DİJİTAL OYUN
Mutlu Binark ve
Günseli Bayraktutan-Sütcü,
Kalkedon Yayınları, inceleme,
226 sayfa
Mutlu Binark ve Günseli Bayraktutan-Sütcü’nün kaleme aldığı ‘Dijital Oyun’, kültür endüstrisinin güncel alanlarından birini inceliyor. Dijital oyun üretiminin çeşitli aşamalarını gösteren yazarların, bu aşamaları etkileyen etkenleri Türkiye üzerinden ele almaları ise kitabı özgün kılan önemli bir etmen. Başta çocuklar olmak üzere, Türkiye’de önemli bir kesimin bu alana ilgi duyduğu düşünüldüğünde, çalışmanın önemli bir boşluğu doldurduğu açık. Yazarlar, belli kavramlar üzerinden dijital oyun üretiminin kültür endüstrisiyle ilişkisini analiz ediyor; oyun geliştiricilere de hitap edecek şekilde, Türkiye’deki dijital oyun endüstrisinin haritasını ortaya koyuyor.
KOD ADI KÜRESELLEŞME
Sungur Savran,
Yordam Kitap,
siyaset,
365 sayfa
Sungur Savran ‘Kod Adı Küreselleşme’de, emperyalizmin 21. yüzyıldaki görünümlerini irdeliyor. Kitabın en önemli tezi de, küreselleşmenin bir sınıf mücadelesi olduğu ve uluslararası sermayenin işçi sınıfı ve emekçilere bir sınıf taaruzu gerçekleştirdiği şeklinde özetlenebilir. Ayrıca Savran’ın, küreselleşmeye karşı ulusalcı bir karşı koyuşun mümkün olmadığı ve bunun ilerici olamayacağı savı, çalışmayı ilginç kılan etmenlerden. Kitap, küreselleşmenin sağ ve sol liberalizmler tarafından sunuluşunu ve buna dair milliyetçi/ ulusalcı/ yurtsever açıklamaları çürütecek argümanlarla kurulmuş. Ekonomik krizin yaşandığı şu günlerde, küreselleşmeyi yeniden düşünmek için Savran’a kulak
vermekte yarar var.
KUDURUK KALPLER MALİKÂNESİ
Osman Olmuş,
Yasakmeyve Yayınları,
şiir,
78 sayfa
‘Vişne Çürüğü Aşklar’ ve ‘Pan Flüt Çetesi’ Osman Olmuş’un daha önce yayımlanmış şiir kitapları. Şairin son kitabı ‘Kuduruk Kalpler Malikânesi’ ise, şiirlerini on üç güzergâhta meraklısına sunuyor. Kitapta yer alan ‘Hepimizin İnceldiği Yer’ isimli şiirden bir alıntı: “hiç kimseyle geçinemedim. geçinmedim/ geçimsizlik üzerine kurdum bu hayatı ben/ en baştan! küçücük şeylere taktım hep/ takıldım! takıldığım yerlerde kaldım. ufaldım/ unufak! parçalandım. kendime: bir başkası/ bir başkasınaysa yüzüme astığım bir çerçeveydim/ ya hep bir şey eksik kaldı ya da herşey kontrast!/ ne o içimdeki küçük ‘ben’leri büyütebildim/ ne de o mâlum çerçeveyi doldurabildim (...)”
ROBOTLAR ÜLKESİ
Hüseyin Yurttaş,
Say Yayınları,
roman,
208 sayfa
Hüseyin Yurttaş, gençlik romanı türünde kaleme aldığı eseri ‘Robotlar Ülkesi’, teknolojinin sınır tanımadığı kaotik bir gelecekte geçiyor. Küçük bir ülke olan Muranga, hiç hesapta olmadığı halde dünya piyasalarını ele geçirmeye başlar. Muranga ülkesinin kendine has yönü, sahip olduğu muazzam gücü robot teknolojilerinde önemli başarılar kaydetmesine borçludur. Teknoloji yarışında geride kalan ülkeler, Muranga’nın bu başarısının ardındaki etkenleri merak eder. İşte, romanın baş kahramanları Nik ve Çesa, bunu araştırmak üzere Muranga’ya doğru yola çıkar. Yurttaş’ın ‘GDO Ülkesi’ isimli romanının devamı olan bu roman, Nik ve Çesa’nın robotlar ülkesinde yaşadığı maceraları hikâye ediyor.
KOMÜNİST MANİFESTO
Karl Marx ve Friedrich Engels,
Çeviren: Celâl Üster ve Nur Deriş,
Can Yayınları, siyaset,
128 sayfa
Komünistler Birliği’nin programı olarak, Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından kaleme alınan ‘Komünist Manifesto’nun ilk baskısı 1848’de yapılmıştı. “Avrupa’ya bir heyula korku salıyor: Komünizm heyuası.” cümlesiyle başlayan manifesto, bilimsel sosyalizmin kitlesel siyaset sahnesine çıkışının ilk ciddi işaretiydi. Marx ve Engels’in ‘Komünist Manifesto’nun çeşitli basımları için yazdıkları önsözlerin de yer aldığı bu edisyonda, yazarların kısa yaşam öyküleri de bulunuyor. Ayrıca kitapta, Celâl Üster’in bu baskı için kaleme aldığı ve ‘Manifesto’nun doğuşu ile ‘Manifesto’nun Türkiye ve Türkçedeki serüvenine odaklandığı bir yazı da bulunuyor.
GECENİN KAPILARI
Ozan Özgür,
Yordam Kitap,
roman,
463 sayfa
Ozan Özgür ‘Gecenin Kapıları’ isimli bu romanında, 1978 yılında Ankara Bahçelievler’de yedi TİP’li öğrencinin katledilişini hikâye ediyor. Özgür’ün kurgusu, hâlâ sorumluları cezalandırılamayan bu karanlık hikâyeyi yeniden anımsatma, hatırlatma çabası olarak da düşünülebilir. Özgür bir yandan, reis Abdullah, Ercüment, Mahmut, Kürşat, Haluk, Bünyamin, Ünal, İbrahim, Duran ve Ömer gibi, bu katliamdaki payları artık herkesçe bilinen isimleri; öte yandan da bu isimlerin hedefi olan Türkiye İşçi Partisi üyesi Serdar, Hürcan, Efraim, Osman Nuri, Latif, Faruk ve Salih’ten oluşan yedi genci anlatıyor. Roman, bu trajik olayın ekseninde, dönemin Ankara’sını, orada cereyan eden çalkantılı politik havayı ve taraflar arasındaki kovalamacayı da kurguya yedirmesiyle dikkat çekiyor. Türkiye’nin yakın tarihinin hikâyesini anlatan ‘Gecenin Kapıları’, okuru, bu ülkenin tarihiyle yüzleşmeye davet ediyor.
ŞEHİRLER KİTABI
Guillermo Cabrera Infante,
Çeviren: Zeynep Önal,
Can Yayınları, deneme,
233 sayfa
Guillermo Cabrera Infante en çok, Küba devrimini anlattığı ‘Kapanda Üç Kaplan’la hatırlanır. Yazar, ülkede devrim öncesinde, Batista döneminin son kargaşalı döneminde geçen yapıtında, adım adım gelen devrimin Küba’nın gece hayatı başta olmak üzere, tüm çerçevesini nasıl dönüştürdüğünü, kendine has bir üslupla hikâye etmişti. Infante’nin yeni yayımlanan ‘Şehirler Kitabı’ ise dünyanın ünlü kentlerine odaklanan denemelerden oluşuyor. Londra, Brüksel, Roma, Berlin, New York, Los Angeles, Venedik, Paris ve Havana, bu denemelerde karşımıza çıkan şehirler. “Havana’nın görkemini başka kentlerde aradım,” diyen Infante, tarihte yıkılıp yeniden yaratılmış şehirlerin, bu şehirlerle simgelenen filmlerin, kitapların, sanatların, müziklerin, hatta kurgu kişilerinin izini sürüyor. Dünyanın önemli şehirlerini, Infante’nin özgün üslubuyla okumak için iyi bir fırsat.
BATILILAŞMA VE TÜRK EDEBİYATI
Ali Budak,
Bilge Kültür Sanat Yayınları,
inceleme,
616 sayfa
Ali Budak ‘Batılılaşma ve Türk Edebiyatı’nda, Osmanlı’nın Lale Devri’nden Tanzimat’a uzanan Batılılaşma hareketleri içinde edebiyatın rolünü irdeliyor. Budak, üç bölümden oluşan kitabının ‘Uyanış’ başlıklı ilk bölümünde, matbaanın kurulma süreci gibi Batı’ya doğru atılan ilk adımları inceliyor ve bu aşamada yapılan ilk çeviri faaliyetlerini anlatıyor. Kitabın ‘Yenileşme’ başlıklı ikinci bölümünde Fransız İhtilali’nin, Fransız Elçiliği’nde çıkarılan bültenler yoluyla Osmanlı toplumunu nasıl etkilediği işleniyor. Kitabın ‘Batılılaşma’ başlıklı son bölümünde de, Batı düşüncesinin Osmanlı topraklarına girişinden sonra, edebiyat alanında yaşanan dönüşümler inceleniyor.
YÜREĞİNİ FERAH TUT “PSIHI VATHIA”
Celal Saçıklıoğlu,
Kırmızı Yayınları,
roman, 426 sayfa
Celal Saçaklıoğlu ‘Yüreğini Ferah Tut’ta, her biri farklı kökenlerden karakterlerinin, resmi tarih anlayışlarının, milliyetçiliklerin ve ırkçılıkların etki edemediği dostluklarını anlatıyor. Romanın baş kahramanlarından Arif, kökenlerini araştırmak amacıyla Yunanistan’ın kuzey bölgelerine bir yolculuğa çıkar. Arif’e bu yolculuğunda, Yunanlı Eleni ve Bulgar Teodor da eşlik eder. Ortak bir coğrafyadan gelen üç arkadaşı daha da kaynaştıracak asıl etken ise, üçünün dedelerinin de, Balkanlar’ın en kötü dönemlerinde dahi dostluklarından ödün vermemeleridir. Saçaklıoğlu savaş karşıtı romanında, Arif, Eleni ve Teodor’un dedelerinin dostluğuna sahip çıkmalarını anlatıyor.
KEVIN HAKKINDA KONUŞMALIYIZ!
Lionel Shriver,
Çeviren: Berna Kılınçer,
Everest Yayınları, roman,
494 sayfa
Lionel Shriver’in ‘Kevin Hakkında Konuşmalıyız!’ isimli bu romanı, anneliğin kutsallığını sorgulamasıyla dikkat çekiyor. Anneliğin yüceltildiği, evlat sevgisinin övüldüğü, ailenin kutsandığı romanların aksine, tertemiz duyguların da karanlık, rahatsız edici taraflarının bulunabileceğini anlatması, Shriver’in kurgusunu ilgi çekici kılan başlıca unsur. Birbirlerine âşık, artık orta yaşa gelmiş Eva ve Franklin’in dengeleri, oğulları Kevin’in dünyaya gelmesiyle sarsılır. Bu doğumun özellikle kadın karakter Eva üzerindeki etkisi daha sarsıcı olur. Zira Eva, Kevin’in doğumunun hemen ertesinde anneliğin kutsallığını sorgulamaya başlayacak ve anne olmanın da oğul olmanın da iki ucu keskin bir bıçak olduğunu düşünecektir. Shriver’i ünlü bir yazar haline getiren bu romanın, yayınlandıktan bir süre sonra Orange Ödülü’nü kazandığını da belirtelim.
UNUTKAN ERKEKLER, “HADİ”LEYEN ANNELER
Fatma Torun Reid,
Remzi Kitabevi,
psikoloji, 239 sayfa
Fatma Torun Reid’in ‘Unutkan Erkekler, “Hadi”leyen Anneler’ başlıklı bu kitabı, gündelik hayatın içinde yaşanan olumlu-olumsuz psikolojik durumları anlatıyor. Reid’in 1997-1999 yılları arasında bir kadın dergisinde yayımlanmış yazılarını bir araya getiren kitapta, anne-çocuk ilişkisinde sevgi ve öfke ikilemi; çocukların yemek sorunu; gençliği tehdit eden şiddet; evde suskunluğu tercih eden erkeğin nelere sebep olabileceği; evlilikle aşkın bitip bitmeyeceği; “Boş yuva” sendromunun ne olduğu, bunun nasıl aşılacağı ve depresyonun neden daha çok kadınlarda görüldüğü gibi konular yer alıyor. “Duygularımızın, ister beynimizle ve hormonlarla olan etkileşimden, ister geçmişte yaşadıklarımızdan olsun, tüm yaşamımızı etkilediğini görüyoruz” diyen Reid, gündelik hayatta yaşanan pozitif veya negatif duyguları, klinik çalışmalarından gözlemlediği örnekler eşliğinde sunuyor.
BOĞAZ’DAKİ KIRMIZI YALI
Nermin Vahid,
Çeviren: Halil Gökhan,
Remzi Kitabevi, roman,
127 sayfa
Nermin Vahid, ilk kitabı ‘Boğaz’daki Kırmızı Yalı’da, 2. Abdülhamid’in Dahiliye Nâzırlığı’nı yapmış Memduh Paşa’nın, genç eşi için Arnavutköy’de yaptırdığı, fakat sonradan yok olan Kırmızı Köşk’ün hikâyesini anlatıyor. 1895’te Dahiliye Nâzırı olan Memduh Paşa, Meşrutiyet’in ilanından sonra görevden alındı ve Sakız Adası’na sürüldü. Daha sonra genel aftan yararlanarak İstanbul’a dönen Memduh Paşa’nın, Memduh ve Faik mahlâslarını kullanan Divan geleneğinden bir şair olduğu da bilinir. İşte Vahid’in romanı, Memduh Paşa’yı, babası Mazlum Paşa’yı, eşi Şehbal Hanım’ı, ailenin daha sonraki kuşaklarının yaşadıklarını ve daha sonra yanıp kül Kırmızı Köşkü hikâye ediyor.
YÜREĞİNİ GÜNCELLE
Zeynep Oktuğ,
Sistem Yayıncılık,
kişisel gelişim,
237 sayfa
Zeynep Oktuğ ‘Yüreğini Güncelle’de, gerçek bir hikâyeden yola çıkarak duygu, düşünce ve davranışlar arasındaki köprülerin, insanın gelişim sürecinde nasıl bir rehber olabileceğini göstermeyi amaçlıyor. Öykü kahramanlarının bugününü ve geçmişini, birbiriyle bağlantılı olarak anlatan Oktuğ, bu yolla, insanı rahatsız eden duyguların birey üzerindeki etkisini okura sunuyor. Kitap, yaşanan olumsuz durumdan kurtulmak için, hayata farklı bir pencereden bakmanın altını çiziyor ve eskiyi yaşamanın mutluluk vermediği anlarda yüreğin güncellenmesi gerektiğini söylüyor. Burada güncellemekten kasıt, yinelemelerden kaçınmak, sıkıntılar için yeni çözüm yolları yaratmak anlamına geliyor.
ŞİRKET
Hristos A. Homenidis,
çeviren: Şebnem Christakopoulos,
Altın Bilek Yayınları, roman,
506 sayfa
Hristos A. Homenidis ‘Şirket’ isimli bu romanında, insanlara istediklerini yaptırmak için cinayet işlemekten imtina etmeyen Yunanistan’daki karanlık bir örgütü anlatıyor. Romanın bu yönüyle, Türkiye’nin bugünkü gündemiyle büyük bir benzerlik taşıdığını söyleyebiliriz. Zira romandaki örgütün gerek kuruluş amacı ve gerekse başvurduğu siyasal terör; tam da Türkiye’de tüm pislikleri ortalığa saçılan Ergenekon veya Derin Devlet örgütlenmesinin aynısı. Homenidis’in polisiye bir kurguyla anlattığı ‘Şirket’, ülkede yıllarca hüküm süren büyük bir organizasyonun adıdır. Roman, örgütün muhalifleri hedef alan suikastlerini ve kirli ilişkilerini hikâye ediyor.
BANKER KASTELLİ
Memduh Bayraktaroğlu,
Epsilon Yayıncılık,
biyografi,
216 sayfa
Memduh Bayraktaroğlu ‘Banker Kastelli’de, kısa bir süre önce ölen Abidin Cevher Özden’in bir şeytan mı yoksa melek mi olduğunu irdeliyor. Özden’in birebir anlatımlarına dayanan kitap, bu ilginç ve renkli ismin gösterişli konaklardan izbe koğuşlara, dünyanın ünlü otellerindeki kral dairelerinden Tunus’taki nezarethanelere uzanan hayat hikâyesini barındırıyor. Özden için hatırlanacağı gibi “hortumcu”, “tefeci” veya “banker” sıfatları kullanılmıştı. Özden kitaptaki anlatımlarında kendisinin, halktan para toplayan sokak bankerlerinin aksine büyük holdinglerin hisse senetlerinin veya tahvillerinin satımında aracılık yapan bir “borsa bankeri” olduğunu söylüyor.
PATRICIA HIGHSMITH: GÜZEL GÖLGE
Andrew Wilson,
Çeviren: Ebru Kılıç,
Everest Yayınları,
biyografi, 698 sayfa
Gazeteci Andrew Wilson ilk kitabı ‘Patricia Highsmith: Güzel Gölge’de, cinayet romanlarının ünlü ismi ve özellikle de yarattığı psikopat karakteri Tom Ripley’le ünlenmiş Patricia Highsmith’in hayatını anlatıyor. Wilson kitabında, Highsmith’in doğumundan 1995’teki
ölümüne uzanan hayatını anlatırken, yazarın kaleminin beslendiği kaynakları ve hayatında iz etmiş edebi eserleri de derli toplu bir şekilde okura sunuyor. Kitabın bu yönüyle, bir biyografi eseri olmasının ötesinde, çerçevesi edebiyatla kurulmuş bir çalışma olduğunu söylemekte fayda var. Çalışma, kitapları birçok filme konu olmuş bu yazarın dünyasını keşfetmek için iyi bir fırsat.
SINIF, FELSEFE, İNSAN
Hasan Oğuz,
Ceylan Yayınları,
inceleme,
254 sayfa
‘Postmodernizm ve Nietzsche Eleştirisi’, Hasan Oğuz’un ‘Sınıf, Felsefe, İnsan’ isimli bu kitabının alt başlığı. Oğuz çalışmasında, bu üçlü yapının maddi-tarihsel kökenlerini, yabancılaşma metodu başta olmak üzere, genel olarak Marksizm’in argümanlarıyla inceliyor. İnsanlığın toplumsal krizinin felsefedeki karşılığını irdeleyen Oğuz, ekonomi politik ile felsefenin birbirinden kopuşunun, insanlığın kurtuluşunu olumsuz etkilediğini söylüyor. Oğuz’un çalışmasını ilgi çekici kılan bir diğer unsur da, Marksizm’in insancıl yönlerini merkeze taşıma çabasıdır. Yazara göre sosyalizm, işçi sınıfına iktidar yolunu açan bir süreçten çok, bunları aşan insani bir amaca hizmet eder.
VAR OLMAK MI, KAYBOLMAK MI?
Kenan Çetiner,
Medyafilm Yayınları,
deneme,
249 sayfa
Kenan Çetiner ‘Var Olmak mı, Kaybolmak mı?’ isimli bu kitabında, Türkiye’de son dönemlerde tanık olduğunu söylediği vurdumduymazlıkları, bencillikleri ve duyarsızlıkları işleyen denemelerden oluşuyor. Konu bu olunca, Çetiner’in metinleri aileden işe, kadın erkek ilişkilerinden siyasete uzanan birçok durağa uğruyor. Keskiner, nostalji duygusuyla kurduğu yazılarında, tüketim toplumlarının mekanik ve duygusuz yapısının karşısına geçmişi ve Türkiye’nin değerlerini çıkarıyor. Yazar, samimiyetsizlik, vurdumduymazlık, özenti duygusu, menfaatçilik ve açgözlülüğün büyük bir sorun olarak ortada durduğunu savunuyor ve bunu aşmak için de herkesi bunu düşünmeye davet ediyor.
BEYİN GÜCÜNÜZÜ ÖLÇÜN
Ian Livingstone ve Jamie Thomson,
Çeviren: Sibel Yıldız Akçay,
Yakamoz Yayınları, hobi,
256 sayfa
İki yazarlı ‘Beyin Gücünüzü Ölçün’, barındırdığı sorular ve bulmacalar yoluyla okurun zekasını sınava tabi tutuyor. Burada yer alan soruların bazılarının birkaç olası yanıtının bulunduğunu, bazıları için etraflıca düşünülmesi gerektiğini ve bazılarının da ipuçlarını kendi içinde barındırdığını belirtelim. Kitapta, cevaplanan sorular ve bunların ne kadar sürede çözüldüğü üzerinden okurun zeka seviyesinin ölçüldüğü bir puanlama sistemi de bulunuyor. Okurlar böylece, bir dizi soru ve bulmaca üzerinden, beyinlerini ne kadar iyi kullanabildiklerini de öğrenmiş oluyor. Kitap, zekasını sınamak isteyenlere tavsiye olunur.
SOYGUNU GÖREN ADAM AHMET ERTÜRK KONUŞUYOR
Editör: Yusuf Adıgüzel,
Şehir Yayınları,
röportaj, 266 sayfa
‘Soygunu Gören Adam’, TMSF Başkanı Ahmet Ertürk’ün yazılı basında yer almış röportajlarını ve hakkında kaleme alınmış köşe yazılarını barındırıyor. Ertürk’ün röportajları, finans alanındaki önemli sıkıntıları işaret etmeleri ve bankaların soyulmasında veya çökmesinde ihmali bulunanları kıyasıya eleştirmeleriyle dikkat çekiyor. Ertürk’ün bunun yanı sıra, 28 Şubat dönemindeki soygun furyasının hortumladığı elli milyar doların yarısından fazlasını tahsil etmesi de, kendisine haklı bir ün getirmişti. Kitap, bu röportajların en öne çıkan on sekizini ve beş yazarın kendisiyle ilgili kaleme aldığı birer köşe yazısını bir araya getiriyor.
MİTOS DİYARINDA ÇAĞDAŞ BİR KÜLTÜR ODAĞI
Derleme,
Kitap Yayınevi,
inceleme, 164 sayfa
‘Mitos Diyarında Çağdaş Bir Kültür Odağı’, 10. yılına giren Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’ni (AIMA) anlatıyor. AIMA’da, Lukas David, Çiğdem İyicil, Bohuslav Matousek, Ulrich Eichenauer yönetiminde keman ve viyola; Leontina Vaduva yönetiminde şan; İdil Biret yönetiminde piyano ve Maria Kliegel yönetiminde viyolonsel eğitimleri bulunuyor. Kurumun on yıllık çalışmaları düşünüldüğünde, şu an orkestralarda ve yurt dışında faaliyet gösteren birçok müzisyenin yolunun buradan geçtiği bilinir. Öte yandan bu kuruma dair bilinenlerin çok az olduğu da aşikar. İşte bu derleme kitapta, sadece Ayvalık için değil tüm Türkiye için önemli bir değeri olan bu kurumun tarihi anlatılıyor.
VATAN, MİLLET, REYTİNG
Esra Ercan Bilgiç,
Evrensel Basım Yayın,
inceleme,
103 sayfa
Esra Ercan Bilgiç ‘Vatan, Millet, Reyting’te, televizyon haberlerindeki milliyetçiliği inceliyor. Hollandalı dilbilimci Teun A. Van Dijk’ın haber söylemi kuramından yola çıkan Bilgiç, Abdullah Öcalan’ın Kenya’da yakalanışından İmralı’ya getirilişne uzanan süreçte, çok izlenen kanalların ana haber bültenlerini inceliyor. Kitabın ilgi çeken noktası, Bilgiç’in, Öcalan’ın yakalanması sürecinde, haber bültenleri kullanılarak “biz” ve “öteki”nin nasıl keskin çizgilerle birbirlerinden ayrıldığını; üyesi olunmaya çalışılan Avrupalılığın haberlerde nasıl genelleştirilmiş bir “kötülük”, “terörist yakınlığı” ve “Türk düşmanlığı” söylemiyle sunulduğunu göstermesidir denebilir.
ALLEBEN ÖYKÜLERİ
Ülkü Tamer,
Kırmızı Yayınları,
öykü,
95 sayfa
Ülkü Tamer’in Gaziantep’i boydan boya geçen bir dereden adını alan ‘Alleben Öyküleri’, yazarın ‘Sitti Zeynep’, ‘Çete İsmail’, ‘Şekerci Asım’ ve ‘Macı Hüseyin’ isimli öykülerini bir araya getiriyor. Sevgi ve hüznün ağır bastığı öyküler, Tamer’in Gaziantep’te geçirdiği çocukluk döneminden anılarla kurulmuş. Anlatılan bu dönemin insan sıcaklığı, sevgi, vefa, dostluk ve hayal gücüyle çerçevelenmesiyle de, günümüzde neredeyse yok olan birçok değeri okura yeniden hatırlattığı söylenebilir. Yeni bir baskıyla sunulan ve Fethi Naci’nin “...Şu gayri insanileşmiş ülkemizde ilaç gibi geldi bana Ülkü Tamer’in hikâyeleri.” Diyerek övdüğü öyküler, Tamer’i yeniden okumak için iyi bir fırsat.
SULAR DURULACAK
Ertekin Özcan,
Delisarmaşık Yayınları,
şiir,
96 sayfa
‘Sular Durulacak’, Ertekin Özcan’ın dördüncü şiir kitabı. Kitaptaki şiirler şiirler genel olarak 12 Mart-12 Eylül dönemlerini ve Almanya’daki Türkiyeli göçmenler gibi muhalif konuları işliyor. Kitapta yer alan ‘Yabanel Akşamları’ isimli şiir şöyle: “her akşam radyo başında/ haberleri beklersin yurdundan/ kendini burada aklını orada bulursun/ varamazsın kalıcılığının farkına/ gidenlerin geri dönemeyeceğini unutursun// sabırsızca çekersin akşamı/ gidermek için yurt özlemini/ çalınan türkülerde şarkılarda/ paylaşırsın kardeşinin hüznünü sevincini// dinlemek için anadilinde haberleri/ dünyada almanya’da anayurdunda/ bulursun kendini her akşam/ köln radyosu’nun başında”
HORKUT
Abdullah Ayata,
Altın Kitaplar,
roman,
271 sayfa
Abdullah Ayata, daha önce yayınlanan ‘Anılarda Son Ermeni’ isimli romanıyla hatılanacaktır. Ayata, Osmanlı’nın son dönemlerinde geçen bu romanında, Türkiye’nin oldukça sıkıntılı konularından olan Ermeni ve Türk ilişkilerini, dostluk ve hoşgörü ekseninde hikâye etmişti. Ayata’nın son romanı ‘Horkut’, ilginç bir konuyu, yeni şartlara boyun eğmek zorunda kalan yörük kültürünü hikâye ediyor. Kültürlerin yozlaşması, anlamını yitirmesi ve başkalaşması, romanın başlıca temalarını oluşturuyor. Eseri ilginç kılan bir unsur da, bu durumun bir devenin anlatımıyla vermesi. Yörük kültürünün ana kültürü besleyen önemli bir kaynak olduğu ve bu nedenle taşıdığı önem, romanın asıl çerçevesini oluşturuyor.
PARTİ
Anton Çehov,
Çeviren: Onur Kaya,
Altın Bilek Yayınları,
öykü, 80 sayfa
‘Parti’, Anton Çehov’un siyasî yönleri ağır basan bir uzun öyküsü. Çehov’un beş bölüme ayırdığı bu öyküsünde, siyasal arenadaki çatışmaların aile içine yansıması anlatılıyor. Bu yansıma, Pyotr Dimitriç ve karısı Olga Mihaylovna’nın yaşadıkları üzerinden veriliyor. Yazar, siyasetin insanları birleştirirken aynı zamanda birbirinden uzaklaştırmasını, bu iki ismin merkezinde bulunduğu bir ailenin siyasetle alt üst olan ilişkileri yoluyla veriyor. Çehov’un öyküleri içinde ayrı bir yeri olan ‘Parti’, ustayı farklı bir yönüyle okumak için kuşkusuz iyi bir fırsat.
MÜZİK NEDİR, NASIL BİR SANATTIR?
Ahmet Say,
Evrensel Basım Yayın,
kuram, 264 sayfa
Ahmet Say kapsamlı çalışması ‘Müzik Nedir, Nasıl Bir Sanattır?’da, müzik sanatının temel bilgilerini rahat okunan bir dille anlatıyor. Yazarının “Halk kitabı” olarak tanımladığı çalışma, müzik bilgisini geliştirmek isteyen okurlar için rehber bir eser olmayı amaçlıyor. Kitapta, müziğin ne olduğundan müziğin malzemelerine; müziğin rönesans, barok, klasik, romantik ve modern dönemlerinden Türkiye’de çoksesli müziğe; caz müziğinden halk müziğine kadar birçok konu bulunuyor. Kitap, Müzik bilgisini geliştirmek isteyenlere ziyadesiyle hitap edebilecek nitelikte.
BİR ZAMANLAR ÇAPA NÖROLOJİ
Arif Çelebi,
Yalçın Yayınları,
anı,
384 sayfa
Arif Çelebi ‘Bir Zamanlar Çapa Nöroloji’de, hem öğrencilik yaptığı hem de görev aldığı bu klinikteki anılarını okurla paylaşıyor. Fakat anıların yanı sıra, bölümle ilgili birçok ismin anlatımlarının da kitaba eklendiğini belirtmekte fayda var. Dolayısıyla kitabın, bir anılar demeti sunmasının yanı sıra, genel olarak doktorluk, özel olarak da nöroloji doktorluğu konusunda zevkli bir okuma sunduğunu ve söz konusu klinik hakkında iyi bir rehber olduğunu belirtmekte fayda var. Kitabı ilgi çekici kılan önemli bir unsurun, Çelebi’nin kendine has üslubu olduğunu da ayrıca söyleyelim.
TÜRK TARİH FELSEFESİ
Mehmed Niyazi,
Ötüken Yayınları,
tarih,
319 sayfa
Mehmed Niyazi ‘Türk Tarih Felsefesi’nde, ciddi ve orijinal, özgün bir kültüre ve medeniyete sahip olmak isteyenlerin, işe ilk kaynaklardan başlayarak kendi tarihlerini doğru yazmaya başlamalarıylı bunu yaratacaklarını savunuyor. İki tür tarih yazıldığını, ilkinin belgeler ve kalıntılardan yararlanılarak yazılan tarih; ikincisine de kitap ve makalelerden yararlanılarak yazılan tarih olduğunu söyleyen Niyazi, Türk tarih yazımının ikincisini, yani en kolayını seçtiğini belirtiyor. Yazar, Türk tarihçilerin ilk kaynaklardan başlayarak özgün bir tarih anlayışı kurmaları gerektiğini söylüyor.
ÖLÜ KÖPEĞİN DİŞLERİ
Taşkın Tuna,
Şule Yayınları,
deneme,
188 sayfa
Taşkın Tuna, yeni kitabı ‘Ölü Köpeğin Dişleri’nde, insan davranışlarını ve bunun toplumsal alanla kurduğu bağı, İslam dininin ahlak anlayışı çerçevesinden ele alıyor. Kitapta sabır, sevgi, hoşgörü, güven, yardımlaşma ve dayanışma gibi konular, daha çok İslami bir havayla değerlendiriliyor. Tuna, kitabında ele aldığı konuları zenginleştirmek için fıkralar, kıssadan hisseler, hadisler, ünlü isimlerden alıntılar ve yaşanmış olaylardan da yararlanıyor. Yazarın ağırlıklı olarak dini inancıyla kaleme aldığı metinler, konuya ilgi ve merak duyan okurlara hitap ediyor.
*****
Ah bu kader!
Yazmanın ağırlıklı olarak varoluşla ilgisi olduğunu yazdıklarıyla çok net anlatan Murat Müfettişoğlu’nun yayımlanan ilk romanı Ömrün Ödülü’nde biri dolaylı diğeri ise doğrudan engellenerek varoluş anlarına ve alanlarına müdahale edilmiş iki kahramanın sıra dışı öyküsü var: Atilla ve Adel.
Murat Müfettişoğlu romanı tasarlarken bilinçli olarak içsel savruluş ile birlikte fiziksel savruluşun da büyüklüğünü göstermeyi denemiş ve bunda fazlasıyla başarılı olmuş.
Romanda en fazla psikolojik çözümlemeye maruz bırakılan karakter olan Atilla, Batı Karadeniz’ in küçük bir kasabası olan Devrek’ten ilk olarak konservatuar eğitimi için İstanbul’a ardından da özel bir burs kazanarak Budapeşte’nin en iyi müzik akademisine geçer. Hayatında ona anlamlı gelen ve onu yaşama bağlayan tek nokta müziktir. Müzik onu ne kadar yaşama bağlasa da doğduğu topraklardan ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın babasını kasaba kültürünün ürettiği bir kimlik olarak içinde taşımasına engel olmaya yetmemektedir. Annesi ise evin iki erkeği arasında kalmış ve bu iki erkeği uzlaştırmak adına kendi kimliğini artık neredeyse unutmuş sayısız Anadolu kadınından biridir.
Babasını çok uzun bir süre önce bir trafik kazasında kaybetmiş Adel ise Budapeşte’ de annesiyle birlikte yaşamaktadır ve onun ihtirasları nedeniyle müzik eğitimi almak zorunda kalmıştır. Mimarlık mesleğine duyduğu gizli tutkuysa zamanla yitip gitmiş ve yerini Adel’in içinde yuva yapmayı başaran tarifsiz bir üzüntüye bırakmıştır.
Kader, aslında birbirleri ile karşılaşma olasılıkları bile çok düşük olan Atilla ile Adel’in hayatlarını bir şekilde Budapeşte’de kesiştirir ve bu karşılaşma her ikisinin de ruh dünyasını farklı bir noktaya taşır. Kader bu iki gencin küllerinden yeniden doğmayı başarmış hayallerini hiç hesaba katmadan kendi oyununu oynamaya kararlıdır. Bu gelişmeler Atilla’nın hayatındaki asıl engelin içinde taşıdığı baba figüründen çok bizzat kendisi olduğunu anlamasına neden olur ancak buna rağmen Atilla’nın içinde hâlâ çözümleyemediği birçok çelişki varlığını sürdürmekte ve kendisine doğru çıktığı bu uzun yolculukta önüne aşılması güç barikatlar kurmaktadır. Adel ise annesine ve Atilla’ya gecikmiş olmasına rağmen çok dolu bir cevap vermeye hazırlanmaktadır.
Bir ilk roman olmasına rağmen, yazma pratiği açısından çok düzenli ve etkileyici bir kurgu ile bezenmiş Ömrün Ödülü, baştan sona kadar okurun ilgisini üzerinde toplamayı kolaylıkla başarıyor.
Rahmi Vidinlioğlu
ÖMRÜN ÖDÜLÜ
Murat Müfettişoğlu,
Cinius Yayınları,
2008,
190 sayfa.
*****
Bu hanedanlıkta olaylar bitmez!
Boleyn Kızı ve Kraliçenin Soytarısı kitaplarıyla kısa sürede Türk okuyucunun ilgisini çekmeyi başaran ve azımsanamayacak bir hayran kitlesine sahip olan Gregory’nin son kitabı Bakirenin Âşığı okurları hayal kırıklığına uğratmayacak türden.
Bakirenin Âşığı romanında, Kraliçe Elizabeth’in dönemine uzanıyoruz. Hâlâ evlenmemiş olması sebebiyle bütün gözler üzerinde olan Elizabeth’e evlenmesi yönünde baskılar sürmektedir. Zira ülkeyi bir kadının tek başına yönetebileceğine kimseler inanmamaktadır. Ancak kendisine sunulan seçenekler ve talipler Elizabeth’in umrunda değildir. Onun aklı da fikri de Robert Dudley’dedir. Ne var ki, Elizabeth’in âşık olduğu adam evlidir. Robert’ın karısı Amy Robsart Dudley ise bir kenarda, kocasının eve döneceği ve bir aile olacakları günü beklemektedir. Elizabeth ve Dudley arasındaki ilişki giderek su yüzeyine çıkmaya başlayınca, ortalıkta dedikodular dolaşmaya başlar ve Amy kocasının kendisini terk ettiğini düşünür. Philippa Gregory, Kraliçe Elizabeth’in duygularının yanı sıra Amy’nin iç dünyasını da okuyucuya aktarıyor ve ortaya tutku, aşk ve ihanet dolu bir öykü çıkıyor. Elizabeth’in hükümdarlığının devamının ve İngiltere Krallığı’nın kaderinin iplerini elinde tutan bu aşk üçgeninin nasıl çözüleceği ise tam bir muamma...
Tarihin en çok dikkat çeken dönemlerinden biri olan Tudor Hanedanlığı, bilindiği üzere pek çok filme ve diziye de ilham kaynağı oldu. Ülkemizde de gösterilmekte olan Tudors dizisi büyük bir başarı yakaladı. Aynı zamanda başarısı Hollywood’un gözünden kaçmayan Boleyn Kızı, başrollerinde Eric Bana, Scarlett Johansson ve Natalie Portman’ın yer aldığı bir filmle izleyicinin karşısına çıktı. Kitabı okuduktan sonra aynı yoğunluğu filmde bulamakdıklarını söyleyenler sayıca fazla gibiydi ancak yine de izlenmeye değer bir film olduğu konusunda herkes hemfikir sanırım. Serinin devam niteliğindeki romanları da filme aktarılır mı bilinmez ama Bakire Elizabeth dönemini anlatan birkaç film zaten mevcut. Hatta kısa süre önce ülkemizde de gösterime giren Elizabeth, Altın Çağ filmi büyük beğeni toplamış, kostüm dalında Oscar almış, en iyi kadın oyuncu Oscar’ına aday gösterilen Cate Blanchett ise törenden eli boş dönmüştü.
Gregory’nin akıcı ve etkileyici anlatımı sayesinde okuyucular, Bakirenin Âşığını da yazarın diğer kitapları gibi bir çırpıda okuyacaklar şüphesiz. Ancak şimdiden belirtelim, serinin devamı gelecek, hatta sırada birkaç kitap daha var. Ne diyelim, bu hanedanlıkta malzeme, Philippa Gregory’de yaratıcılık bitmedikçe bu seri böyle devam edecek.
Seçil Ersek
BAKİRENİN ÂŞIĞI
Philippa Gregory,
Çeviren: Özlem Malkara,
Artemis YayınlarI,
2008,
412 sayfa.
*****
Topluluk önünde konuşma tüyoları
Spiker Hakan Urgancı’nın yazdığı, sunum ve sunuculuk üzerine tüyolar veren bir kitap Ben Kim, Konuşmak Kim. On yıllık çalışma hayatındaki tecrübelerini kitabıyla okuyucularına aktarmak isteyen yazar, topluluk önünde konuşma sıkıntısı çekenlere ve bu işi profesyonelce yapanlara çeşitli yöntemlerle çareler sunuyor. Halit Kıvanç’ın sunuş yazdığı kitabın en ilginç yanı ise kitap iade garantisi vermesi. Dünyada ilk kez yapılan bu uygulamada, yayınevi okuyucuya kitabı okuyup beğenmediği takdirde parasını geri veriyor.
Yazar önsözde işin sırrını şöyle açıklıyor: “Yeteri kadar isterseniz, önünüzde hiçkimse ya da hiçbir engel duramaz! En büyük rakibiniz, kendi zihniniz! Ve en büyük savaş alanı,içinde çöreklendiğiniz vücudunuz.Dolayısıyla yeteri kadar isterseniz sizden her şey olur. Motive olmadıysanız sizden hiçbir halt olmaz!”
Samimi, yer yer şakacı bir üslupla yazdığı kitabında konuları iki bölümde toplamış Urgancı. Mesleği Sunum Gerektiren Herkes İçin adlı birinci kısımda topluluk önünde konuşmaktan sunum heyecanı ile baş etmeye, sunum hazırlığı yapmanın öneminden soru yanıtlama tekniğine kadar birçok konuyla ilgili ne yapılması gerektiğini anlatıyor. Aynı bölümün sonunda ise beden diline önemli bir yer ayırmış yazar. İkinci bölümde ise spiker ve sunucu ayrımından röportaj tekniklerine, stüdyo kurallarından spikerin giyimine kadar birçok tüyo yer alıyor. Kitabın sonunda ise sunucunun terimleri, sık karşılaşılan Türkçe hataları ve yazarın teşekkür yazısı yer alıyor.
BEN KİM, KONUŞMAK KİM
Hakan Urgancı,
Elma Yayınevi,
2008,
196 sayfa.