19
Mart
2026
Perşembe
KİTAP

Boleynlerden Tudorlara

Philippa Gregory ‘Bakirenin Âşığı’nda, Elizabeth, Robert Dudley ve Amy Robsart’ın başına gelenleri ele alarak onlara kendine özgü bir hikâye döşüyor. Gregory’nin bu kitabında da ‘Boleyn Kızı’nda yakaladığı büyüyü yakaladığı kesin

İngiltere kral ve kraliçelerinin yarı kurgu yarı gerçek hikâyeleri ve iyi hesaplanmış tarihi dedikodularla tüm dünyaya İngiliz aristokrasisini sevdiren Philippa Gregory yeni romanı Bakirenin Âşığı’yla raflardaki yerini aldı. Sarayların ve din çatışmalarının, reformun, rönesansın, güzel elbiselerin, parfümlerin ve hırs uğruna kaybedilen kellelerin yazarı Gregory artık Tudorların hikâyesini anlatmaya başlıyor. Çok az yazar çok bilinen ve çok anlatılmış hikâyeleri yeniden anlatma riskini göze alır. Artık kendini ispatlamış bir yazar olan Philippa Gregory ise hiç çekinmeden İngiltere kraliçeler tarihinin en çok anlatılmış karakterine Elizabeth Tudor’a el atıyor. Bunu cüretkar bir hareket olarak görmek gerek. Yazarın, Boleynleri krallar ve kraliçeler kadar meşhur ettikten sonra kaldığı yerden devam edip Tudorlara geçmesini olağan görebilirsiniz.
16. yüzyıl İngiltere’sini hatırlayalım: İngiltere kralı Henry’nin ölümünün ardından kralın erkek varisi olmadığı ve kız varislerinden biri Katolik diğeri Protestan olduğu için ülke ikiye bölünür. Tahta ilk olarak kralın ilk eşinden olan kızı Mary (Katolik olan) geçse de hükümdarlığı kısa sürer ve onun yerini artık hepimizin hayat hikâyesini ezberlemiş olduğumuz Anne Boleyn’in kızı Elizabeth (Protestan) alır. Ama saray ve halk tedirgindir çünkü Fransızların destekledikleri İskoç kraliçesi Mary gibi bir örnekle daha karşılaşmaktan korkar ve tahta bir erkeğin güçlü bir erkeğin geçmesinin daha doğru olacağını düşünürler. Üstelik doğumunun bile yasal olup olmadığı belli olmayan Elizabeth’in tahtta ne kadar hak sahibi olduğu da tartışma konusudur.

Onun kalbi boş değil
İyi de Gregory neden filmler ve kitaplardan hepimizin öğrendiğimiz bir hikâyeyi yeniden anlatıyor? Çünkü onun bu hikâyede dikkat ettiği detaylar, bir tarihçinin ya da başka bir yazarın dikkat ettiklerinden farklı. Onun Elizabethinin boğuştuğu sorunlar ve seçimlerinin ardındaki nedenler diğerlerininkilere benzemiyor. Ne mi demek istiyorum: Philippa Grogory, Elizabeth’in hükümdarlığının hikâyesini içindeki karmaşık aşk hikâyelerini öne çıkararak anlatıyor ve bu hikâyenin detayları onun kaleminden hiç de başkalarının anlattıkları gibi değil. Adından da anlaşılacağı üzere kitabın konusu Elizabeth ve sevdiği tek erkek olduğu rivayet edilen Robert Dudley.
Bir yandan Fransa, İspanya ve İskoçya’nın tehditlerinin farkında olan, diğer yandan ülkenin din çatışmaları nedeniyle iç savaşa sürüklendiğini gören Elizabeth, saray efradı ve danışmanları tarafından bir eş seçmeye zorlanıyor. Ne yazık ki onun kalbi zaten bir erkeğe ait. Gregory’nin Elizabeth’inin kollarında huzur bulduğu erkek Robert Dudley. Oysa danışmanların aklında İngiltere’nin ve kraliçesinin konumunu yükseltecek, gücünü artıracak bir eş, tercihen bir kral var. Elizabeth ise uyarıları görmezden gelerek zaten evli olan, üstelik son derece erdemli bir kadın olan Amy Robsart ile evli olan Robert’la gönül eğlendirmeyi sürdürüyor.
Gregory’nin tarifiyle Robert Dudley yakışıklı, etkileyici konuşması ve çarpıcı gülüşüyle kadınların gözdesi bir centilmen. (Elizabeth filmindeki Joseph Fiennes’ı hatırlayın lüfen.) Zaten iyi bir evlilik yapmış ve kraliçenin peşinden koşmakla aslında başını belaya sokmaktan başka birşey yapmıyor çünkü kraliçe onu ne kadar severse kesinlikle kraliçenin dengi olarak görülmeyen Robert Dudley sarayın içinde ve dışında o kadar düşman kazanıyor.
Elizabeth tarafından sevilen ve geri kalan herkesçe nefret edilen Dudley sonunda eşinden kraliçeyle evlenebilmesi için kendisini serbest bırakmasını istese de Amy için bu imkânsız. Erdemli eş bütün baskılara karşın kocasından boşanmayı reddediyor. İşte Gregory’nin romanının asıl dönüm noktası, onun Elizabethinin asıl sorunu bu noktada ortaya çıkıyor: Amy Robsart’ın 8 Eylül 1560’ta merdivenlerden düşüp ölmesi. (Kadının cesedi merdivenlerin dibinde bulunuyor.) Olayın bir kaza olduğuna karar verilse de Elizabeth’in zihninde sürekli dönen bir soru var, Robert’ın eşini öldürmüş olup olamayacağı... Ayrıca ölüm kaza bile olsa Amy Robsart’ın ölümüyle beraber başlayan dedikodular zaten zor olan bir ilişkiyi imkansız hale getiriyorlar.
Philippa Gregory, Bakirenin Âşığı’nda Elizabeth, Robert Dudley ve Amy Robsart’ın başına gelenleri ele alarak onlara kendine özgü bir hikâye döşüyor. Gregory’nin bu kitabında da Boleyn Kızı’nda yakaladığı büyüyü yakaladığı kesin. Gotik İngiliz romanları okur ve 16. yüzyıl İngiltere’sinden bahsederken bir yandan da insanların suya kavuşabilmeleri için Gambia’da su kuyusu bulmakla uğraşan bir vakfı yöneten yazar, Bakirenin Âşığı’nda okuyucuları sürükleyecek bir versiyon ortaya çıkarmayı başarmış. Bir dipnot olarak ekleyelim, romanın çevirisi de dört dörtlük.

BAKİRENİN ÂŞIĞI
Philippa Gregory
Çeviren: Özlem Malkara Artemis Yayınları
2008, 639 sayfa
24 YTL.

Elizabeth dudaklarını büzdü. “Nerede olduğunu ya da ne yaptığını nereden bilebilirim? Hem senin her daim sarayda olman gerekmiyor mu? Burada olmak senin görevin, değil mi yoksa?”
“Görevim değil,” dedi Sör Robert, “Kaldı ki görevim olsa asla boşlamam.”
“O halde beni boşladığını kabul ediyorsun, öyle mi?”
“Boşlamak? Hayır! Kaçmak derseniz, evet!”
“Benden mi kaçtın?” Odadaki nedimeler, Majesteleri, Sör Robert’ın kulağına eğilirken yüzüne nasıl da al bastığını bizzat gördü. “Benden neden kaçasın ki? O kadar korkunç bir kadın mıyım?”
“Korkunç olan siz değilsiniz ama oluşturacağınız tehlike kâbus gibi. Medusa’dan bile daha kötü.”
“Hayatım boyunca senin için hiç tehlike oluşturmadım.”
“Aldığınız her nefes beni korkutmaya yetiyor. Elizabeth, eğer sizi sevmek için kendime izin verseydim -ki bunu yapabilirim- halim ne olurdu acaba?”
Kraliçe arkasına yaslanıp omuz silkti. “Ah, yapma Dudley, en fazla bir gün dövünüp yakınırdın, sonra ertesi gün soluğu doğru Camberwell’de karının yanında alır, hatta saraya gelmeyi de unuturdun.”
Robert başını iki yana salladı. “Eğer sizi sevmek için kendime izin verseydim -tam istediğim gibi- benim için her şey sonsuza dek değişirdi. Aynı zamanda sizin için de...”
“Benim için ne değişirdi?”
“Siz de bir daha asla eskisi gibi olamazdınız,” diye iddia etti Robert ve sesini iyice alçaltıp bir fısıltıdan ibaret konuşmaya başladı. “Hayatınız kesinlikle eskisi gibi olamazdı. Bir kadın olarak her şeye bakışınız, her şeyin değeri... değişirdi.”
Elizabeth omuz silkip umursamaz bir kahkaha savurmak istedi ama yapamadı. Robert’ın büyülü bakışları insanın aklını başından alacak cinstendi ve aslında küçük bir saray flörtü için fazlaca ileri gidiyordu. “Robert...” Elizabeth elini gırtlağına dayadı, sanki hızla çarpan kalbinin ağzından dışarı çıkmasına engel olmak istiyordu. Yüzü arzuyla kıpkırmızı oldu. Ancak kadın düşkünü Robert Dudley, Elizabeth’in yanaklarındaki rengi önemsemedi, daha çok Kraliçe’nin boynundan iki değerli incinin parladığı kulak memelerine kadar çıkan renge dikkat etti. Şehvetin kan kırmızı rengiydi bu ve Robert Dudley, İngiltere’nin Bakire Kraliçesi’nin kendisine beslediği arzulardan ötürü baştan ayağa kızarmasına gülmemek için dudağını ısırdı.

Radikal - Kitap
Yayın Tarihi : 26 Kasım 2008 Çarşamba 12:12:22


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?