Gazeteci Yazgülü Aldoğan'ın ilk kitabı 'Kiralık Adam' bu hafta piyasaya çıktı. Aldoğan, aşk romanı olan 'Kiralık Adam'da erotik açılımlara da yer vererek kadın-erkek arasındaki iktidar savaşını akıcı bir üslupla kaleme almış.
Yılların deneyimli gazetecisi, köşe yazarı Yazgülü Aldoğan'ın ilk kitabı 'Kiralık Adam' bu hafta ALFA Yayınları'ndan çıktı. Yazgülü Aldoğan, bu aşk romanında 'kadınla erkek hiç mi anlaşamaz?' sorusunun cevabını ararken okuyucunun aklında daha pek çok sorunun da şekillenmesine yol açıyor. Yalnız kadınlara erkek refakatçi kiralayan bir şirketin en gözde elemanı, karizmatik Uğur ve bu şirket vasıtasıyla tanıştığı Hayal'in ekseninde dönen romanda Aldoğan, Türkiye'de kapalı kapılar ardında yaşanan cinsel sorunları da hikayenin içine serpiştirmiş.
Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD)'nin 2006'da yayınlanan 'Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı' araştırmasında bir grup medya mensubu ile birlikte İletişim Kurulu'nda savunucu olarak yer alan Aldoğan, raporlar tartışılırken cinsel sorunların ülkemizdeki yaygınlığına şahit olarak romanın kurgusunda bu verilerden yararlanmış. Yazgülü Aldoğan'la gerçekle fanteziyi, aşkla cinselliği, gururla inadı harmanladığı ilk romanını Türkiye'deki kadın erkek ilişkilerini yaşanan sorunları da irdeleyerek konuştuk.
Artık siz de gazeteci yazarlar arasına katıldınız, neden bunca yıl beklediniz kitap yazmak için?
Hem gazeteci hem de yazar olmak benim çocukluk idealimdi, hayatım boyunca da yazmayı çok sevdim. Ama arkamda akademik bir kariyerim, doktoram var; yıllarca öğretim üyeliği yaptım ve yapmaya da devam ediyorum. Bu kadar çok bilimsel çalışmanın içinde olunca canının her istediğini yazamamak gibi seni kısıtlayan engellerin de var. Dolayısıyla kendimi hep frenledim.
Bu durumda çalışma temponuz da çok yoğun olsa gerek...
Çok... Gündemi yakalamaya çalışırken bir de dosyaların içine kapanmak gibi bir lüksüm olmadı. Türk gazeteciliğinde kapanıp üç ay boyunca bir dosya üzerine çalışmak gibi bir lüks yok zaten. Bazen arkadaşlarım yaptığı zaman da görüyorum, çoğu çok hızlı toparlanmış, çalakalem yazılmış şeyler, ben böyle bir şeye imza atmak istemedim açıkçası. Son yıllarda fark ettim ki içimde duygusal bir şeyler yazma arzusu var. Popüler bir roman yazmak istiyordum. Ama vakit yoktu, ben de uçak yolculuklarında, seyahatlere gittiğimde otel odalarında yazıyordum. Bir hastalığın nekahet döneminde uzun süre eve kapanmam gerekince iyice ilerledi ve 'Kiralık Adam' iki yıllık bir çalışma sonunda tamamlandı.
'Kiralık Adam' başlığı 'Issız Adam'ı çağrıştırabilir diye bir endişeniz oldu mu?
Meğer kitaba ad takmak çok zormuş... İlk ismi, 'Kiralık Erkekler'di. Çok değer verdiğim bir yazar arkadaşım Mine Kırıkkanat, 'erkekler' kelimesinden rahatsız oldu; ben de kabul ettim. Hatta kitap baskıya girmişti, rica ettim, baskıyı durdurdum ve bir gün daha izin aldık ismi değiştirmek için. Çok üzüldüğümü söyledim baskıyı durdurduğum için ama editörüm Rana Hanım 'üzülmeyin, ustalar çok memnun oldu' dedi. Meğer bu isme çok alınmışlar, o yüzden de memnuniyetle karşılaşmışlar isim değişikliğini... Kiralık kelimesinin herkeste bir merak uyandırdığını gördüm, demek ki doğru ismi bulmuşum. Ama 'Erkekler' doğru değildi çünkü kitapta Uğur dışında diğer erkeklerden hiç bahsedilmiyor. Adam ise 'adam gibi adam' imajını uyandırıyor. Tek sıkıntı 'Issız Adam'ı çağrıştıracak olmasıydı, ona da razı oldum. Çağrıştıracaksa da güzel bir çağrışım...
İLHAM BREZİLYA'DAN GELDİ
Romanın konusunu belirlerken nelerden etkilendiniz? Örneğin; erkek refakatçi kiralama fikri nasıl oluştu?
Refakatçilik hikayesinde, Brezilya'da yaşadığım bir olaydan etkilendim. Bir gece kaldığımız otelde orta yaşlı 5-6 kadın gördüm, yanlarında da iki genç adam vardı. Çok güzel dans ediyorlardı ve masadaki hanımları sırayla dansa kaldırıyorlardı. Biz grupça şaşkın bir şekilde onları seyrettik. Sonra otelin yöneticilerinden birine sordum işin aslını; 'onlar dans hocaları' dedi. Dans etmeyi genellikle kadınlar daha çok sever, erkeklerse pek dans etmez. Ama öğrendim ki isteyenler bu adamları iki üç saatliğine tutuyor, bir eğlence yerine geliyor ve birlikte dans ediyorlar.
CETAD'ın araştırmaları nasıl yansıdı hikayenin kurgusuna?
Bu araştırmada öncelikle vajinismusun çok yoğun bir sıkıntı olduğu ortaya çıktı. Cinsel istekleri olduğu halde ilişkiye giremeyen kadınların olması gerçekten çok acıklı ve bunun çok çeşitli psikolojik sebepleri var. Türkiye'de çok yanlış tedavilerle çözmeye çalışıyorlar. Kadınlar bunu söyleyemiyor, o kadar utanıyorlar ki çiftler yıllarca hadım edilmiş gibi yaşıyor. Hatta suni döllenmeyle çocuk sahibi olanlar bile var. Bunu biraz da duygusal bir yazının içine yedirip yaymak istedim çünkü herkesin başına gelebilir. Tabii ki romanda da yer verilen, tedavi şekillerinden biri olan ve bir başka erkek yardımıyla vajinismusun çözümüne gidilen yöntem Türkiye'de asla kullanılmıyor. Prof. Dr. Mehmet Sungur'un bir tebliğiydi; bu tedavi Amerika'da ve Avustralya'da deneme niteliğinde kullanılıyor. Çok da başarılı sonuçlar alınmış. İnternetteki araştırmalarımda da bunun tartışmalarına rastladım ve bana çok ilginç geldi. Yani kurguladığım, uydurduğum fantezilerin yanında bir bilimsellik ve gerçeklik var.
'Kiralık adam' Uğur, her kadının birlikte olmak isteyeceği, karşısındaki kadının hislerine çok değer veren bir erkek olarak karşımıza çıkıyor. Peki, sevgilisi Hayal'in Uğur'dan yaşça büyük olmasını neye bağlayabiliriz?
Bizim toplumumuzda erkeğin yaşlı, kadının genç olduğu bir model var. Bu çok normal karşılanıyor, beklenen, istenen, olması gereken bir şeymiş gibi sunuluyor. Oysa bir bilim kadınıyla yaptığım ve konusu anti-aging olan bir röportajda bu durumun doğaya aykırı olduğunu, aslında orta yaşlı kadınla daha genç erkeğin birlikte olması gerektiğini ileri sürmüştü. Bu tezini de şöyle açıklamıştı; genç bir erkeğin cinsel istekleri çok daha yüksek olurmuş. Orta yaşlı bir kadını çok daha iyi tatmin edebileceği ve birisinin daha deneyimli diğerinin daha deneyimsiz olmasının iyi bir uyum sağladığı, dolayısıyla genç erkekle orta yaşlı kadının daha iyi partner olduklarını, duygusal olarak da daha şefkatli ve anaç tavırlı bir kadının genç bir erkeği daha çok tatmin edeceğini anlatmıştı.
Dolayısıyla ben farklı bir modelin tartışılmasını istediğim için de hikayeyi böyle kurguladım. En azından o çok dudak bükülen, hoş karşılanmayan model de aslında doğaya uygun bir birliktelik...
TÜRK ERKEKLERİ ÇOK DUYARSIZ
Türkiye'de romandaki gibi erkek refakatçi kiralayan bir servis olsaydı, kadınlar rağbet eder miydi?
Bence çok rağbet olurdu çünkü sadece belli bir yaşın üstündeki kadınlar değil artık sıkça dile getirilen bir şekilde her yaştan kadın erkek arkadaş, partner bulamamaktan şikayetçi. Belli bir kalitede, belli isteklerini karşılayacak erkek yok piyasada. Türk erkekleri çok duyarsız, birçok arkadaşım da yabancı erkeklerle birlikte. Sadece cinsellik değil kastedilen aynı zamanda güzel, zor şeyleri paylaşmak
Peki, sizce neden böyle Türk erkekleri?
Türk erkekleri kusura bakmasınlar ama çok sığlar. Rafine hiçbir şeyden hoşlanmıyorlar. Meyhaneye gitsinler, içki içsinler ve maçtan konuşsunlar... Bunlar kadın ruhuna yetmiyor. Uğur her kadının keşke olsa dediği bir hayal. Ama belki görmediğimiz, sahiplenilmiş birçok Uğur var. Bir de biz erkek annelerinin kabahati, birer Uğur yetiştiremiyoruz. Türkiye'de kadınların erkek çocuklarına çok kötü anne olduklarına inanıyorum. Benim de oğlumu çok duyarlı bir erkek olarak yetiştirmek konusunda ciddi kaygılarım var. Ama bir çocuğu sadece anne değil toplum da belirliyor. 'Birlikte olduğum kadını cinsel olarak tatmin edebildim mi, onu mutlu edebildim mi' diye düşünen kaç erkek var? Ne kadar acıklı değil mi?