Jody Shields, ‘Görgü Tanığı İncir’de Freud’un elinde bir kobaya dönüşen Dora’nın hikâyesini yeniden kurguluyor. Ona göre Dora intihar etmedi, öldürüldü... Peki katil kim?
Postmodernizmin edebiyattaki başarılı örneklerinden biri olan, erotizm, şiddet ve ölümün iç içe geçtiği Beyaz Otel’de D.M. Thomas, Freud’u romanın hem baş kişisi hem de bir bölümünün yazarı yapar. Frau Anna G.’nin ‘edepsiz’ metinlerini ve hastalığını analiz etmektedir Freud. Ancak romanın ortalarında her şeyi bilen anlatıcı devreye girerek histeri teşhisi konan kadının analiz sonrasındaki hayatını ve Freud’a aktaramadıklarını anlatır bizlere... Freud’un Josef Breuer’le birlikte yazdığı, psikanalizin başlangıcına işaret eden ilk büyük çalışması Histeri Üzerine İncelemeler, hem edebiyat hem sinema için, en muammalı ve bereketli kaynaklardan biri. Histeri teşhisiyle konuşmaya, geçmişi anlatmaya zorlanan beş kadın, bugüne dek pek çok eserde yeniden yorumlandı; travmalarının, çocuklukta yaşanmış cinsel istismara mı kökenlendiği yoksa tüm bunların bir ‘sahte anı sendromu’ mu (hiç yaşanmamış bir tacizin hatırlanması) olduğu yapıtların gerilimini artıran başlıca unsur oldu.
Freud, psikanaliz kadar modern cinayet romanlarının da kurucu babasıdır ki Nedenselliğin Kültürel Tarihi’nde Stephen Kern, polisiye ve korku yazarlarının Freud’a bilhassa gereksinim duymasının nedeninin, kişiyi kimi zaman ana katilliği, işkence, parçalama, ölü sevicilik ve yamyamlığa varan vahşi cinayetlere sevk eden saplantı ve muazzam enerjiye en makul açıklamayı ancak Freud’un yerleşik bir neden getirebilişi olduğundan söz eder.
Görgü Tanığı İncir’i Freud’un Viyana’sını merkez alarak kurgulayan Jody Shields da onun en tartışmalı hastası Dora’yı bir roman kahramanına dönüştürerek, Freud’un notlarında intihar ettiği bilinen bu ‘histerik’ genç kadının aslında bir cinayete kurban gittiğini anlatıyor müthiş bir ustalıkla. 19. yüzyılın doktorlarınca kadınların ancak geleneksel rollerine dönerek kurtulabilecekleri vurgulanan histeri kavramından, hem bir araç hem de amaç olarak yararlanırken Freud’un saptadığı histerik özelliklerin çoğunu romanın kurgusunda da duygusunda da gösteriyor Shields.
Freud, 1905’te yayımladığı ‘Dora Vakası’ adlı makalesinde histerik kadınların geçmişe ait tecavüz ve taciz hikâyelerinin birer kurgu, hayal ürünü, kadınların cinsel bastırılmışlıklarıyla ilgili yaşadıkları sorunlar nedeniyle ortaya attıkları fanteziler olduğunu iddia eder. Oysa ‘iyatrojenik’ (yanlış teşhis ya da tedaviden kaynaklanan) bir hastalık olan bu durumdan, ‘ortaya çıkarılmış anı terapisi’ uygulayan psikoterapistler sorumludur; suçlanacak nihai kişiyse Freud’dur. Heteroseksüelliğin egemen anlamlarına, patriarkal cinselliğe, kadınlığın post-ödipal biçimde kurulmasına isyan eden Dora’yı kendi yorumlarına katılmaya zorlarken, kadınlara kazandırmaya çalıştığı dilin tam da onların kaçındığı, histeri semptomlarını üreten eril dil olduğunu göremez. Babasının cinsel entrikalarında bir piyon olarak kullanılan Dora sanki bu sömürüden zevk alıyormuş gibi, erotik heyecan duygularının araştırılmasında baskı uygulayan Freud’a direnerek tedaviyi bırakır. Shields’ın Dora’yı bir cinayet kurbanı olarak kurgulama muradının, klasik polisiye örgüsünün hakkını vermekten ziyade, ataerkil dünya sisteminin psikoloji disiplini içindeki hareket alanlarını sorgulamak, ana akım psikoterapilere yerleşik patriarkal sistemin cinsiyet, güç ve otorite kavramlarıyla ilişkisinin eleştirisi yapmak olduğunu düşünüyorum.
‘Vampir Kontes’in dönüşü
Varlıklı ve tanınmış bir ailenin kızı olan Dora bir yaz gecesi öldürülür. Müfettiş, cinayeti kriminoloji alanındaki bilimsel gelişmeler ışığında soruştururken, büyüye, gizemli söylencelere meraklı, durağanlığa ve edilgenliğe başkaldıran karısı Erszebet de kendi yöntemiyle katilin peşine düşer. İlk kez Agatha Christie’nin Papazın Evinde Cinayet romanında ortaya çıkan ‘sivil’ kadın dedektif Miss Jane Marple’ın, ama daha çok Gladys Mitchell’in yarattığı Mrs Bradley’in bir benzeridir Erszebet. Yaşlı bir cadıya benzetilen bu kadınlar gibi doğaüstü güçlere, büyüye, halk inançlarına, folklorik, mitolojik ve ruhani olana yakın duran Erszebet, kocasının geniş deneyimini ve aklının otoritesini kabullenmeden yardımcısı Wally ile olayın izini sürer. Erkeksi, ussal yasanın ‘katili’ bulma ve zafere ulaşma maksadından farklı biçimde, yaşamın Dora’yı nasıl ölüme yönlendirdiğinin gizemini çözmek, onu içinde duyumsamak isteyen Erzsebet’in yabanıl inançları, dişilin kitonyen doğasını öne çıkararak romanı akılcı Kartezyen dizgeden uzaklaştırıp kaosa ve karmaşaya yakınlaştırır. Romanın, tümü de ‘kusurlu’, sırlarını örtmek adına her an kötücülleşebilen erkek kahramanları, kadınları masum, bakire, baştan çıkarıcı, ya da günahkâr sıfatlarıyla kategorize ederken, kurmacayı tek başına sürükleyen Erszebet semiyotik bir dilin dünyasında ilerler; sınırları bulanıklaştırarak cismani bir kaosa dönüşür.
Müfettiş soruşturmayı, Dora’nın ailesini ve çok yakın oldukları dostları Zellenkaları sık sık ziyaret etmekle yürütürken Erzsebet, bahçelerde ve Doğa Tarihi Müzesi’nde Dora’nın midesinden çıkarılan incirin kaynağını arar. Ona inciri veren kimse, kızın cesedinin yanına dışkısını bırakan da aynı kişidir. İncir, eril kültür tarafından cinselliğin simgesi, dışkı ise mizojince bir ‘sembolik jest’tir! Katilin bir erkek olduğundan şüphe duymayan Erzsebet, böylesine fantazmatik bir senaryo yaratılmasının nedenini, simgeselleştirilmeyen bir şey etrafında dolanarak çözmeye çalışırken disipliner, rasyonel ve sosyal kodlara karşı karnavalesk yöntemlere başvurur. Ancak kadınlar arası yaşandığı varsayılan cinsel kökenli kıskançlığa indirgenen ve alt sınıftan bir çingeneye mal edilen cinayetin çözümünden, Erszebet’in katili bulma ve cezalandırma biçiminden çok Shields’ın kurgusunu kadın histeriğe içkin pastiş kavramı üzerinden katmanlaştırması, romanı çok daha anlamlı kılmakta bana kalırsa.
Romanı şimdiki zamanda kurup geçmişe şimdinin bilgisiyle bakarken, dönemin gotik atmosferini ve sınıfsal uçurumu, son ana dek gizemini koruyan bir kurguyla yapılandıran Shields, klasik örgünün altında eril bakışın, dokunuşun ve şiddetin karşısında türlü savunma mekanizmaları geliştiren ‘patolojik’ kadınların ruhunu reenkarne ediyor. ‘Vampir Kontes’ diye bilinen, 4-5 yaşlarındayken sara nöbetlerine katlanmak zorunda kalan ve evlendikten sonra sadist bir kadına evrilen Macar Erszebet Bathory; bir bakış ve seyir nesnesine dönüşen hayatını çıkmazdan kurtarmak için kılık değiştirerek dolaşmaya, yüzünü peçelerle saklamaya zorlanan, depresyon ve anoreksiden mustarip Avusturya-Macaristan imparatoriçesi Elisabeth ve onun heykelinin dibinde cesedi bulunan Dora ile Freud’un elinde kobaya dönüşen diğer ‘histerik’ kadınlar pastişin unsurları...
Doğaya ve doğaüstüne dair görüngüler, cinsel kimya, mitik simgeler, mistik ve bedensel deneyimler yoluyla bu kadınların histerojen bölgelerinden aktarımlar yapan Shields’ın tene yaptığı vurgu da çok anlamlı. İşkence edilmiş, belden aşağısı tamamen yanmış, yara ve kamçı izleriyle dolu Dora ve Rozsa’nın tenlerini yıkıcı süreçlerin kaynağı ve nesnesi haline getirilen katil ve yardakçılarından alınacak intikam da yine ten üzerinden olacaktır. Erszebet, ‘vampir kontes’in bedeninin içine girer kurmacanın evreninde, gerçekte ise vahşi kadın arketipinin geri dönüşüdür bu; içindeki sınırsız güç ve yaratıcılığın, doğanın yabanıllığında yattığının bilincinde olan kadının...
GÖRGÜ TANIĞI İNCİR
Jody Shields
Çeviren: İnci Yankı
Can Yayınları
2008, 348 sayfa
22 YTL.