19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Tayyip Erdoğan’ın 'Kürt Sorunu'…

Olup bitenler herkesin gözü önünde.

“Bu olup bitenler neden olup bitiyor?” sorusuna verilebilecek bir çok cevap var:

a- Tayyip Erdoğan İmralı’daki teröristin istediği parolayı verdi, terörist de fırsattan istifade meseleyi yurt sathına yayarak kendine avantaj elde etmek istiyor.

b- AB karşıtları meseleyi fırsat bildi; işin içine derin devlet karıştı, 3-5 tane çapulcu ile durumu provoke etmeye çalışıyorlar.

c- Ortaya çıkan hadiseler sadece AB karşıtlarının değil, Türkiye’nin AB’ye girmesini istemeyen başta Fransız ve İsrail gizli servislerinin organizasyonu ve provokasyonu ve MİT’i de alet ediyorlar.

d- PKK Tayyip Erdoğan’ın demokratik açılımlarından sonra zemin kaybetmeye başladı, can havliyle teröre başvuruyor. Kendini gündemde tutamazsa tasfiye olacak.

e- PKK silahlı eylemi bıraktı, çoluk çocuğu kullanarak intifadayı başlatıp, Büyükşehirlerde milli duyguları kaşıyarak bir iç harbi çıkartmak istiyor. Bu iç harpten de uzun vadede bağımsızlık alabileceğini düşünüyor. Bu konuda da Barzani’yi destekleyen ABD’ye güveniyor.

f- Diğer…

Yukarıdaki maddeleri arttırabilirsiniz. Her birini de gayet akıllıca, hararetle bir lise münazaracısı ustalığı ile savunabilirsiniz.

Bunun sizce bir ehemmiyeti kaldı mı?

Bulunamayacak cevaplarla uğraşmaktansa, ortamı düzeltecek ve problemi kurutacak tedbirler üzerinde durmak daha doğru değil mi?

Bu konunun üzerinde daha evvel de durmuştum: 05.01.2005 tarihindeki yazımı isteyenler tekrar gözden geçirebilsinler diye yazımın sonuna ekliyorum.

***

Açık seçik özetleyelim:

Konu bir taraftan bir bölünme ve bölme teşebbüsü, diğer taraftan Devletin ve Cumhuriyetin müthiş ihmali sonucu bir yoksulluk sorunudur.

Problemi üç ayakta, eş zamanlı olarak halletmek gerekir.

Birinci yapılması gereken husus bireysel hak ve hürriyetlerin eksik kalanlarını hemen bugün vermektir. Anadil kullanma, öğrenme, RTÜK’ün kontrolünde kalmak kaydı ile özel televizyon ve radyolara yayın hakkı vermek ve siyasi sistemde ciddi bir değişiklik yaparak temsil kabiliyetini sağlamak. Bu değişiklik de Başkanlık Sistemine geçerek yürütmeyi iki turlu seçimle yapmak, yasamadan da barajı kaldırmaktır.

Bunun da ötesi yoktur, grup hakkı, kolektif hak gibi safsatalar bu ülkede konuşulmayacaktır.

Bireysel demokratik hak ve özgürlüklerin hemen altına çok kalın çizgilerle bir çizgi çekip, şiddet ve teröre devletin karşı ağırlığını koyması temin edilmelidir. Devlet burada devletliğini göstermeli, bugünkü AK Parti’nin yarattığı aciziyet tablosu kesinlikle ortadan kaldırılmalıdır. Asker askerliğini bilmelidir. “Elimizde yetki yok, sınırlı yetkilerle çalışıyoruz” gibi muğlak ifadelerden kaçınmalı, ne gibi yetkiler istiyorsa açık seçik, somut olarak yalnız hükümete değil, parlamentoya da bildirmelidir.

Öcalan’ın, “Efendim demokrasi var” mazereti ile örgütü yönetmesine mani olunmalı ve kendisi kesin tecride alınmalıdır. Murat Karayılan yakalanmalıdır. Kandil Dağı’na müdahale etmek üzere TBMM’den bir tezkere çıkarılmalıdır. Terörle Mücadele Kanunu ve TCK’daki gerekli değişiklikler yapılmalıdır. Para kaynakları mutlaka kurutulmalı ve icap ediyorsa bankacılıkta çıkartılan 5020 gibi bir “genel müsadere” kanunu terör zanlıları ve para kaynakları için çıkarılmalıdır. Jandarmanın polisle birlikte bütün yurt sathında İçişleri Bakanlığına bağlı olarak çalışma imkanı kanunla tanzim edilmelidir.

Bunlar ve buna benzer mücadele tedbirleri hemen, bir hafta bile beklemeden TBMM’de ele alınmalı ve yapılmalıdır.

Üçüncü konu bölgeye ciddi bir ekonomik yatırım paketinin getirilmesidir. Örneğin Bölgeye derhal asgari 10 milyar dolarlık bir yatırım paketi getirilmeli, altyapı tamamen tamamlanmalı, asfaltsız yol bırakılmamalı, her köye sağlık ocağı (pek tabii içinde doktoru ve ebesi olan!) getirilmeli, bölgedeki eğitim yalnız ilköğretimde değil, lise sonuna kadar okula gelen her çocuk için burslu olmalı, pek tabii kitap ve ihtiyaçları bedava dağıtılmalı, sulama kanalları ve drenaj kanalları tamamlanmalı, uygun meyve fidanı vadeli ve kredili dağıtılmalı, bu bölgede üretilecek tahıl ve pamuğa yüzde 5 ila 10 mertebesinde 5 sene müddetle özel prim verilmeli, hayvancılık teşvik edilmeli, mikrokredi uygulaması Ziraat ve Halk Bankası tarafından ele alınarak ciddi olarak yaygınlaştırılmalı, Köye Dönüş programı çok ciddiyetle ele alınarak, AB fonlarından da faydalanılarak ciddiyetle yürütülmelidir. Yetişen genç elemanların batıya göç etmelerine mani olunmamalıdır.

Ve en önemlisi halkla devlet kucaklaşmalıdır.

Bundan da daha önemlisi Türkiye bir an evvel resmen bölücülüğe alet olan, Türklüğü Türkiye’de alt kültür olarak gören bu hükümetten kurtulmalı ve devlet ciddiyetine yakışan bir hükümete kavuşmalıdır.

****

05.01.2005 tarihli yazımı ilgilenenler için tekrar yayınlıyorum:

“Pazar akşamı, her ne kadar fikirlerimiz ve görüşlerimiz çok farklı ise de sizinle açık kalpli bir programda bulunmaktan memnun oldum.

Konuşmanın ve diyaloğun önemli olduğu kanaatindeyim.

Size, bundan evvel vermiş olduğum bazı soru önergelerini ve bir makaleyi yolluyorum.

Tarafınızdan gelen talepler sanki Türkiye’ye karşı bir savaş kazanılmış da, şartlar empoze ediliyor ve bunları empoze etmek için de dış güçler kullanılıyor gibi bir havada yapılıyor. Sizin önerileriniz Kongra-Gel’in önerilerine benzer öneriler..

PKK’nın TC diye adlandırdığı Türkiye bir savaş kaybetmemiştir ve empoze edilen şartları görüşmeyecektir.

Sizlerin evvela bir karar vermeniz lazım. AB’ye güvenerek, “AB Anayasası ulus devleti nasılsa yok edecek, istediklerimizi alacağız” diye mi konuya yaklaşacaksınız, yoksa, bireysel, kültürel haklar konusunda Türk Toplumunu muhatap alarak mı bir politika geliştireceksiniz. Eğer ikinci yolu tercih ederseniz evet, makul insani talepler mutlaka tartışılarak çözümlenebilir. Ama birinci yolu edeceksiniz, dayatmacı tavrın, programda da söylediğim gibi AB’den de vazgeçilerek reddedileceğini bilmeniz gerekir.

Size mevcut problemlere yönelik bazı görüşlerimi özetleyerek iletmek istiyorum:

1- Öcalan, Kandil Dağı’ndakiler siyasi konularda muhatap değildirler. Sizler, kendi insanlarınızı, ağlayan analarınızı düşünürken, Türkiye’nin geri kalanında PKK yüzünden bağrına taş basmış insanlara da aynı anlayışı göstermek mecburiyetindesiniz. Makul meselelerin halli bireysel haklar ve kültürel haklar olarak ele alınarak çözülebilir. Bu konuların muhatabı da meşru temsilcilerdir. Bu konular, kollektif hak, siyasi hak olarak tartışılamaz, tartışılmayacaktır. Ve, siyasi olarak tartışmayacağımıza göre de, karşımıza bizim kesinlikle terörist olarak gördüğümüz insanları muhatap olarak kabul etmemiz beklenemez. Bizim gibi iyi niyetle halledilebilir sorunları düşünmeye ve halletmeye çalışanlara, kabul edilemez siyasi muhatapları empoze etmeye çalışmayın. Ayrıca, siyasi beklentilerin AB baskısıyla hallolabileceğini de düşünmeyin. Demokratik katılım yasası gibi şeylerden de hiç bahsetmeyin. Ortada bir “pişmanlık yasası” var, fazlasıyla yeterli.

2- Kürt kimliğinin bir alt kimlik olduğunu ve anayasadaki Türk ibaresinin kesinlikle bir ırkı temsil etmediğini lütfen anlayın. Kürt alt kimliğinin de, kültürünün, dilinin, bireysel haklarının savunmasını, devletin ve milletin bütünlüğünü bölmeden gelin beraber yapalım. Türkiye’de bulunan alt kimlikler arasında ayrışımların altını çizmek yerine, benzerlikleri kucaklayalım. Bundan kim, ne zarar görür?

3- Teklif ettiğiniz konular, eğer kabul edilirse ortaya çıkabilecek her türlü riski metodik bir şekilde analiz ettiniz mi? Bu riskler karşılığında, herkes sizin gibi iyiniyetli olamayacağı ve konular mutlaka içeriden ve dışarıdan manipüle edileceğine göre nasıl ortadan kaldırmayı düşünüyorsunuz? Örneğin, Türkiye’de kurucu halk değil, kurucu halklar olursa, Kürtçe resmi dil yapılırsa, Güneydoğu belediyeleri yurtdışı ile finansman anlaşmalarına girip, özel bütçeler yapmaya kalkışırlarsa, bugün yapıldığı gibi belediyeciliğin çok dışında faaliyetlerine devam ederlerse bunun sonu nereye varır veya varabilir? Bu riskler ortadan kalkamayacağına göre, bu kadar riskli ve kesinlikle zararlı neticeler verecek, Kürt kökenli vatandaşları da perişan edecek ve sosyal dokuyu bozacak teklifleri niye getiriyorsunuz?

Size, somut (tekrar ediyorum soyut değil, somut) olarak bazı sorularım var:

1- Kürtçe’nin ve alt dillerinin nerelerde, nasıl, kimin tarafından öğretilmesini ve öğrenilmesini istiyorsunuz?

2- Kürtçe’nin ve alt dillerinin basın ve yayında hangi sıklıkta, nerede ve nasıl ve hangi kanallarda olmasını istiyorsunuz?

3- Kültürel haklar bağlamında somut olarak lisan haricinde talep edilen hakların listesi nedir?

4- Zorla göç ettirilenlerin sizce göç sebepleri ve dökümü nedir? Talep edilen idari, hukuksal ve ekonomik destekler nelerdir?

5- Koruculuğun kaldırılması için nasıl bir mali ve operasyonel plan teklif etmektesiniz?

6- Bölgede ekonomik seferberliğin başlatılması konusunda, hangi yörede, hangi konuda, hangi yatırım yapılmalıdır? Somut olarak devletin yapması gereken, bitirmesi gereken altyapı yatırımları ve maliyetleri nedir? Özel sektör için hangi yörede, hangi konuda, ne teşviki verilmelidir?

7- Bu konuların haricinde yine somut olarak öğrenmek istediğim konular var: Ülkenin üniter yapısını bozmamak kaydıyla ve bireysel ve kültürel anlamda kalmak kaydıyla başka hangi haklar serbestleştirilmelidir?

8- Bir başka soru da, yurtdışında (Avrupa, Rusya) bulunan Kürtler ile, sizin Güney Kürdistan dediğiniz Kürt bölgesi ile, İran’da resmen Kürdistan ismini taşıyan eyaletlerle ilişkiler nasıl düzenlenmelidir?

“Ben varlığımın tanınmasını istiyorum” diyen kişiye hayır demek mümkün mü? Ama, “ben varlığımın tanınmasını istiyorum” derken bunu silah yoluyla gerçekleştirmeye çalışan ve ülkesini, kaderini, hatta ailesini ve rızkını paylaştırdığı insanları katleden kişileri ve konuyu özellikle uluslararası platformlara taşıyıp Türkiye’nin canına okumaya çalışanları tasvip etmek mümkün mü?

Bu satırları yukarıda da dediğim gibi bütün alt kimlikleriyle iftihar eden bir Türk Milletinin herkes için daha hayırlı olabileceği ümidi ile yazıyorum.”
Yayın Tarihi : 9 Eylül 2005 Cuma 15:03:48


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?