20
Mart
2026
Cuma
ANASAYFA

Bir çaba göstermesek de AB bizi üye alır!

Avrupa Birliği’ne üyeliğimize giden yolda gayet önemli bir merhale olan müzakerelere başlama kararının alındığı 17 Aralık 2004’ten bu yana ortalıkta giderek yaygınlaşan bir yanılsama var: Biz ne yaparsak yapalım AB bizi üye alır !

Bu intibanın dayandığı birbirinden farklı gerekçeler var. En “ağır” gerekçe ülkemizin jeostratejik ve jeoekonomik konumu: “Enerji yolları üzerinde bulunan konumumuz ve petrol bölgelerine yakınlığımızdan ötürü Avrupa bizden vazgeçemez.”

Diğer gerekçe daha somut ve gözle görülür olan ekonomik ve demografik avantajlarımıza dayanıyor: “Avrupa bizden vazgeçemez zira, genç nüfusumuza, dinamik ekonomimize, tüketime doymamış pazarımıza, civar ülkelere ihracat potansiyelimize ihtiyacı var.”

Siyasî anlamda, medeniyetler, dinler, kültürler ve bilumûm farklılıkların çatıştırılması ve barıştırılması konusunda Müslüman olup da demokrasi örneği olmamız diğer bir gerekçe.

Bu listeye yakın zamanda bir de Avrupa’nın askerî gücümüze olan ihtiyacı varsayımı eklendi.

Olumsuz ve sık sık telaffûz edilen bir diğer gerekçe ise eğer üye olmazsa Türkiye’nin başka ve Avrupa için tehlikeli arayışlara tenezzül edeceği, böylece istikrarsız bir memlekete dönüşeceği ve bunun sonuçlarının hem bulunduğu coğrafyaya hem Avrupa’ya büyük zarar vereceği. Yakın zamanda Avrupa da dahil olmak üzere Batı ile İran arasında ağır ağır derinleşen nükleer anlaşmazlık bu endişelere yeni bir boyut kazandırıyor. İran’ın ve bölünmek üzere olan Irak’ın komşusu Türkiye’nin artık vazgeçilmez bir ortak olduğu ve kayırılması gerektiği dillendiriliyor.

Diğer taraftan kötümser olarak nitelendirilenlerin kuşkularına rağmen Aralık 1999’da adaylığımızın teslim edilmesi, Aralık 2004’te müzakerelerin başlatılması kararı ve Ekim 2005’te müzakerelerin fiilen başlamış olması, günün birinde üye olacağımızın kanıtları olarak görülüyor.

Velhasılı kelam, pek çok Avrupalı yetkilinin de sık sık dile getirdiği gibi Türkiye’nin AB üyeliği Avrupa’nın da hayrına olduğu kanaati yaygın.
Potansiyel önemi reele dönüştürebilmek

Bu analizler ve gerekçeler doğru olabilir, önem arzeden husus bu gerekçelere dayanarak yerleşen ve yerleştirilen atâlet ortamı. “Biz hiçbir şey yapmasak da AB bizi sonunda üye yapmak zorunda” tavrı. Bugün AB konusunda yaygın eylemsizliğin temel dayanaklarından biri bu. Siyasî isteksizliğin, idarî karmaşanın, teknik yetersizliğin, iletişimsizliğin ve toplumdaki genel umursuzluğun başlıca nedenlerinden biri bu ruh ve şuur hali.

Tıpkı ulusalcıların “boşu boşuna demokratikleşmeyelim nasıl olsa almayacaklar” hezeyanı gibi “boşu boşuna kendimizi yormayalım nasıl olsa alacaklar” gafleti.

AB üye ülkeleri bu analizlere dayanan uzun vâdeli siyasî kâr-zarar hesapları yaparak Türkiye’nin her durumda ve hazır olmasa da üyeliğe kâbul edilmesi gerektiğini düşünebilirler. Ama hazır olmayan, AB mevzuatıyla gereken uyumu sağlayamamış ve mevzuatı uygulamayan bir Türkiye’nin teknik olarak üyeliğe kâbulu katiyen mümkün değildir. Teknik olarak mümkün olamayacağı gibi böylesi bir üyeliğin AB açısından bir manâsı da olamaz.

Zira Türkiye’nin önemi konusunda sayılan tüm gerekçelerin doğrulanabilmesi için Türkiye’nin teknik uyumu birebir ve eksiksiz gerçekleştirmesi gerekiyor. Diğer bir deyişle Avrupa’nın ve dünyanın bize duyabileceği ihtiyacın somutlaşması için Türkiye’nin ekonomik, politik her anlamda değişmesi ve bunu AB mevzuatını uygulayarak sağlaması gerekiyor. AB’nin ve dünyanın duyduğu ilgi, bu ülkenin hammadde halindeki potansiyel önemine duyuluyor, ülkenin kendine yakıştırdığı mutlak öneme değil.
Yayın Tarihi : 12 Haziran 2006 Pazartesi 12:44:34


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Davut Polat IP: 88.224.140.xxx Tarih : 20.06.2006 15:56:38
Türkiye'nin AB'ye girmesinden önce oradaki yaşam standartını(ekonomi),teknoliji kültürel toplum olmayı sağlamalı.kendimizi ifade zorluğu olmayan ülke konumda olmalıyız .Herşeyden önce iyi çalışmalar.