GÜNEYİN ÜÇ YILDIZI - Nil'de Başlayan Rüya
“Sürmez. İşi gözünde büyütme. Başlanan iş çabuk biter. Haydi kalkalım. Bu bizim işimiz.”
“Evet bu bizim işimiz. Orduda olsaydık, çocuklar hâllederlerdi.”
Cezmi Astsb. tek gözünü açarak söze girdi:
“Ya evet, o çocukların değerini şimdi daha iyi anlıyorum.”
Gülüştüler. Hakan yarbay:
“Valla ne olursa olsun, emekli olduğuma pişman değilim. Ama yine de önümüzdeki kışı düşünmeden edemiyorum.”
Mehdi:
“Dur bakalım Hakan, sezona iyi başladık. Bunu yazın sonunda düşünelim.”
Cezmi:
“Abi be, bazı turizmcilerle görüştükten sonra gözüme uyku girmiyor. Gemiye borcumuz var. Kış olunca gemi karaya çıkacak, bakımı yapılacak, biz karnımızı doyuracağız. En iyi şartlarda 50. 000 Euro ya ihtiyacımız var.”
“Bozma moralini. Şu ana kadar doluyduk. 2 hafta daha garanti rezervasyonumuz var
Cezmi.”
“Hayırlısı abi, inşallah bir aksilik çıkmaz.”
Deniz kuvvetlerinde görev yapmış üç arkadaş seneler boyu, emekliliklerinde bir tur gemisi edinmeyi hâyâl etmişlerdi. Fikir ilk defa 4 yıl önce Cezmi Astsb. dan çıkmış, zaman içinde üçünün de rüyası olmuştu. Yapmak istedikleri, var olandan farklı olarak, deniz av turizmi ile ilgiliydi. Görev gereği Akdeniz’de gezdikleri sıralarda bölgenin hangi mevsimlerde ne tür balıklara yataklık ettiğini izlemişlerdi.
Gemi 17 metrelik çift direkli, 4 tekmil kamaralı, 8 kişiyi iyi ağırlayabilecek nitelikteydi. Aldıklarında pek çok eksiği vardı. Denize inene kadar elbirliği ile tamamlamışlar, bu güne kadar ağırladıkları insanları memnun edebilmişlerdi. Bu 3. ncü haftaları idi. Cezmi Astsb. in Kemer’de tanışarak ahbap olduğu seyahat acenteleri, geçen 3 haftayı olduğu gibi, önlerindeki 2 haftayı da doldurmuştu. Hele ilk hafta ağırladıkları müşterilerin tekrar rezervasyon yaptırmaları çok motive edici idi.
Geminin ardına Hollanda’dan getirtilmiş av takımları monte edilmişti. İstenilen yere gelindiğinde balıkların seveceği ama bir insan için berbat kokulu sahte yemler suya bırakılıyor, yolcular yüzeyin avcı balıklarını yakalamaya uğraşıyorlardı. Bu turun ismi “KILIÇBALIĞI TURU” idi. Ama, turlar başladığından bu yana bir tane bile kılıç yakalanamamıştı
Geminin tanıtımı için broşür bastırmaya niyet etmişler, O sıralar kılıçbalığı olmadığından matbaayı bekletmek zorunda kalmışlardı. Sonunda buldukları bir balığı görüntülemek için Antalya balık hâline gitmişlerdi. Balığın boyu 2 metreyi biraz geçiyordu ama solgun gözleri ve kurumuş derisi yüzünden pek inandırıcı görünmüyordu. Büyük kararsızlıklardan sonra, o gün için büyük para ödeyerek resimleri çektiler.
Arada bir broşürdeki resimlere baktıklarında gülüyorlardı. En komiği Cezmi’nin, balığın üzerine ata biner gibi oturup poz vermesiydi. Charlie Chaplin ancak bu kadarını yapabilirdi. Balıkçı bu aktivite için onlardan neredeyse balığın ederi kadar yani acıtıcı bir miktar para almıştı. O kadar büyük balık bu teknedeki donanımla yakalanabilirdi. Ama henüz o büyük an gelmemişti.
Organize edilen 3 tur boyunca yakalanan en büyük balıklar 10 ve 13 kiloluk 2 orkinostu ve bol miktarda palamut. Buna rağmen programın zenginliği ve samimi yaklaşım müşterilere yetmişti. Bu yeni turizmciler diğer turcular gibi “kelle hesabi “yapmıyorlardı. Denize olta bırakılan her gün Cezmi Astsb., hevesle aynı şeyi söylüyor ve bunu gemi halkına aşılıyordu. “Bu gün mutlaka kılıç yakalayacağız”.
Geçirilen üç haftada hedeflenen gelir seviyesine ulaşmışlar satılan balık ve alınan bahşişlerle üstüne de çıkmışlardı.
Dün gece, grubun son gecesiydi. program gereği onlara “güle güle”partisi düzenlenmişti. Bu gün temizlik işinin bitmesi ve eksiklerin tamamlanması gerekiyordu. Çünkü yeni grup akşama gemiye binmiş olacaktı ve tabii onlar içinde bir “Hoşgeldiniz” partisi vardı.
Gelecek olanlar İstanbul’lu bir işadamı ve 5 misafiri idiler. Bunun bir iş gezisi olduğu söylenmişti. Duyduklarına göre:Adam, Amerikalı misafirine çok miktarda tekstil ürünü satmak için pazarlık aşamasındaydı. Onu keyfince ağırlayarak pazarlıkta avantaj sağlamak istiyordu. Diğer 4 kişi ise bayan misafirlerdi.
Mehdi Yarbay:
“Yahu Cezmi, nereden bulduk bu adamı, bize yakışıyor mu bu tarz işler?”
“Yakışmıyor Abi, ama ne yapalım? Müşteri müşteridir. Bizi ilgilendiren gezinin karı. Hem bana “neşeli ol, moral ver” diyorsunuz hemde gelen müşteriye laf söylüyorsunuz.”
“Bu işin turizmle ilgisi yok be Cezmi.”
“Hümeyra”nın çok borcu var abicim. Sabretmek zorunda değil miyiz?”
Mehdi Yarbay yüzünü asıp sessizce işine döndü. Az sonra çıkıp eksikleri tamamlamak için esnafı gezecekti. “Hümeyra”, Ayışığı koyunda demirliyordu. Sahille bağlantıyı sağlayan ise 3 metrelik bir polyester bot idi. 9.9 luk yamaha yeterli oluyordu.
Cezmi ve Hakan beylerin hazırlıkları bittiğinde saat 16. 00 civarıydı. Mehdi Yarbay 1968 model WW. minibüsü ile kıyıda görünmüştü. Az sonra da acente Cezmi’yi cepten aradı. Misafirler geliyorlardı.
Saat 17. 00 de herkes teknedeydi. Hava karardığında akşam yemeği yenilecek ve sonra demir alınıp biraz açıldıktan sonra müzikli parti başlayacaktı. Gecenin ilerleyen saatlerinde yolcular isterse Aura diskoya Gidebileceklerdi. Disko Rezervasyonu da hizmet dahilindeydi. Yolcular tam düşündükleri gibiydiler. Rakıya çok düşkün, zengin olmakla beraber, görgü yoksunu bir işadamı, her şeye meraklı, sürekli aç gibi duran, elindeki pazarlık gücünü kullanmasını iyi bilen kırmızı yüzlü, şişman bir Amerikalı ve ne oldukları giyimleri ve aksesuarları ile 100 metreden belli olan, birbirinden güzel 4 kadın.
Cezmi, dümende oturuyor, konuşulanları istemeye istemeye dinliyordu. Zaten, İşadamı Onun ayrılmasını engelliyor, yetersiz İngilizcesine takviye yapılmasını istiyordu. Yarbaylar teknede kaybolmayı başarmışlardı. 2 saattir görünmüyorlardı. Aslında her ikisi de kendilerine ayırdıkları kamarada Dünya kupasında Türkiye’nin gündüz yaptığı Brezilya maçının özetlerini izlemekteydiler.
Kadınlar adamların sağ ve solunda oturuyorlar, kendi aralarında, kullandıkları kozmetiklerin sağlığa zararlarını ve kırılan tırnaklarını konuşuyorlardı. İki cinsiyetin arasındaki tek bağlantı, adamların konuşmalarına ara verdiklerinde düzgün, ağdalı bacakların arasındaki yumuşak yerleri araştıran etli, maharetsiz parmakları idi. Baştan diskoya gitmeye ilgi duymuşlarsa da sonrada ilgi alanları değişmiş, yatak odalarına giden koridora bakar olmuşlardı.
Program gereği, gün doğmadan demir alındı. Yolcular kamaralarından çıkmamışlardı. Ama, Alacasu açıklarına gelindiğinde hepsi kalkmış, gözlerini ovuşturarak hazırlanmış mükellef sofradaki yerlerine oturmuşlardı... Önceki turda, yolcular hep birbirlerine yakın aile dostlarıydılar. Her sofrada gemi personeli için yer oluyordu. Oysa bu yolculukta gemi personeli, mutfakta ayaküstü bir şeyler atıştırmayı tercih ediyordu.
Ana yelkenlerden birini ve floğu açtılar. Tatlı havada motorsuz ve hafif iskele tarafına yatmış olarak sessizce yol almaya başladılar. Belirlenen yere gelindiğinde, oltalar denize indirildi. İki adam heyecanla bekliyor, yanlarında dikilen G-stringli kadınların elinden içkilerini içerken, cinsel şakalar yapmayı ihmal etmiyorlardı. İşadamının Amerika’lı ortağına yaptığı Türkçe şakalar ve espriler tuhaftı. Sadece kendisi gülüyordu. Kadınlar ise espriyi epeyce sonra kavrıyor şuh kahkahalar atarken Türk işadamı susmuş şaşkınlıkla onları izliyordu. Neden sonra Amerikalı’nın oltasına bir palamut düştü. İrice hayvanı çekerken akıl yükü kadınlar onu filme aldılar. Altı metrelik köpekbalığı ile resim çektirir gibi pozlar takınan adam içkisini aldı, gururla kenara çekildi. Türk işadamı’nın yüzü asıktı. İçini kıskançlığın bürüdüğü yüzünden belliydi. O, kafasında vereceği paranın karşılığını tam olarak almanın peşindeydi ve daha bir hamsi bile yakalayamamıştı. Cezmi ve Hakan bey kendi aralarında konuştular.
“Bu adamın balık yakalaması şart.”
“Evet yakalayamazsa üstünü ödemez, verdiği avansı da geri ister.”
“Bunu yapacağından kesinlikle eminim. Dua edelim de bir şeyler yakalasın.”
Onlar konuşurken Amerikalı’nın küçümser kibirli bakışları devam ediyordu. Birden, Türk işadamı olduğu yerde sarsıldı. Kadehi saçılarak denize düştü. İçkili adama yetişmeseler şimdi O’da dümen suyundan başını çıkarıyor olacaktı. 250 Kg. a dirençli oltanın kamışı geriye doğru yay gibi oluverdi. Bir şeyler yapılmazsa ya misina kopacak, ya kamış kırılacak yada arkadaki zavallı mahluğun ağzı parçalanacaktı.