CHP Genel Merkezi’nde bulunan bir dinleme cihazıyla ilgili olarak, ana muhalefet lideri, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın ağzından dökülen bu sözler, ne yazık ki, sadece partisinin veya kendisinin kişisel görüşlerini değil, aynı zamanda, toplumda son yıllarda sıkça dillendirilmeye başlanan bir gerçeği işaret ediyor:
“Polise güvenmiyoruz!”
Evet, ne yazık ki halk, artık polisine güvenemiyor!
Emniyet artık, kadrolaşmaya yönelik iç çekişmeler dolayısıyla, “halka hizmet” misyonundan hızla uzaklaşarak, artık belli bir siyasi görüşün temsilcisi ve baskı aracı haline gelmiş olarak algılanıyor.
Polis içindeki “sessiz çoğunluğu” da artık rahatsız eder hale gelen bu değişimlerin, ülke bekasında ne gibi etkileri olacağını zaman içinde göreceğiz?
* * *
Bayramlarda şeker-çikolata dağıtmak gibi sosyal ve sempati uyandıracak faaliyetlerde bulunmak; kendi içinde, kamuoyuna pek yansımayan müthiş bir “güçler savaşı” yaşayan ve bu yüzden sürekli “kan kaybeden” Emniyet’in, halkın gözündeki imajını kurtarmaya maalesef ki artık yetmiyor.
* * *
Emniyet Teşkilatında yıllardır şikayet konusu olan partizanlık veya “siyasilerle özdeşleşme” sorunu, AKP hükümeti döneminde adeta çığırından çıkarak, AKP il ve ilçe yöneticilerinin bile polislerin tayin ve terfilerinde etkili olmasıyla sonuçlanmıştır.
Önemli makamlara yapılacak tayin ve terfilerin listelerinin, parti yöneticilerinin veya belli güç odaklarının denetim ve gözetiminde hazırlandığı, Emniyet içerisinde sıkça dillendirilen bir olgudur.
Son dönemde İstanbul Emniyet’inde yaşanan iç çalkantılar neticesinde önemli müdürlüklere yapılan bir takım tayinlerde müthiş bir “güçler savaşının” etkisinin olduğu kulislerde fısıldanmaktadır.
Tayin ve terfilerde, “liyakatin” yerine, belli güç odakları ve iktidar partisine karşı olan “sadakatin” ön plana geçtiği, önemli mevkilerde görev yapmış olan tecrübeli Emniyetçiler tarafından endişeyle dile getirilmektedir.
Telefon dinleme ve izleme yetenekleriyle bir çok siyasi görüş veya toplumsal güç odağının adeta “iştahını kabartan” Emniyet’in, bu görüşlerin “kadrolaşmak” için adeta yarıştığı bir kurum haline gelmesi zaten yıllardır şikayet konusu olan bir husustu.
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün “siyasetten bağımsız” çalışması ve sadece, asli görevi olan asayişi sağlamak misyonuna odaklanması için gerekli olan tedbirler, yıllardır ihmal edilmekteydi.
* * *
Geçen 1 Mayıs’ta, hükümetin emriyle, insanların daha sokağa çıkamadan sendika binalarında kıstırılarak ölesiye coplanması, kamuoyunun hafızasından henüz silinmemiştir.
Usulsüz ve keyfi olarak dinlenmek veya izlenmek, artık sade vatandaşın bile korkulu rüyası haline gelmiştir.
Bu, polisin genel imajı ve toplumsal algılanması açısından, tabii ki, olumsuz bir durumdur.
Bir diğer hata da, 12 Eylül ruhunu hatırlatan, olağanüstü hal duygusu uyandıran, asker kökenli uygulamalardan hala vazgeçilememiş olmasıdır.
Sokaklarda artık adım başı yapılan GBT uygulamaları ve genel aramalar, çağdaş ve demokratik bir ülkeye yakışmadığı gibi; İstanbul Anadolu yakasında D 100 karayolunda seyreden servis minibüsleri ile halk otobüslerinin durdurularak, içindekilere GBT sorgulaması yapılması artık vatandaşa illallah dedirtecek bir hal almıştır.
Yeni teknolojiye ayak uydurarak, ekiplerini GBT sorgulama cihazlarıyla donatan Emniyet, bu ekiplere “sorgulanması gereken günlük bir kota sayısı” da vererek, tabiri caizse teknolojiyi vatandaş için işkenceye çevirmiştir!
* * *
Emniyet içindeki tarafsız veya genel politik görüşün dışındaki personel, başarılı olsalar bile, çeşitli bahanelerle açılan soruşturmalar neticesinde veya çeşitli yıldırma politikaları kullanılarak küstürülmüş ve istifa ederek, kenara çekilmelerinin yolu açılmıştır.
İstifa etmeyen personel de pasif veya etkisiz görevlere atanarak, etkileri en aza indirgenmek suretiyle sindirilmiş ve böylece Emniyet, bugün itibarıyla artık “dikensiz bir gül bahçesi” haline getirilmiştir.
Sistemi sürekli sorgulayarak, yolsuzlukları ve haksızlıkları ortaya çıkarmakla görevli olması gereken böylesine önemli bir kurum, artık tek elden idare edilen, “tek sesli” bir hale getirilerek, iktidara kayıtsız şartsız bağlılığı sağlanmıştır.
Ne diyelim artık?
Vatana, millete, memlekete hayırlı ve uğurlu olsun!
Sevgili Ağabeyim...Yazılarınızı sürekli okuyorum...Takip ediyorum ve polismerkezi.org sitemde yayınlıyorum...Size ulaşamıyorum...Lütfen siz bize ulaşırmısınız...Her zaman sizi yanımızda görmek bizi mutlu eder... Ayhan Polismerkezi.org Editörü
Polis teşkilatının bir bakanlığa,dolayısı ile siyasi partinin iktidarına bağlı olması tarafsızlığına gölge düşürebilir.Hani belki trafik şubesinde sorun olmayabilir ama diğer bölümler için yeni bir sistem oluşturulabilir.Bugünkü durum da polisi baskı altında tutuyordur zannedersem.Görevlerinin ciddiyet ve zorluğu da cabası.
bır polısın en basıt calısması olan gbt uygulaması sıze nıye batıyo anlamıs degılım polısın bır bakanlıga baglı olması tabıkı o zumreye aıtmis gibi görüebilir ama bu polisin görevini yapmadıgını yada guvensızlık ortamını oluşturmayı teşkil etmez bilmem anlatabildim mi olaya yüzeysel bakan yazarımız