1990 yılında, Baba Bush’un ABD Başkanlığı esnasında, eskiden Irak’ın bir vilayeti olduğu savıyla, Kuveyt’i işgal eden Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin; ülkesinin ve kendisinin kaderini artık geri dönülemez bir yola sokmuştu.
O zamanlar petrol gelirleri dolayısıyla, dünyanın en zengin ülkelerinden birisi olan Kuveyt; Amerika tarafından açılan Körfez Savaşı ile bir yıl gibi çok kısa bir sürede, TIME dergisinin o haftaki sayısının başlığında yazdığı gibi “özgürleştirilmişti”.
ABD de bu bahaneyle başta Kuveyt olmak üzere, Suudi Arabistan’a ve Irak’ın kuzey kısımlarına kalıcı olarak yerleşmiş; 36. paralelin Türkiye sınırına kadar olan kuzeyini, zamanla merkezi Irak otoritesinden koparacak olan sistemli eylem planını uygulamaya koymuştu.
Bir yandan, Irak otoritesinden koparılan bu bölgede, her türlü askeri ve demografik harekat yapılırken; diğer yandan da başında Saddam Hüseyin’in bulunduğu Irak merkezi hükümetinin otoritesi, ABD güdümlü olarak uygulanan Birleşmiş Milletler ambargosuyla zayıflatılıyordu.
Irak’a, bırakın temel gıda maddelerini, kimyasal silah yapacağı ‘endişesiyle’ ilaç bile gönderilmiyordu.
Clinton döneminin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, 1996 yılında 60 Dakika programının muhabiri Lesley Stahl’a, ABD güdümündeki yaptırımlar sonucu Irak’ta 500.000 çocuğun öldüğünü, bu rakamın atom bombası attıkları Hiroşima’da ölenlerden fazla olduğunu ama buna “değdiğini” söylemişti!
Albright, yıllar sonra yazdığı “Madam Secretary” isimli kitabında, “Keşke o gün ağzımdan o kelimeler çıkmasaydı. Zamanı durdurabilsem ve o sözümü geri alabilsem.” diye yazarak, yaptıklarından olmasa bile, söylediklerinden dolayı olan pişmanlığını dile getiriyordu!
* * *
36. paralelin kuzeyinde kalan Irak toprakları, ABD “Çekiç Güç” askeri birliklerinin elinde şekillenirken, pkk da bu süreçte Türkiye’yi madden ve manen yormaya ve sistemli saldırılarına devam ediyordu.
Başbakanlığı döneminde, saldırılarını gittikçe artıran pkk terör örgütünden “bir avuç çapulcu” diye bahseden Turgut Özal; Cumhurbaşkanlığı döneminde, Irak’ın kuzeyinde şekillenmeye başlayan yeni oluşum için, “bir koyup üç almak” şeklinde ifade ettiği bir düşünceyi dile getirmeye başlamıştı.
Hangi “bir”in konacağı ve hangi “üç” ün alınacağı ise bugüne kadar hep tartışıla gelen bir konu oldu.
Bu süreçte pkk ile mücadele askeri seviyede devam ederken; binlerce şehit verildi, on binlerce insan sakat kaldı; on binlerce insan da yerlerini yurtlarını terk ederek, uzaktaki kamplarda göçebe hayatı yaşamak zorunda kaldı.
Yukarıdaki kayıpların yanında, bu mücadelenin Türkiye’ye 400 - 500 milyar dolara mal olduğu söyleniyor.
* * *
Oğul George W. Bush’un iktidara gelmesinin hemen ardından meydana gelen 11 Eylül terörist saldırılarıyla birlikte, ABD kamuoyunda “Ortadoğu” kaynaklı kişilerce yapılan terörizme karşı bir “nefret” ortamı oluştu.
Saddam Hüseyin’in 11 Eylül saldırılarını yapan bu teröristleri ve terörizmi desteklediği; nükleer ve kimyasal silahlar üretip bunları teröristlere vereceği iddiasıyla, başta İngiltere’nin olmak üzere, diğer bir takım batı ülkelerinin ve BM Güvenlik Konseyi’nin de desteğini alan ABD Irak’ı “özgürleştireceği” bahanesiyle işgal etti.
Yıllar sonra ABD ve İngiltere’de yapılan resmi açıklamalarda Irak’ı işgal sebeplerinin “biraz abartıldığı” söylenecekti!
Irak’ı işgal ederken Türkiye’nin yardımına güvenen ABD, 1 Mart tezkeresinin TBMM’nde red edilmesiyle adeta şoka girdi.
ABD yönetimi, Irak’taki yanlış politikalarının sonucu gelişen başarısızlığını da, “Türkler’in yeterince yadım etmemesinden dolayı, Irak’a kuzeyden giriş yapamamalarına” bağlamış, Erdoğan hükümeti ile araya mesafe koymuştu.
Irak’ta hesaplanandan çok daha maliyetli gelişen savaş, kuzeydeki Kürtler’e hesapsızca harcanan parayla da birleşince ABD ekonomisi 2007 yılından itibaren zora girdi.
ABD kesesinden beslenen Kürtler, savurganlığı artık abartmıştı.
Bir anda patlak veren mortgage krizi de, ABD’ndeki ekonomik durgunluğu tetikleyen bir etken oldu.
Ağır ekonomik ve tarihi maliyetleri sebebiyle ‘Irak’tan asker çekilmesi gerektiği’, ABD kamuoyuna açıklandığında, tarihler 2007 yazını gösteriyordu.
Çünkü; “özgürleştirilen” Irak, aynı zamanda istikrarsızlaşmış ve iç savaş başlamıştı!
ABD’nin, binlerce kilometre ötedeki topraklarda verdiği asker kayıplarına, her gün yenileri ekleniyordu.
* * *
Fakat ABD’nin kendi eliyle yarattığı Irak’taki kaos ortamından kurtulması, o kadar da kolay olmayacaktır.
Bir kere, Irak’ı ‘demir yumrukla’ yöneten Saddam Hüseyin artık yoktur.
Irak’ı toparlamak ve istikrarı sağlamak eskisi kadar kolay olmayacaktır.
Irak’taki kaos ortamını fırsat bilen İran’ın, bu ülkede yaşayan Şiiler üzerinden yürüttüğü planları vardır.
İran, ABD sonrası Irak’ı tek başına bırakmayacak kadar, olaylara hakimdir.
Ve nihayet bizim Kuzey Irak, tüm dünyanın Kürdistan dediği özerk yönetim…
Bu bölgenin akıbeti, ABD çekildikten sonra belli olacaktır.
Türkiye, İran ve bu bölgede hesapları olan diğer ülkelerin bu yeni oluşuma yaklaşımları hala muammadır?
* * *
Müttefikimiz ve stratejik ortağımız ABD’nin denetiminde bulunan Kuzey Irak topraklarında barınan pkk, Türkiye’ye yönelik saldırılarına devam etmektedir.
En son olarak pkk teröristlerince yapılan ve Türkiye kamuoyunda infial yaratan Dağlıca saldırısına nasıl karşılık verileceğini kestiremeyen Hükümet’in imdadına ABD gezisi yetişti.
O dönemde, Barzani ve Talabani, Türkiye’nin sınır ötesine yapacağı bir harekata karşılık vereceklerini küstahça beyan ediyorlardı.
Hatta Irak Cumhurbaşkanı Talabani, bu geziden önce, Türkiye’ye değil tek bir pkklı, tek bir “Kürt kedisini” bile vermeyeceğini haykırmıştı.
İşbirliği için ABD’ne giden Başbakanımız Erdoğan, döndüğünde; pkk terörizmine karşı artık daha bir kararlı ve gür sesli olmaya başladı.
ABD’nin istihbari desteği de alınarak, pkk ile yeni bir mücadele süreci başlatıldı.
Ve nihayetinde Türkiye, geçen hafta, Irak’ın kuzeyinde yuvalanan teröristlere karşı kara harekâtını başlattı.
Türk Ordusu, pkk kamplarını yerle bir ederken, Talabani – Barzani ikilisinin bu kez gıkı çıkmıyor.
Çünkü, ABD’den “emri” aldılar!
* * *
ABD bu kez, yüzde yüz hakimiyeti bulunan Kuzey Irak toprakları üzerinden ülkemize saldırılar düzenleyerek askerlerimizi şehit eden pkk yüzünden kalbi kırılan Türkler’in hem gönlünü alıyor; hem de Irak’tan geri çekilince yerini alacak “halefini” hazırlıyor.
Konjüktür bu kez Türkiye’nin lehine gelişiyor.
Türkiye, ilk hamlesini pkk’yı yok ederek başlatıyor.
Bundan sonra sıra, ABD gölgesinde şımartılan bölgesel Kürt yönetiminin, Türkiye’nin belirleyici rolünü kabul etmeye zorlanmasına gelecektir.
ABD’nin Irak’ta tam anlamıyla “çuvallamamasının” yolu, artık, zamanında başına çuval geçirdiği Türk Askeri’nin postalının, bu coğrafyada mümkün olduğunca yere ulaşmasından geçmektedir.
Bölgede zaman ABD’nin değil, Türkiye’nin lehine işlemektedir.
ABD’nin durumu ve konumu, Türkiye’nin bu coğrafyada bundan sonra üstleneceği rolü kestirmekten uzaktır.
ABD bu süreçte, kendi iç yangınını ancak söndürür.
Her ne kadar Irak’ta inisiyatif şimdilik ABD’nde görünse bile; yakında Türkiye’nin eline geçmesi kaçınılmazdır.
Aceleye getirilmeden oluşturulacak bir “Milli Politika” ile, Türkiye, Ortadoğu’daki yeni rolünü kendisi belirlemelidir.
Türkiye, bu saatten sonra Turgut Özal’ın dediği gibi “bir koyup üç mü alır” yoksa” hiç koymadan hepsini mi alır”, bunu uygulayacağı akıllı bir strateji ve bölgesel dengeler belirler.
Kendi derdine düşmüş olan “stratejik ortağımız” ABD değil…
harika yorum, harika tespit.çok daha iyi yerlerde görmek isteriz sizi.Başarılar
yazılarınızı ilgiyle izliyorum.başarılar diliyorum.saygılarımla.
tebrikler ederim, okumanin ne kadar iyi oldugunu su Tayyibe söylemek lazim cunkü hic görülüyorki Arap alfabesinden baska bir sey okumamis,iste Tayyib oku oku ki üstünüzdeki arap cübbelerini cikarirsin belki. Saygilarimla.
bravo feramuz bey, bu yazını cok begendım ayrıca super tespıtınden dolayı tebrık ederım cunku olacakları ıyı tahmın etmekle kalmayıp aynı zamanda turkıyenın stratejısı nı dogru tespıt edıp yaptıgın ovguden dolayı bır turk evladı olarak bızlerı gururlandırdın, tebrık eder yazılarının devamını temennı ederım ugur teknık sen bılırsın onu