bütçeyi denkleştirmek için vergilerin artırılmasına devam edilecek.

- İşsizlik devam edecek.

- Halkı ezen KDV oranlarında indirim yapılmayacak.

- SSK, Emekli Sandığı, Bağ-Kur açıklarının bütçeye yük olmaması için bu kurumlardan yararlananların aldıkları hizmetlere sınır getirilecek.

- Telekom, Tüpraş, Petkim, Erdemir satılacak.”



***

Ben birkaç şey daha ilave edeyim: Bu program Türkiye için bir numaralı güvenlik sorunudur, borçlarımız ve dışa bağımlılığımız artacaktır, tarım kesimi tamamen öldürülecektir, büyük şehirlere göç artacak, asayişsizlik görülmemiş boyutlara yükselecektir, ekonomi tamamen sıcak paranın insafına, yani dış çevrelerin eline daha da terk edilecektir, Hükümet, tamamen siyasallaştırdığı TÜBİTAK haricinde hemen hemen hiç yatırım yapmayacaktır, SKK’lılar, emekliler, ezilme lafı yetmiyor malen katledileceklerdir, Türk özel sektörü destek görmeyecektir. Bu bir iflas belgesidir.



Tayyip Erdoğan ise bu belgeyi okumadığı için yine bakanlarının ve danışmanlarının verdiği ufacık notlar, kulaktan dolma bilgiler ve Berlusconi gibi dostlarının sırt sıvazlamasıyla, “bir şeyler anlamıyorlar” nutukları verecektir.



Tayyip Erdoğan iktidarından sonra ortada başarı olarak bir tek (o da bittiği kadarıyla) duble yollar ve sıcak krizi patlayana kadar da düşük kalacak enflasyon kalır.



Ayrıca da unutmayın bütün bu öngörüler, hakikatte olmayan, olmadığını da defalarca somut delillerle anlattığımız sanal büyüme rakamlarında var sayılıyor.



****



Bu belgenin Tayyip Erdoğan’ın sözlerini tutmadığının da belgesidir dedim. Hadi Abdüllatif Şener’in “IMF ile bir daha anlaşma yapılmayacak” demesini, hatta hatta Tayyip Erdoğan’ın bu konuda bizzat ağzından çıkan sözleri bir tarafa bırakalım; daha da önemlisi Tayyip Erdoğan halka doğruları konuşmadı ve sözünü tutmadı.



Tayyip Erdoğan’ın başında bulunduğu AK Parti’nin seçim beyannamesinde bakın neler yazıyor:



- “AK Parti, ekonomik faaliyetlerin nihai amacının insanların yaşam kalitesinin yükseltilmesi olduğuna inanır”

- “Partimizin uygulayacağı ekonomik programın temel amacı, bu olumsuz tabloyu (2001’den bahsediliyor) hızla tersine çevirerek, enflasyonu ve kamu borç stokunu düşürmek, yüksek ve kalıcı büyüme performansına ulaşmaktır.”

- “Türkiye’de özellikle son dönemlerde uygulanan kamu açıklarına dayalı ve sadece sıcak para girişi ile desteklenen büyüme modelini daha fazla sürdüremeyeceği açıktır. (vay vay vay vay, ya şimdi ne yapıyorsunuz)

- Büyümeyi sağlayacağımız temel kaynaklar, verimlilik artışı, atıl üretim faktörlerinin harekete geçirilmesi, uluslar arası ölçekte rekabet edebilir mal ve hizmet üretimi ile olacaktır.”

- “Bütçe üzerindeki faiz yükünün makul seviyelere indirilmesiyle beraber kalkınmamıza hız kazandıracak yatırımlara, kamu çalışanlarının maaş ve ücretlerinde iyileşmeler yapılmasına, eğitim ve sağlık gibi sosyal harcamaların arttırılmasına öncelik verilecektir.” (vay vay vay vay, bu cümleyi lütfen bir daha okuyun ve IMF mektubu ile karşılaştırın)…





Yine, Tayyip Erdoğan Başbakan olarak okuduğu Hükümet Programında bakın neler diyor:



“Ekonominin mevcut durumu ve muhtemel geleceği de değerlendirilerek, Hükümetiz şu öncelikleri belirlemiştir,

- Ekonominin rehabilitasyonu ve restorasyonu sürecini tamamlamak,

- Ekonomik büyümeyi yeniden başlatmak,

- Fakirlik ve işsizliği azaltmak, (bu cümleyi tekrar okuyun),

- Yolsuzluk ve suç işleme eğilimini engelleyici düzenlemeler yapmak,

- Bölgesel ekonomik güç ve bölgesel finans merkezi olma imkanı sağlayacak ortamı hazırlamak,



- Yatırım olmaksızın ekonomik büyüme ve ekonomik büyüme olmaksızın sürdürülebilir ekonomik politika üretilemez.



- Hükümetimizin önemli önceliklerinden biri, işsizlikle mücadele ederek herkesin hayat standardını yükseltmek ve mutlu bir Türkiye oluşturmaktır. Uygulamaya konulacak politikalarla iş imkanlarının arttırılması, reel sektör alt yapısının yenilenmesi için ülkemizin sahip olduğu imkanlar genişletilecektir.

- Ülkemizde iktisadi ve sosyal yapımızın omurgası olan üretim, istihdam ve katma değerin oluşturulmasında önemli katkılar sağlayan esnaf ve sanatkarlarımız çok yönlü olarak desteklenecektir.

- KOBİ’ler için özel destek sistemi kurulacak, istihdam yaratıcı ortam oluşturulacak ve işsiz insanlarımız için alternatif çözümler üretilecektir.

- Tarım sektöründe verimliliğin ve üretimin arttırılması, üretici gelirlerinin istikrara kavuşturulması, her kesime yönelik teşviklerin rasyonel kullanılması, hayvancılık potansiyelinin yeniden canlandırılması ve en üst düzeye çıkarılması, alternatif ürün projesi ile üretimin iç ve dış pazar talebine göre yönlendirilmesi sağlanacaktır.

- Tarım, ormancılık ve hayvancılık ürünlerinin dünya pazarlarına arzı teşvik edilecek, sektörün kendi kendine yeterliliğine destek verilerek yoksulluğun ortadan kaldırılmasına ağırlık verilecek, karma ve alternatif tarımsal üretim metodları teşvik edilerek tarım sektöründe çeşitlenme ve farklılaşma sağlanacak, tarım sektörüne daha rekabetçi yapı kazandırmak amacıyla, piyasa fiyatlarına duyarlı üretim sistemlerinin oluşmasına imkan sağlanacaktır.

- Tarım sektörü politikaları, istihdam ve sosyal politikalar olarak ele alınacak, katma değer artışına odaklı destek ve teşvikler sağlanacaktır.



- GAP bir bütün olarak değerlendirilecek ve toprak reformu ile birlikte bölgenin ekonomik alt yapısı yeniden planlanacak ve sonuçlandırılacaktır.

- Ulusal kalkınma hedefleri ve stratejileri ışığında sanayinin yeniden yapılandırılma süreci hızlandırılacaktır. Hedef endüstrilerin önceliklerinin belirlenmesinde mevcut olanaklar ve kapasiteler, endüstriyel yetenekler, piyasa fırsatları ve uzun dönem rekabet olasılığı göz önünde bulundurulacaktır.

- İşsizlik sadece önemli bir üretim faktörünün israfı değil, aynı zamanda büyük ölçüde bir insanlık problemi olarak ele alınacaktır. İşsizliğin çözümünde sadece toplam talebin yönetiminde kullanılan para ve maliye politikaları değil, bunlarla birlikte arz yanlı politikalar da kullanılacaktır.

- Devleti halka hizmet aracı olarak gören Hükümetimiz, bir sınıf ve kesimin değil, bütün vatandaşlarımızın refah ve mutluluğunu sağlayacak sosyal politikalar yürütecektir. Bu bağlamda yoksullar, bakıma muhtaç yaşlılar, çocuklar ve işsizler için özel programlar oluşturulacak, zor durumdaki vatandaşlarımıza terkedilmiş ve kimsesizlik duygusu yaşatılmayacaktır. Hükümetimiz işsizleri, fakirleri, düşkünleri, hastaları, özürlüleri gözeten, onların insan onuruna yakışacak şekilde yaşamalarını sağlayacak sosyal bir devlet anlayışını uygulamaya koyacaktır.”



İşte Tayyip Erdoğan ve AK Parti bu sözleri vermiş, sözlerini katiyen tutamamış, şimdi de tersine IMF’ye verdiği taahhütle, halka verdiği sözlerin tam tersini yaptığını (halk dilinde bulan yalan söylemek derler) ve hem ekonomik, hem de ahlaken iflas ettiğini ortaya koymuştur.



Bir de unutmayın halkın nefes alması ve müthiş necilerin görülmesi için Tayyip Erdoğan üç sene istemişti. 2.5 sene doldu. 2.5 senenin sonunda da varılan nokta yeni bir IMF anlaşması. Bir tek IMF, Hükümet ve Türkiye’den inanılmaz para kazanan rantiyeci memnun.



İster istemez AKP Milletvekili adayı iken Tayyip Erdoğan’a yazdığım mektubu hatırladım. Mektuptan bazı kısımları sizinle paylaşacağım ama mektubun tarihine lütfen dikkat edin: 03.10.2002; yani seçimlerden tam bir ay evvel:



“Ekonomi konusunda bundan bir müddet önce Sayın Reha Denemeç ve Ali Babacan ile bir sohbet yapmıştık. Kendileri bana, “Derviş programı esas itibariyle doğrudur; eksikliği “yerelliğidir”. Bu program yerel unsurları dikkate alırsa ve istikrarlı, kuvvetli bir hükümet tarafından uygulanırsa netice verir” dediler.



Arkadaşlarımızın görüşlerine iştirak etmediğimi, bu söylediklerini CHP ve Derviş’in bizden daha iyi yapacağını, bu programla reel faizlerin süratle düşmeyeceğini, bu sene yüzde 25 olan, seneye yüzde 17-20 tahmin edilen reel faizin yalnız kamuyu değil, özel sektörü de boğduğunu, programda gelecek sene için öngörülen yüzde 5’lik kalkınmanın dolar olarak 7-8 milyar katma değere eş olduğunu ve bunun heyecan verici olmadığın söyledim. IMF programlarında hiçbir zaman yüksek kalkınma hızı ile, gelir dağılımı adaleti ve sosyal adalet olmaz, olamaz. Ayrıca bu tür programların en ufak bir başarı şansı varsa bunun için “tam rekabet” şartları gerekir ki bu da Türkiye’de yoktur”…


Yayın Tarihi : 14 Mayıs 2005 Cumartesi 04:02:20


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?