22
Mart
2026
Pazar
ANASAYFA

Toplumsal cinnetin gizli sebebi: Güneydoğu Sendromu

Genel Kurmay’ın akustik ve mikro dalga frekanslar yayarak, karşıdakini etkisiz hale getiren ancak “öldürmeyen silahlar projesi”, insan haklarında bir devrim olarak nitelendirilebilir.

TSK mensupları bundan böyle teröristi öldürmeyecek, sadece etkisiz hale getirecekler.

Öte yandan Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, 18 Kasım 1996 tarihinde sağ olarak yakalanan ancak, göz altında olmasına rağmen “yer göstermeye” giderken mayına basarak ölen pkk militanı Orhan Yakar’ın ailesine 40.000 avro tazminat ödemeye mahkum edildi.

Burada AİHM kararını eleştirecek değiliz. Bu sonuca vardıklarına göre bir sebepleri mutlaka vardır.

Bizim itirazımız, pkk militanından esirgenmeyen paraların, Hollywood filmlerinden aşina olduğumuz “Vietnam sendromunun” bir benzeri olan “güneydoğu sendromunu” aynen ve bire bir yaşayan Mehmetçiklerden esirgenmesinedir.

Yıllardır, o bölgede “savaş psikolojisiyle” vatani görevini yapan Mehmetçiklerin tek bir uyum sürecine dahi tabi tutulmadan, tezkerelerini aldıkları gibi, aile reisi, koca, baba, oğul olarak doğrudan halkın arasına karışmasınadır.

Oysa ki iyi incelenirse, bugün toplumda tırmanan şiddet ve cinnet halinin artmasının en önemli sebeplerinden birisinin 30 yıldır ihmal edilmiş olan bu “psikolojik destek” sorunu olduğu ortaya çıkacaktır!


* * *

Şimdi HEPAR Genel Başkanı olan Osman Pamukoğlu paşanın anılarında işlediği 1994-95 döneminde, biz de onun bölgesine komşu olan, Şırnak Uludere sınır hattında askerlik hizmetimizi yedek subay olarak yapıyorduk.

Yoğun zayiat vermeye başlamış olan TSK, terörle mücadele şeklini o sene değiştirmiş, “alan savunması” denilen yepyeni bir konsepte geçiş yapmıştı.

Bu yeni konsepte göre dağ-taş askerle dolmuştu. Hayallerin ötesindeki bir engebeli araziye sahip olan bölgede gözünüzün gördüğü her tepeye, askerler ilk kez o tarihte konuşlandırılmıştı.

Asker, bölücü örgüt saldırısını karakolda beklemek yerine, savunma tedbirlerini açık arazide kurulmuş olan üs bölgelerinde almış, hatta militanları inlerinde ve kamplarında basmaya başlamıştı.

Bu ortamda terörün yanında çetin doğa şartlarıyla yapılan mücadele de sinirleri geriyor, orada görev yapan askerlerin hayatı algılamaları değişiyor, kendileri ve gelecekleriyle ilgili kaygıları tavan yapıyordu!

Mutluluk, huzur, dinginlik gibi pozitif duygular yok olmuş; bunun yerine stres, endişe ve kaygı herkesin iç dünyasına egemen olmuştu.

Askerler arasında bir anda sebepsiz yere kavgalar çıkıyordu.

Aynı mevzileri paylaştığımız bir yedek subay arkadaşım, İstanbul’a izne geldiğimizde bir akşam gittiğimiz barda, güney doğuda olan bitenlerden habersiz olarak eğlenen gençlere, kendi kendine içerleyerek; sebepsiz yere, hedef gözetmeksizin belindeki silahla saldırmak istemiş, kendisini zar zor zapt etmiştik.

Sonradan, olanları hatırlamadığını, bir an için “kendisini kaybettiğini” söylemişti!

* * *

O yıllarda, bölgede pkk nın telsiz haberleşmesi için kurduğu rölelerin (yansıtıcı) yerleri “kestirme cihazlarıyla” tespit edilip, derhal imha edildiği için; pkk yeni röle kurmak yerine, telsizle haberleşmek için TSK rölelerinden faydalanıyordu.

Doğal olarak, kullanılan telsiz frekansları da aynıydı!

Yani pkk ve TSK aynı kanaldan haberleşme yapıyordu!

Taraflar, konuşmak için usul usul sırasını bekliyordu!

Pkk lılar kendi aralarında şifreli olarak konuştuktan sonra, işleri bitince, bu kez askerler aynı kanaldan kendi aralarında şifreli olarak konuşmaya başlıyorlardı!

Doğal olarak zaman zaman pkk militanları ile TSK personeli arasında da ideolojik içerikli karşılıklı konuşmalar da yapılıyordu.

TSK mensupları pkk lıları teslim olmaları için ikna etmeye, pkk lılar da TSK mensuplarının aklını çelerek terörle mücadeleden vazgeçirmeye çalışıyorlardı.

Bu konuşmalarda her iki tarafın da bilinen değişmez kodları vardı:

TSK mensupları “Mehmet” kodunu kullanırken, pkklıların kodu, kendilerince de benimsenmiş bir kod olan “karga”ydı!

Bu karşılıklı konuşma ve bazen atışmalar sabaha kadar sürerdi.

* * *

Bütün bu detayları niye mi yazdık?

Ankara’dakilere iki önemli soru sormak için:

1) Yıllar sonra AİHM kararıyla bile olsa “karga”ya tanınan bu imkanlar, “Mehmet”ten niçin esirgenmektedir?

2) Bugün yaşadığımız toplumsal cinnet ve şiddet travmalarının en önemli nedenlerinden birisi olan “güneydoğu sendromunun” teşhis ve tedavisi için bugüne kadar neden bir çalışma yapılmamıştır?

Yayın Tarihi : 11 Aralık 2008 Perşembe 15:27:09


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Gönül Aydemir IP: 85.102.165.xxx Tarih : 12.12.2008 12:21:23

Yazarımız çok öneml bir noktaya parmak basmış.Sanıyorum 1996 yıl idi.Çok hoş,yeni evli,20-21 yaşlarında genç bir kadın boşanmak için bana başvurdu.Her ne kadar barışmalarını önerdiysem de başaramadım.Sorun;güneydoğuda askerlik yapmış genç koca,askerden yeni gelmişti.Askere gitmeden önce son derece munis,evcimen,uyumlu olan bu genç, hiç yoktan karısını dövüyor,öldürmeye kalkışıyordu.Her akşam üstü,bütün eşyalarını toplayıp,iki aylık gelini terk etmeye kalkışıyor,yetmiyor,gece genç karısını boğmak için boğazına sarılıyordu.Durum çok tehlikeliydi.Kocanın annesi olayı görmezden geliyor,oğlunun karı dövmeyi öğrenmesinden mutluluk duyuyor, güneydoğulu teröristlerden daha tahripkar oluyordu(Anne oğlu askerde iken ölmesinden çok korkmuş).Çiftler boşandı.Gerçekten,o yıllarda benzer şikayetlerle epey yuva dağıldı.Halen, güneydoğuda askerlik yapan gençlerin büyük çoğunluğunda benzer sendromlara rastlamak mümkün.Bu gençler,ömür boyu taşıyacakları ağır travmalarla baş başa bırakılıyor.Üstelik bu savaşın en can yakıcı tarafı,iç savaş olması.Doğru ile yanlışın iç içe geçmesi.Hem gençlerin aileleri,hem de gençler kesinlikle en modern tedavi biçimi belirlenerek hekim yardımı almalı. Güneydoğudaki savaşın,sivil halk üzerinde ne gibi travmalar oluşturduğu,gelecekte hangi sonuçların ortaya çıkabileceği hiç araştırılmıyor.Kore gazisi üç kişinin hanımlarından birkaç yıl önce,çok iç yakıcı öyküler dinledim.Kıbrıs gazileri de çok sıkıntı çekti,çekiyor.Güneydoğu sendromu hepimiz için açık yara.


ferhat bornova IP: 78.175.65.xxx Tarih : 12.12.2008 01:48:14

osman paşamıza güveniyoruz, hak ve eşitlik harekatının kumandanının askerleri kurtuluş savaşının kumandanını örnek alanlar olarak çalışmalara başladık. yolumuz açık olsun inşallah deyip boş durmayız yolumuzu kendimiz açmasını biliriz.


Azad Özgür IP: 85.101.237.xxx Tarih : 14.12.2008 19:19:01

Öncelikle merhabalar Feramuz Bey yazınızı okudum gerçekten ülkemiz insanı açısından önemli olan bir konuya değinmişsiniz ama tek taraflı ve fazla derinlemesine değinmemişsiniz çünkü;ben kendimde doğuanadolu bölgesindeki bir vilayetin insanıyım 90'lı yılların başında yani çocukluk yıllarımda bir çok çatışmaya şahit oldum yaşanan korkunç psikolojik durumun ne olduğunu iyi bilirim hatta sonradan İstanbul'la taşındıktan sonra psikolojik tedavide gördüm Güneydoğu sendromu denilen şey o bölgede yaşayan ve bu acı savaşı yaşamak zorunda kalan her insanda inanılmaz tahribatlara neden olmuştur misal olarak;köy yakmalar,faili meçhul cinayetler,gözaltında işkence ve ölüm vakaları,bölgede adeta cirit atan kontgerilla,ergenekon,hizbulllah gibi devletin içerisinde yuvalanmış karanlık derin ilişkilere sahip illegal terör örgütleri hepsi bu kirli savaşın ürünleridir.Gelecek kuşaklarımızın bu acıları yaşamaması için artık sorunun kaynağına inip bu sorunu adı her ne olursa olsun(Güneydoğu sorunu,Kürt sorunu gibi)barışçıl yöntemlerle demokrasi çerçevesinde ve karşılıklı diyalogla çözmek gerekir eğer bu sorun hala eski köhnemiş bir zihniyet olan askeri ve polisiye tedbirlerle çözülmeye çalışılırsa ülkemiz insanı daha çok güneydoğu sendromları yaşar saygılarımla