19
Temmuz
2024
Cuma
NİĞDE

Hayır kapıları/Ö. Fethi Gürer

Niğdemizde tarihe baktığımızda hayır yapan kişiler isimleri ile yaşıyor ancak Niğde nüfusuna oranla hayır yapanların sayısı az kalıyor. Çünkü yapılan araştırmalarda nüfusa göre otomobil sahibi olma ve Borsa da para bulundurma bakımından kimi Niğdelilerin Niğde’den daha iyi durumda olduğu belirtiliyor.

Bu durumda Niğde için bir doğru var.Ya zenginimiz var ama gizli zengin, ya zengimiz yok ama kayıt kuyut altında çalıştığımız için Niğde zengin duruyor. Bu konuyu irdeleyecek değiliz “zenginin parası fakiri yorar” diye boşuna dememiş atalarımız,Parası varsa olanın hakkıdır, olsun, olmayanda dileğimiz o zengin olsun.

Zenginlik ve zengin olmak ayıp yada saklanacak bir olgu değil biz gönül zenginiyiz. Olanı da tebrik ediyoruz. Ancak Niğde için yapılması gerekende geçmişte eller cebe daha çok gitmiş.ÖZELLİKLE eğitim konusunda nerde ise çok ilçe, köy kasaba okullarını imece ile yapmış. Günümüzde ise bir kişi bağışı ile okullar yapılıyor. Dünde kalan o dayanışmada "evinin rızkını" getirip okul yapımı için bağışlayan çok kişinin anısı dilden dile yaşıyor.

Vahit Kuşuncu Bor’da Lise binası yapılma dönemine yaşadığı olayda:-“İşte size içli bir örnek; Bağış toplanıyordu bir ihtiyar kadın geldi. Yaşı yetmişe yakın görünüyordu. Avucundaki bozuk paraları masanın üstüne döktü. -‘(375) kuruş yavrularım’dedi. Rakkam yanlış değil, tekrar ediyorum üç lira yetmiş beş kuruş. Yün eğirip bu parayı kazanmış. Gözlerimiz doldu, almak istemedik. Bu parayı sen kendisine sarf et bu işe senin duan yeter diyecek olduk. Fakat hata ettiğimizi anladık. Ölçüsüzlüğümüzle ihtiyarın nefis izzetini yaralamıştık. Donuk gözleri önce sulandı, sonra göz pınarlarında tomurcuklanan damlalar buruşuk yanakları üzerinde yuvarlanmaya başladı. Ve titrek bir sesle:İki yavrumu okutamadım. Çok akıllı idiler heder oldular. Başka yavrular benimki gibi olmasın, bu çorbada benimde tuzum bulunsun dedi. Arkadaşların renkleri sarardı. Dudakları titriyordu. Bir kısmı gözlerini yukarıya dikerek, dökülmek isteyen yaşları zapta çalışıyor, bazıları da geri dönerek gözlerini kuruluyorlardı. İşte hemşehrilerim, böyle bir heyecan atmosferi içinde başlayan iş yürüdü. Lise binamızın birinci katı bitti kapandı. İkinci katımız yükseliyor. Ay sonuna da önce başladığımız iki ilkokul ile birlikte çatılarını kapatacağız. Geri kalan noksanlarımız hizmetlerini bekliyor." diye anlatıyor.

İşte o heyecanı günümüze taşımak 50 öncesi anlayışı diri tutmak lazımdır.örnek alacaksak ta Cumhuriyetin bu her koşulda dayanışma içinde olan kuşağını örnek alalım.

Kefenin cebi yok, Kimse ölürkende alıp gitmiyor. O nedenle kazanalım ama bu kazançtan bölgede sorunlu olanları gözetelim.Özellikle Milli Eğitim için yapılacak çaba ve çalışma geleceğimizedir. Sonra Okul yaptıranın adı yaşatılamaktadır.O kadar parası olmayanlarda birleşir ve okullarda her dershane yaptıranın adı ile anılır.

Bir elin nesi var, iki elin sesi vardan yola çıkarak yerel sosyal dernekleri desteklemek, katkı vermek, Niğde için yararı olacak işlerde maddi, manevi destek olmak, kimse için olumsuzluk yaratmaz aksine ölümsüzlük yaratır.

Dayanışma anlayışı ile Köyden İmece kente inmişti. Öyle hızlı yok oldu ki; nerede olduğunu merak eder olduk.

Özelleştirme kültürü giderek bireyselleşmeyi öne taşıdı.Dayanışma için davet şartı doğdu.Sevdalar emekli ,çıkarlar baştacı kılındı.Haklı, haksız karıştı.Doğru, yanlış aynıştı. Ve gelinen süreç kültüre olarak bireyi mutlu olduğunu sandığı her şeye erdiren ama erilen yerde ise dert sahibi kılan bir süreç oldu.Sevgisiz paylaşımsız dayanışmadan yoksun içi boş ve kof.

Gelin bu anlayışı yenelim, para kazanılsın ama dayanışmada birkaç kişi ellerine kalmasın. Herkesin katkısı olsun.
Ömer Fethi Gürer
Yayın Tarihi : 11 Temmuz 2005 Pazartesi 12:18:13
Güncelleme :11 Temmuz 2005 Pazartesi 12:20:19


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
TUGBA SAHIN KUCUK IP: 85.96.84.xxx Tarih : 15.07.2005 18:18:26
Yazdıklarınıza aynen katılıyorum. Ben de Niğde doğumluyum her ne kadar uzaklarda yaşasam da şehrimizi gerçekten çok seviyorum. Üniversite hayatıyla birlikte Niğde'den ayrıldım. 5 sene boyunca Ankara'da mühendislik eğitimi için kaldım. Şu an Türkiye'nin yine nadir güzelliklerle dolu bir ilinde Bolu'da görev yapıyorum. Yaklaşık 14 yıldır dışarlardayım ama Niğde'nin kalbimdeki yeri hala bambaşka. Benim Bolu'da şahit olduğum güzellik, yemyeşil bitki örtüsünden çok daha farklı. Bolu'da İzzet Baysal adında, adı rahmetle anılan bir büyük yaşamış. Adım attığınız her yer onun yardımlarıyla yapılmış eserlerle dolu. Huzur evi, çocuk esirgeme yurdu, sağlık kabinleri, kütüphane vs. Aslında aynı zamanda kendi adıyla anılan Bolu İzzet Baysal Üniversitesi'ni ilk sırada saymak lazım. Bolu'da Baba Diye Anılan İzzet Baysal'ın çok büyük çabalarıyla kurulan ve hala vakfı tarafından desteklenen üniversite, Niğde Üniversitesi yerinde sayarken inanılmaz hızla büyüyor. Tıp fakültesi bile açıldı. İzzet Baysal Baba lakabını fazlasıyla hak ediyor. Sadece devlete el açıp onun verdikleriyle emekleyen ilimize de birilerinin babalık yapıp koşmayı öğtretmesi lazım. Sadece cebe atıp şan babalığı yapmanın kimseye faydası yok. Duyduğuma göre bu tür babalar Niğde'liyim demeye bile utanıyormuş.....