Bu hafta, tüm yurtta Polis haftası olarak kutlanıyor.
Polislik mesleği, öyle maaşla, mesaiyle, eğitim seviyesiyle falan tarif edilemeyecek, benim gözümde, gerçek anlamıyla “kutsal” bir meslektir.
Suçlu yakalama- suçu önleme konseptlerinin dışında; polisler, topluma yol gösteren, adliyeye intikal etmeyen nice sosyal yaraları tedavi eden, kendi çaplarında birer ‘toplum mühendisidirler’.
Polislik, hani derler ya, “Allah muhtaç etmesin, ama başımızdan da eksik etmesin” tarzında bir meslektir.
* * *
Polise zaman zaman önyargı ile yaklaşılır.
Aslında bunda polisin gocunacağı, alınacağı bir husus da yoktur.
Bir suçtan canı yanan kişi, olayın şokuyla ve canının acısıyla; polisi, yaşadığı olaya müdahale ederken “yavaş kalmakla” veya “taraf tutmakla” eleştiriverir hemen…
Onların da izlemeleri gereken prosedürler olduğunu, onların birer profesyonel olduklarını unutuverir…
Vatandaşın yaşadığı bu kırgınlık, polisi de, ister istemez bir komplekse sokar:
Poliste, müthiş bir “imaj” kompleksi vardır bu yüzden…
İnsan üstü bir özveriyle çalışarak yerine getirdikleri görevlerinin halkı tatmin etmediğini düşüncesiyle, her 10 Nisan günü çiçeklere sarılırlar ve halka çiçek dağıtma telaşına düşerler.
Halbuki polisin görevi çiçek değil, toplumda insanca yaşama hakkını en adaletli şekilde dağıtmaktır.
Halk; görevini, elinden gelenin en iyi şekliyle ve adaletle yaptığına inandığı polisin imajının nasıl olduğuna aldırmaz bile; bu durumda, ona yürekten güvenir.
* * *
Türkiye genelinde, sendikalaşamadığı için; en basit tayin veya özlük mevzuunda bile siyasilere ‘meze’ yapılan; kendi teşkilatı ile iletişimini bile siyasiler üzerinden kurmak zorunda bırakılan yaklaşık iki yüz bin polis görev yapıyor.
Modern çağın en önemli gereklerinden olan “huzur ve asayişi” sağlamakla görevli olan Emniyet, halen İçişleri Bakanlığı’na bağlı, valilik ayarında bir genel müdürlük olarak faaliyet yürütüyor.
Bu genel müdürlük görevine getirilenler de genelde teşkilat dışından ve ‘mülkiye’ sınıfına mensup kişiler olduğu için; teşkilatın, kendi kaderini belirlemede; kendi iç dinamiklerini “yukarılara” yeterince aksettirememek gibi bir sorunu da ortaya çıkıyor.
Gerektiğinde “ölmek” ve “öldürmekle” görevli olan polislerin moral durumlarını, özlük haklarını, fazla mesai ve maaş durumlarını ise hiç sormayın!
Ama zaman zaman şahit oluyoruz; kendilerini sadece seçim zamanlarında hatırlayarak tatlı tatlı sözler verip de sonra da unutanlarla “karpuz zamanı görüşecekleri” günü bekliyorlar.
Dudaklarına da belli belirsiz bir tekerleme yer etmiş:
Ebabil bir kuştur…
Sözünden dönen ne hoştur!
feramuzerdin@kenthaber.com