22
Mart
2026
Pazar
ANASAYFA

Çalışanın çalışmayan kadar değeri yok mu?

Birinin adı Ahmet.

Birisi resmi nikahlı 3 karısı ve toplam 12 çocuğu var.

Anadolu’da bir köyde iki gözlü evinde hepsi bir arada yaşıyor.

Kaymakamlıktan “Yeşil Kart” sahibi olduğu için ailenin bütün sağlık harcamalarını devlet ödüyor.

Tarlası var ama verimsiz.

Daha doğrusu bilimsel tarım yapamadığı için tarladan faydalanamıyor.

Ahırında sütünden faydalandığı 4 ineği var.

İlköğretim çağındaki 6 ve lise çağındaki 2 çocuğu her gün köyden okula gidiyor.

“Yeşil Kart” sahibi olduğu için, çocukların “Taşımalı Eğitim” masrafları Kaymakamlıkça karşılanıyor.

Evinin günlük erzağını, kışlık kömürünü, sobasını, buzdolabını, çamaşır makinesini, bulaşık makinesini, hastaneye giderkenki yol masraflarını, çocukların kıyafetlerini yine Kaymakamlık, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu’ndan ödüyor.

Kömür yakmak zahmetli olduğu için kömürünü satıp, ısınmak için, rezistans haline getirmek amacıyla karyolaya elektrik bağlayarak tavana asıyor.

Doğal olarak elektrik parası vermiyor.

Zaten kimse de gelip sormuyor.

* * *

Diğeri ise Mehmet…

Ailesinin kıt imkanlarıyla okuyup, devlet memuriyetine girmiş.

Kendisi gibi memur olan Ayşe Hanımla evlenmiş.

2 çocukları var.

Onları büyütüp okutabilmek için hiçbir birikim yapmayı bile düşünememişler.

Gelen para şehir hayatına, kiraya, elektriğe, suya,çocukların okuluna, kıyafetlerine gitmiş.

Mehmet Bey, memur maaşı yetmediği için Sosyal Güvenlik Kanunu’nun ilgili maddelerine güvenerek, hizmet süresini doldurduğu zaman, “mecburi yaş sınırlamasını beklemek ve o tarihte emekli olmak ve tüm özlük hakları saklı kalmak üzere” istifa etmiş.


Emeklilik ikramiyesini ve maaşını almak için mecburi yaş sınırını beklemeye başlamış.


Zaten daha iyi bir gelire sahip olmak için vaktinden evvel istifa ettiği için de ya bir işe girmiş ya da kendi işini kurmuş, vergi mükellefi olmuş

Sonra SGK’da birilerinin aklına “böylesinin daha uygun olacağı” düşmüş ve kanun değiştirilmiş.

Bu bekleme süresi içinde kendi işini kuranlara tazminat ödenmeyeceği hükmü getirilmiş.

Mehmet Bey, şimdi, o bekleme döneminde bir iş sahibi olduğu için Kıdem Tazminatını alamıyor.

Eşi Ayşe Hanım’la kıdem tazminatlarını birleştirerek almayı planladıkları başlarını sokacakları o iki odalı ev de hayal oldu.

* * *

Evet, işte size bir Türkiye fotoğrafı!

Bugün itibarıyla,“Mehmet Bey” olarak tarif ettiğimiz, devlete ömrünü vermiş, güvenmiş ve tam ayrılırken “golü yemiş” 2500 kişi var.

Bu sayı giderek de artıyor.

Yetkililer sağ olsun duyarsız değiller:

Hepsine “mahkeme koridorlarını” tavsiye ediyorlar!

Türkiye’de hakları olan bir şeyi mahkeme kararıyla almak durumunda olan tek mağdur kesim herhalde sadece Mehmet Bey ve arkadaşları değildir?

Siz söyleyin o zaman; köyünde yan gelip yatan için “kalkınma” tamam da “adalet” bu işin neresinde?
 

Yayın Tarihi : 23 Mart 2009 Pazartesi 09:01:01
Güncelleme :23 Mart 2009 Pazartesi 10:51:41


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
haluk balaban IP: 85.110.138.xxx Tarih : 23.03.2009 18:38:42

sayın Erdin halkın sorunlarını sizin gibi anlatan yok ? yurdumun gerçeklerini bu kadar kimse anlatamaz ve aktaramazdı yurdumda adalet diye bir şey kalmadı önce Muhtaç et sonra yardım et ve kul eyle ama nereye kadar. nerde gerçek sosyal devlet ve sosyal güvanlik halifelik ve padişahlık devri ve özlemi geri geliyor Uyan ey yurdum insanı GEÇ KALMAK ÜZERESİN...!İYİKİ VARSIN SAYIN ERDİN..