Vatan Gazetesi Yazarı Asaf Savaş Akat'ın pazar günü yazdığı yazısı oldukça ilgimi çekti. Kendisine dostça, aşağıda göreceğiniz mektubu yazdım. Konu uzun zamandır benim de gündemimde olduğu için kamuoyu ile paylaşmak istiyorum.
İşte Sayın Akat'a yazdığım mektup:
"25.09.2005 tarihli yazınızı doğrusu hayretle okudum. “Nerede bu stoklar?” diyorsunuz:
“Bir süredir kriz sonrası milli gelir verilerinin bir özelliğine dikkat çekiyoruz. Taleple ilgili hesaplarda açıklanması zor bazı gelişmeler belirdi. Üretimin giderek artan bölümü firmalar tarafından satılmadan stoklarda tutulmaya başladı. Ortada adeta bir ‘muamma” ya da ‘bilmece’ olduğunu söyleyebiliriz. 17 Nisan 2005 tarihli yazımda aynı başlık altında konuyu 2004 yılı için inceledim. Bugün analizi 2005’in ilk yarısına uzatıyorum.
2002 başından itibaren üç aylık milli gelir verilerini dönem ortalama kuru ile dolara çeviriyoruz. Sonra stok değişimi kalemini topluyoruz. Elde edilen 3.5 yıllık dönemde üretilmiş ya da ithal edilmiş ama satılmayarak stoklarda tutulan malların değeridir.
Son 3.5 yılda firmaların depolarında biriktirdikleri mal miktarının 67 milyar dolara ulaştığı görülüyor. 2004 sonunda bu sayı 51 milyar dolardı. Yani bu yılın ilk yarısında stoka atılan mal miktarı 16 milyar dolar artıyor. Stok değişimi cari fiyatlarla 22.6 milyar YTL’dir. Ne kadar büyük bir sayı olduğunun daha iyi kavranması için ilk yarıda yarı dayanıklı ve dayanıksız tüketim mallarına 22.4 milyar YTL, dayanıklı tüketim mallarına 25.3 milyar YTL, özel kesim makine-teçhizat yatırımlarına 21.3 milyar YTL harcandığını hatırlayalım.”
“Nerede bu stoklar?” sorusunun cevabını açıkça vereyim:
Bu stoklar yok. Bu konudaki soru önergelerini ve cevaplarını size de yollamıştım. Bu konuda yazdığım yazılar da arşivde duruyor. Bu stoklar, stok hesabının bir torba hesap olmasından ve üretim metodu ile hesaplanan GSMH ile tüketim metodu kullanılarak yapılan hesaplar arasındaki farkı DİE’nin bu torba hesaba atmasından kaynaklanıyor.
Üretim metodu ile yapılan hesaplarda da kullanılan matrisler eski matrisler oldukları için bugünü yansıtmıyor.
Size başka bir şey daha söyleyeyim; bu stoklar olmadığı gibi yüzde 9.9’luk kalkınma sürati de yok.
Neyse geç de olsa durumu fark etmeye başladınız. Size tekrar DİE’nin durumunu anlatan yazılarımı bulabileceğiniz tarihleri bildiriyorum. 01.07.2004, 01.10.2004, 01.04.2005, 13.09.2005…
Aman dikkat edin, bu stoklar olmadığı için kalkınma sürati de söylenenden 5-6 puan daha düşük. Er veya geç bu husus da ortaya çıkınca seyreyleyin gümbürtüyü."
****
Star TV’nin satışı…
TMSF, Star TV’nin satışını yaptı. Alıcı 306 milyon dolarla Aydın Doğan.
Hayırlı olsun…
Sayın Aydın Doğan zaten Türkiye’deki siyaset hayatını en önemli şekilde şekillendirmeye çalışan, siyasilerin de en korktuğu ve çekindiği kişiydi. Şimdi, bu çekingenliğin ve korkunun yanında “Aydın Doğan’la iyi geçinip, iyi görünme” arzusu bir çok siyaside en üst seviyeye çıkacak.
Aydın Doğan’a yapılan bu satıştan herhalde Hükümetin de önemli siyasi beklentileri vardır.
Nereden çıktı derseniz anlatayım: RTÜK Kanunu’nun televizyon sahipliğini düzenleyen maddelerini Anayasa Mahkemesi iptal etti. Üç senedir de yeni kanun çıkartılması bekleniyor. Hükümette tık yok. Eski kanun, bir patronun televizyon piyasasının tüm gün izlenme oranları itibariyle yüzde 25’ini geçmemesini öngörüyordu. Anayasa Mahkemesi onu bile çok görmüştü. Şimdi, Star’ın satışı ile Aydın Doğan tüm gün izlenme oranları ile fiilen yüzde 30’a geldi. Pek tabii, Star’ın izlenme oranını da kendi idaresi altında daha da artacağını da düşünürsek, Aydın Doğan artık basının münakaşasız “tek” patronu. Özellikle reklam piyasasındaki payı, izlenme oranları payının çok üzerine çıkacak. Hükümet RTÜK Kanunu’nu senelerce çıkartmayıp ihmal ederek Aydın Doğan’a bu imkanı hazırlamış oldu. Hoş, bu ihaleyi Turgay Ciner ve/veya Karamehmet de girip kazansaydı, onlar için de bu avantaj sağlanmış olurdu. Hükümetinki çok büyük bir ihmal, kendi elleriyle fiili tekeli kurduruyorlar. Bundan da herhalde bazı siyasi beklentileri var.
Hükümetin ikinci ihmali frekans ihalelerini yapamamasında. Üç senedir iktidarda olan Hükümet bu konuda kılını kıpırdatmadı. Bugün bu konudan sorumlu Devlet Bakanı Beşir Atalay’ın bir röportajını okudum: “
Vallahi radyolar değerlendi. "Artık biraz biz de gelir elde edelim" diye bir fikir geldi aklıma. Tabii önce onlara da hak tahsisi yapmak lazım. Televizyonlarda da olduğu gibi radyolarda da frekansların iyi belirleme ihtiyacı var. Televizyonda da, radyoda da mümkün olduğu kadar çabuk netleşmeliyiz.”
Trajikomik değil mi?.. Demokratikleşen, çağdaşlaşan Türkiye, basın konusunda tekelleşiyor…
Pek tabii TMSF ihaleyi yapmadan evvel, güvenlik belgesi aradı mı, Rekabet Kurulu’ndan görüş aldı mı gibi sorular boş sorular..
Ne diyeyim? Hayırlı olsun!...
****
Bu arada Cem Uzan da herhalde çok memnundur, zira bir koyundan iki post çıkıyor!
Evvela Star Yayın Grubu dahil, Telsim ve çimento grubunun yüzde 66’şar hissesini ABD’deki mahkemeye teslim ederek 2.1 milyar dolarlık borcunu kapattığını Motorola Avukatının beyanatından öğrendik. Şimdi de TMSF aynı şirketlerin, şirketlerin içini boşaltarak varlıklarını satıp Uzan’ın borcundan düşüyor. Dolayısıyla tam manasıyla bir koyundan iki post çıkmış oluyor. Bu konuların bu kadar rahatlıkla bitebilme ihtimali mevcut değil. Muhtemelen basın grubunu satın alanlar, kuvvet ve kudretlerine güvenerek işlerini nasıl olsa halledeceklerini düşünüyorlardır. Aynı cesareti Telsim ve çimento grubunu alacak olanların gösterip göstermeyeceğini merakla bekleyeceğim..