19
Mart
2026
Perşembe
KİTAP

Vitrine yeni çıkan kitaplar

Mavi Elbise/ Doris Dörrie/ Çeviren: Özden Özberber Yaşar/ Doğan Kitap/ 172 s.


'Mavi Elbise'de Doris Dörrie, ölümün hayatta yalnız bıraktığı iki insanı bir araya getiriyor. Arayış içinde olan kahramanlar; aşkın, gündelik hayattaki küçük mutlulukların ve hayatın anlamını sorguluyorlar. Florian, ölümün kendisinden kopardığı sevgilisi ve aynı zamanda bir moda tasarımcısı olan Alfred adına bir anma defilesi yapabilmek için 'mavi elbise'yi aramaya koyuluyor. Ancak karşısına, eşini Bali'de geçirdiği trafik kazasında kaybetmiş olan Babette çıkıyor. Başlangıçta ortak yönleri olmayan bu iki yoldaş, arkadaşlık kurup, kaderin onlara oynadığı acımasız oyundan sonraki ilk adımları birlikte atmaya başlıyorlar...

Prenses Masako/ Ben Hills/ Çeviren: Hilal Talay/ Doğan Kitap/ 256 s.


Peri masalı gibi başlayan ancak sonu bir trajediye dönüşen 'Prenses Masako'nun öyküsü, her şeyden önce, yanlış giden bir aşkın öyküsü... Her iki tarafın da zarar göreceği, ama kimsenin bu sondan kaçamayacağı bu öykü, yetenekli bir kadının, aşkıyla yanıp tutuştuğu bir prensle evlenmek uğruna kariyerini feda edişini, ancak Japonya'nın tarihi imparatorluk sarayında yaşamanın baskısına uyum sağlayamayışını anlatıyor. 'Prenses Masako' adlı bu kitapta Japon imparatoru ve ailesine gösterilen derin saygı nedeniyle gündeme taşınmayan soruların yanıtları aranıyor.

İsveçli Kadın Şairlerin Aşk Şiirleri/ Hazırlayan: Özkan Mert/ Artshop Yayıncılık/ 128 s.


'Gün serinliyor akşama doğru.../ benim ellerimden iç sıcaklığı sevgilim,/ benim ellerim baharın kanını taşıyor./ Tut ellerimi, tut beyaz kollarımı benim, yakala küçük omuzlarımın özlemini.../ Ne şaşırtıcı ve hoş bir duygu olurdu, tek bir gece bile olsa/ duymak başını göğüslerimin üzerinde.' Özkan Mert'in İsveçli kadın şairlerin şiirlerinden hazırladığı bu seçkide, şiirlerin hem anadilde yazılmış halleri, hem de Türkçeleri yer alıyor. Mert, bu kitabında Karin Boye, Edith Södergran, Sonja Akısson, Maria Wine, Ann Smith, Ebba Lindqvist ve Selma Lagerlof'un şiirlerine yer veriyor.

Adada Ay Kokusu Var/ Sevil Okay/ Artshop Yayıncılık/ 152 s.


'Havayı koklar, adanın kokusunun değiştiğini duyumsarsınız. Güneş; ışığıyla, ısısıyla, kokusuyla bu yarım küreden çekip gitti az önce. Güneşin ısısı, yerini ayın serinliğine bıraktı, o serinlikle kumsalın, denizin, yosunun, toprağın kokusu da değişti. Bu koku, bu koku nasıl betimlenebilir? Ona ne denebilir? Evet evet bu koku ay kokusu! Adada ay kokusu var artık! Bu kokuyu içinize çeker, yaşamın çok güzel olduğunu hissedersiniz. Bir an için de olsak ötülükler, çirkinlikler, yok etmeler, yok olmalar, ölümler, ayrılıklar yeryüzünden silinmiştir. Doğanın size sunduğu güzellikler, dünyanın hızla sona yaklaşmakta olduğunu unutturmuştur. Gerçek bu andır, gerisi boştur. Bu anları yakalayabilmek ne kadar önemlidir! Yaşamın güzelliği bu anlarda gizlidir. Bütün olay bunu fark edebilmektir... Fark eden, fark edilen, fark yaratan olmak o kadar zor olmasa gerek...' Sevil Okay, Marmara takım adalarını ve özellikle Avşa'yı ve Avşa'da yaşadığı anları paylaşıyor okurla.

Babam Sağolsun/ İlhan Taşçı/ Cumhuriyet Kitapları/ 184 s.


'Resmin en görünür kısmında bakan babalar, onların gölgesinde hızla beliriveren çocuklar vardı. Onlar, günümüz iktidarının işadamı olmuş çocuklarıydı... O çocuklar, haklarında hayali ihracattan toplu gümrük kaçakçılığına, sahte fatura düzenlemekten vergi kaçakçılığına kadar birçok suçlama bulunan 'büyüklerinden' işleri devraldılar. En küçüğü 12, en büyüğü 30 yaşında olan, çoğu da 1980'den sonra doğan girişimci çocuklar, ilk AKP hükümetinin kuruluşundan bugüne değin on sekiz şirket kurdular! Aralarında oyun çağındakilerin de bulunduğu çocukların şirketlerinin sermayesi 2008 yılı itibariyle 30 milyon yeni lirayı eski parayla 30 trilyon lirayı aştı.' İlhan Taşçı, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den Başbakan Tayyip Erdoğan'a, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'dan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'a, Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Özak'tan eski Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'ye, bakanlıklarda görev alanların yanında çocuklarının yükselişini araştırıyor.

Demokrasiden Teokrasiye mi?/ Meriç Velidedeoğlu/ Cumhuriyet Kitapları/ 244 s.


'AKP iktidarı, Türkiye'yi bir yandan pusulasız bir gemi durumuna getirip, bir yandan da yarattığı dev dalgaların ortasına sürdü. Dalgaların en önemlisi kuşkusuz, 'dinsel temelli dünya görüşü' ile 'dünyasal yaşam alanı'nı düzenleme girişimidir. İlkin bunu 'takıyye' yöntemiyle yürüttüler; ardından 'cihad' dönemine geçtiler.' 'Demokrasi'den Teokrasiye mi?' adlı bu kitap, laik Türkiye'nin yaşamak zorunda bırakıldığı yapılanmayı ve daha da nelerle karşı karşıya kalınacağını gözler önüne sermeyi amaçlıyor.

San Giovanni Yolu/ Italo Calvino/ Çeviren: Kemal Atakay/ Yapı Kredi Yayınları/ 94 s.


'Birbirimizle konuşmamız güçtü. Gerçi ikimiz de mizaç olarak konuşkandık, sular seller gibi konuşurduk, ama bir aradayken susar, San Giovanni Yolu boyunca sessizce yan yana yürürdük. Sözler, babam için, şeyleri doğrulama ve mülkiyet göstergesi işlevini görmeliydi; benim içinse, belli belirsiz gördüğümüz, sahip olmadığımız, varsaydığımız şeylere ilişkin öngörülerden ibaretti.' 'San Giovanni Yolu', Italo Calvino'nun beş anlatısının toplandığı bir yapıt. Kitapta, Calvino'nun özyaşamöyküsel metinlerinden birkaç sayfaya da yer veriliyor.

Freud Konuşmaları/ Hazırlayan: Şeyda Öztürk/ Yapı Kredi Yayınları/ 150 s.


'Freud Konuşmaları', Sigmund Freud'un 150. doğum yılı olan 2006'da, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık'ın, Sermet Çifter Salonu'nda düzenlediği etkinlik dizisinin kayıtlarından oluşuyor. Bu konuşmaları kitaplaştırmadaki amaç, Freud'un ve psikanaliz kuramının önemini ve bireysel ve toplumsal yaşama etkilerini, uzmanların ağzından aktarırken, psikanaliz kuramının ve pratiğinin Türkiye'de alımlanışını okura aktarmak. Kitap, oturuma katılan Bülent Somay, Yavuz Erten, İskender Savaşır, Murat Paker, Saffet Murat Tura, Nilüfer Güngörmüş Erdem, Bella Habip ve Melis Tanık'ın konuşma metinlerini içeriyor.

Tanrıbilimsel Politik İnceleme/ Baruch Spinoza/ Çeviren: Betül Ertuğrul/ Biblos Yayınevi/ 392 s.


'Yönetimin amacı insanları rasyonel varlıklardan dört ayaklı hayvanlara ya da kuklalara dönüştürmek değil, onların akıl ve bedenlerini güven içinde geliştirebilir ve özgür biçimde akıllarını kullanabilir hale getirmektir. Aslında yönetimin gerçek amacı özgürlüktür' diyen Baruch Spinoza'nın 'Tanrıbilimsel Politik İnceleme' adlı bu çalışması, erken dönem Modern Çağ'ın en önemli felsefe yapıtlarından biri. Spinoza, incelemesinde hem yazarlarının hem de yorumcularının yanılabilirliğini göstererek Kutsal Kitap'ın derlenmesi ve aktarılmasının tarihi koşullarını konu ediniyor. Özgür sorgulama hakkının bir devletin güvenlik ve refahı için sadece uygun değil, aslında gerekli olduğundan ve böyle bir özgürlüğün en iyi, bireylerin özgür bırakılırken dini örgütlerin seküler erkin boyunduruğu altına alındığı cumhuriyetçi ve demokratik bir devlette sergileneceğinden söz ediyor.

Aşkın Kendisi Aşk/ Cüneyt Ülsever/ Mitos-Boyut Yayınları/ 112 s.


'Aşkın Kendisi Aşk', ortaokuldan beri çok sıkı arkadaş olan dört kadının, 'gerçeğin ardındaki gerçeği' ararken bulmak istedikleri soruların yanıtlarını içeriyor. Kadınlar, tüm gece boyunca birbirlerine, saklı kalmış ve hiç kimseyle paylaşılmamış hikâyelerini anlatılırken, seyircinin de aşka bakış açısını değiştirirler. 'Aşkın Kendisi Aşk', gerek biçim, gerekse içerik açısından zekice kurgulanmış ve aşka karşı düşünülen tabuları yıkmayı amaçlayan üç perdelik bir oyun.

Uyarlama Oyunlar/ Özgür Yalım/ Mitos-Boyut Yayınları/ 128 s.


Fyodor Dostoyevski'nin 'Yeraltından Notlar' ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 'Saatleri Ayarlama Enstitüsü' adlı oyunları yer alıyor kitapta. 'Yeraltından Notlar', küçük bir memurun, hayata tutunamamasına ve ruhsal olarak yaralanmasına karşı var oluşunu dünyaya haykırmak isterken, giderek kabuğu içinde büzüşüp kalmasını anlatır. 'Saatleri Ayarlama Enstitüsü' ise iki uygarlık arasında bocalayan Türk toplumunun yanlış davranışlarını ve saçmalıklarını alaya alan, eleştiren bir oyun.

Mao'nun Son Dansçısı/ Li Cunxin/ Çeviren: Mehmet Gürsel/ İnkılâp Kitabevi/ 424 s.


Kuzey Çin'in çok fakir bir köyünde küçük bir köylü çocuğu, okulunun çarpık bacaklı eskimiş sırasında oturur ve başkan Mao'nun Kızıl Kitabı'nın içerdiği özlü sözlerden çok, dışarıdaki kuşlarla ilgilenir. Bayan Mao'nun kültür heyetine mensup görevliler, o gün okula gelir. Bu görevliler, başkan Mao'nun Çin için öngördüğü büyük vizyon doğrultusunda, sadık muhafızlar yetiştirmek üzere köylü çocukları ararlar. Çocuk, sınıf arkadaşlarından birinin, görevliler tarafından seçilmesini izler. Bu arada görevliler sınıftan ayrılmaya hazırlanırlarken, çocuğun öğretmeni tereddüt eder. Hiçbir şey söylememeyi düşünürken, bir anda fikrini değiştirir ve sınıftan ayrılmakta olan görevlilerden birinin omuzuna dokunup, küçük köylü çocuğunu işaret eder. Bu kitap, diğer milyonlarca köylü gibi Li Cunxin'in, devrimin ve kaosun ortasında neredeyse yok olma tehlikesiyle karşı karşıya gelişinin ve yoksulluktan çıkıp Batı'da sahnelerin yıldızı olan bir çocuğun, kararlılıkla örülmüş gerçek öyküsünü anlatıyor.

Çıldır Gölü'ne Mektuplar/ Nursen Karas, Dincer Günday/ Gita Yay./ 330 s.


Nursen Karas'ın, öykü kitabı 'Sevgi-Sizler'in yayımlandığı 1967 yılında Çıldır Kaymakamı Dincer Günday'dan gelen mektupla başlar bu mektuplaşma süreci. Mektuplarda Doğu ve Batı sentezinin etkileyici yönleri yer alır. '60'lı yılların sonlarında Doğu ve Batı'daki ekonomik, kültürel, siyasal ve yaşamsal gerçekleri yansıtır bu belgeler. Hiç değiştirmeden okurla buluşturulan mektuplar, Doğu'daki idealist bir bürokratla, Batı'daki idealist bir yazarın, düzene başkaldırışlarını hissettirmeyi de amaçlıyor.

Nefes Terapisi (Holoterapi)/ Mustafa Kartal/ Sistem Yayıncılık/ 240 s.


Holoterapi, bütünlüğe ulaşma çalışmaları olarak kişilerin bilinçaltı derinliklerini keşfetmelerini sağlayan, bilincin hızlı solunum, uyarıcı müzik ve belirli beden hareketleri ile değiştirilme çalışmalarıdır. Bilim insanları, hızlı solunumun sonucu olan hiperventilasyon sendromunun iyileştirici gücünün farkına vardıktan sonra geleneksel Hint, Tibet, Aborjin, Şaman ve Sufi uygulamalarıyla modern bilimin ortaya çıkardığı araştırma sonuçlarını harmanlayarak 'Holoterapi Nefes Çalışması'nı geliştirirler. Farklı nefes alma teknikleriyle pek çok insan üzerinde bilimsel deneyler ve gözlemler yaparak, iyileşmelerin sağlandığı ortak sonuçlara ulaşırlar. Holoterapide uygulanan hızlı ve derin nefes alışları; sınırların aşılmasını, kalıpların kırılmasını, potansiyellerin ortaya çıkarılmasını, anlayış ve farkındalık seviyesinin yükseltilmesini sağlar. Mustafa Kartal da kitabında holotropik nefes terapsinin yöntemlerini tanıtıyor.

Osmanlı Saray Sanatkârları 18. Yüzyılda Ehl-i Hıref/ Bahattin Yaman/ Tarih Vakfı Yurt Yayınları/ 258 s.


17. yüzyılda İstanbul'da 40 mürekkep dükkânının varlığından ve 65 kişinin bu işle uğraştığından bahsedilir. Bu dönemde Beyazıt'ta, Mürekkepçiler kapısı denilen yerde toplanan mürekkep dükkânları arasında Mürekkepçi Kadı lakaplı zatın yapmış olduğu mürekkep en meşhuru olur. Bu esnaf, kırmızı ve siyah mürekkep yapar, yazılacak hatta göre mürekkep imal eder. Eski mürekkepçiler kendilerinden mürekkep isteyenlere hangi hat çeşidi için istediklerini sorarlardı. Çünkü sülüs için ayrı, talik için ayrı, nesih için ayrı kıvamda mürekkep bulunurdu. Batıdan gelen ucuz mürekkepler ile rekabet edemeyen mürekkepçiler zamanla kepenkleri kapatmak zorunda kaldı. Bu çalışmanın ilk bölümünde dönemin sanat faaliyetlerini etkileyen unsurların anlaşılmasına yardımcı olmak amacıyla yüzyılın siyasi olaylarına yer veriliyor. Ayrıca dönemin genel sanat faaliyetleri ve Osmanlı toplumunda sanat faaliyetlerini yürüten kurumlar hakkında da bilgiler yer alıyor. İkinci bölümde yaklaşık üç asır faaliyet gösteren ehl-i hıref teşkilatının genel yapılanması anlatılırken, üçüncü bölümde, 18. yüzyılda teşkilatta görülen topluluklar ele alınıyor. Son bölümde ise teşkilatın genel değerlendirmesi bulunuyor.

Hayali Komünizm/ Derya Çağlar/ Berfin Yayınları/ 204 s.


20. yüzyıldaki iki büyük savaştan sonuncusu olan İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ertesinde başlayan ve 1990'lara kadar devam eden 'soğuk savaş', aslında bütün dünyada kamuoylarının, ezenlerin yararına yeniden oluşturulduğu bir süreç. Ezenlerin, kendi çıkarları doğrultusunda oluşturdukları kamuoyları, ezilenler açısından büyük bir yanılsama, ezenlere bağımlılık, kendi gerçeğinden ve dolayısıyla dünya gerçeğinden kopuş anlamına gelir. Öte yandan bu süreç, ezen ülkelerin insanları açısından da gerçeklere dayanmayan, kurgulanmış kamuoyları; dolayısıyla, sözde bir demokrasi ve özgürlük görüntüsü yaratmayı başarır. Zaman zaman bu görüntüyü bozmaya kalkışan toplumsal hareketler ve hareketlilikler ise çeşitli denetim mekânizmaları ile toplum dışına itilir. 'Soğuk Savaş'ı, sürecin başlıca iki figürü olan SSCB ile uzun coğrafi sınırı nedeniyle neredeyse ön cephede yaşayan Türkiye, yaklaşık yarım yüzyıllık bu süreçten en çok etkilenen ülke olur. Bu etki, hem devletin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün, kuruluş aşamasında koyduğu uluslararası ilişkiler temel politikasını değiştirir, hem de etkileri bugün bile devam eden siyasal, sosyal ve kültürel gelişmelere yol açar. Bu çalışma, esas olarak söz konusu dönemde gazetelerde yer alan ve çerçevesini SSCB karşıtı propagandanın oluşturduğu iletilerin taranması ve incelenmesinden oluşuyor.

O Bizim Son Umudumuz/ Serhat Taşpınar/ Kora Yayın/ 168 s.


'Yaşamın kaynağını oluşturan, canlı hayatın devamını sağlayan hava küre, su küre, yer (toprak) küre ve ışık küredir. Bu olağanüstü uyum ve işbirliğinin ortaya koyduğu mükemmel bütünlüğe çevre denir. Bir başka deyişle çevre: birbirini tamamlayan eko sistemler bütünüdür. Çevre sorunları olarak tanımladığımız şey, gerçekte bu mükemmel uyumun bir yerinden bozulması, eko sistemleri oluşturan birliğin dağılmasıdır. Bu birliğin dağılmasının tek sorumlusu da insandır. Erozyon ve çölleşme bugünün dünyasının en önemli sorunlarından biridir. Küresel ısınma, su kaynaklarının giderek yok olması, ekilebilir alanların azalması bugün gözlenebilen sonuçlardır. Geldiğimiz nokta, kritik kırılma noktasıdır. Dönüşü olmayan son çizgiye hızla yaklaşıyoruz. Gezegen, onun için yaptıklarımızın karşılığı olarak muhteşem bir son hazırlamaktadır. Bunun açık sinyalleri her geçen gün biraz daha artırarak devam ediyor. Felaketin görülemeyen boyutu yani aysberg, tahmin edilemeyecek kadar büyüktür' diyen Serhat Taşpınar, iki perdelik bu oyununda, küresel ısınmaya ve küresel ısınmaya karşı alınacak önlemlere değiniyor.

Prut Seferi'ni Beyanımdır/ Yeniçeri Kâtibi Hasan/ Hazırlayan: Hakan Yıldız/ Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları/ 128 s.


Yeniçeri Kâtibi Hasan, 55 yıllık bir yeniçeri olarak son seferine çıkarken, sadece işi gereği değil, tarihe kişisel bir tanıklık bırakmak amacıyla da kâğıda kaleme sarılır. Savaşın ilanından başlayıp dönemin etraflı bir uluslararası siyasal değerlendirmesini de yaparak, seferi pek çok ayrıntısıyla kayda geçirir. Sefer yürüyüşü, muharebe alanına varış, konaklama, muharebeler, serdengeçtilerin akınları, firari askerler, düşman kovalamalar ve barışın imzalanması yazılı belgelere kaydedilir. Savaş sonrasında, ihmali görülenlerin nasıl cezalandırıldığını ve Rusya ile süren diplomasi trafiğini de anlatan Kâtip Hasan, sözlerini şöyle bitirir: 'Bu günlüğü okuyan ilim irfan sahibi kardeşlerimizden; beni hayır dua ile yâd etmelerini, sözlerimdeki eksiklikleri tamamlayıp hatalarımı düzeltmelerini ve kusurlarımı örtmelerini niyaz ederim.'

Liberalizm Masalı/ Mahmut Esat Bozkurt/ Kaynak Yayınları/ 176 s.


Mahmut Esat Bozkurt'un 'Liberalizm Masalı' başlığı altında derlediğimiz bu yazılarında, Kemalist devrimin devlet ve ekonomi anlayışı, halkına ve emekçilere bakışı ile muhalefeti, basın ve eleştiri özgürlüğünü, demokrasi ve eşitlik kavramlarını nasıl değerlendirdiği irdeleniyor. Bozkurt'un bu kitabı bir anlamda bugünkü 'devrim muhalifleriyle' de, kendini Türkiye'de 'öz değil de üvey görenlerle' de bir tartışma. Mahmut Esat Bozkurt bu kitabında, liberalizmi köklü bir şekilde eleştirirken; liberal ekonomilerin ilerleme halindeki milletlerin ekonomisine kötü etkisi bulunacağını, kuvvetlilerin esiri haline getireceğini, buhranlara ve işçi kitlelerinin ıstıraplarına sebep olacağını belirtiyor.

Büyük Moğolların Tarihi Babur/ Jean- Paul Roux/ Çeviren: Lâle Arslan Özcan/ Kabalcı Yayınevi/ 468 s.


Gazi Zahîreddin Muhammed Babur, mağlubiyetler, kaçışlar, ihanetler, çocukluk hayallerinin peşinde boşa çıkan seferler ve sert yasaklarla biçimlenen hayatını Baburnâme'de ayrıntılarıyla anlatır. Jean-Paul Roux, bu kitabıyla, bir Türk-Moğol imparatoru, bir şair ve bunların yanında dünyayı tanımlamaya çalışan sıradan bir insan olan Babur'u anlatıyor. Yapıtı yazarken temel kaynak olarak Babur'un hatıratı olarak bilinen ve 'Babur'un Kitabı' anlamına gelen Baburnâme'yi alan Jean-Paul Roux, yapıtın başında 'Başlıca Kişiler' başlığı altında, Baburnâme'de geçen isimleri de tanıtıyor.

Deneyen Felsefe/ Ahmet İnam/ Yeni İnsan Yayınevi/ 192 s.


'Nelere karşı duyarlı olacağız? Kavramların işleyişine, düşünmemizin yürüyüşüne, alışılmış anlamda aklımıza karşı duyarlı olacağız. Ona özen göstereceğiz. İnceliklerini yakalamaya çalışacağız. Bilgiye karşı duyarlı olacağız. İnsanların yüzlerce yıldan beri ürettiği, ortaya koyduğu, hakikati arayan bilgiye karşı. Sanat'a karşı. İnsanın duygu-akıl bütünlüğünü yaşadığı gönüle karşı. Çevre duyarlığımız hep olacak. Dünya bize emanettir. Doğa da. Bizden farklı olanlara, düşüncelere, kültürlere, ötekine duyarlı olmayı bileceğiz. Sorumluluğumuz bizi mazluma karşı duyarlı kılacak. Yalnız 'kendimizden olan' mazluma, ezilmişe, hakkı yenmişe karşı değil, öteki mazlumlara karşı da. Mazlum, insan olabildiği gibi hayvan da, bitki de olabilir. Can, canlılık taşıyan her mazlum dostumuzdur. Duyarlılık alanımız içindedir.' Ahmet İnam, bu kitabında, her zamanki gibi, antik dönemlerden bugüne gelen felsefeden aldığı ilhamla, hayata ve insanın duruşuna dair görüşlerini paylaşıyor.

Kırlangıçlarla Çağır Beni/ Sibel Aydoğdu/ Doğuş Yayıncılık/ 76 s.


'Bir gün ben olmazsam hayatında,/ Denizi seyret.../ Bensizlik üzmesin seni,/ Kırlangıçlarla çağır beni,/ GELİRİM.../ Yosun kokusunu içine çek,/ HİSSEDERİM.../ Bahçeye çık,/ Su ver güllerine.../ Birini benim için seç,/ Benim için sev,/ Benim için bak,/ GÖRÜRÜM.../ Sonra o çok sevdiğim ellerini,/ Yüreğine götür,/ Sıkıca bastır,/ Orada olduğumu,/ ANLAYACAKSIN...' 'Kırlangıçlarla Çağır Beni', Sibel Aydoğdu'nun ilk şiir kitabı...

Bir Tutam Kadıköy/ Uğur Karakadı/ Doğuş Yayıncılık/ 256 s.


'mühürdar açtı kadıköy/ yosun ve ıhlamur kokulu/ suyu açığa atıp kıyıdan/ sevgilerin değişik yüzü/ yol aynı yol/ iki çift göz denize bırakan kendini/ aşk babadan fotoğraf/ uzağa düştü tramvay çanı/ vatmanın yeşil yün kaşkolu/ ıhlamur ağacı/ düzenli bahçesi/ bağdat'ın' Uğur Karakadı 'Bir Tutam Kadıköy' adlı bu kitabındaki şiir ve anlatılarda Kadıköy'ü anlatıyor.

Locke/ John Dunn/ Çeviren: Fatoş Dilber/ Altın Kitaplar/ 128 s.


John Locke, on yedinci yüzyıl ve on sekizinci yüzyıl başlarında yaşamış İngiliz filozofu. 'İnsan Algılaması Üzerine Bir Deneme' adlı başyapıtında deneyimler yoluyla edinilen bilgilerin aslında beş duyu sayesinde ulaştığını; fakat bu iletinin yanlış anlaşıldığını tartışır. Locke konusunda uzmanlaşmış John Dunn, hoşgörünün liberal değerleri ile sorumlu hükümetlerin, on sekizinci yüzyıl Avrupası'nda aydın düşüncenin belkemiğini oluşturuşunu, Locke'un bilgi teorisi açısından açıklıyor.

Kent, Görsel Kimlik ve İletişim/ Pınar Eraslan Yayınoğlu, A. Filiz Sunar/ Umuttepe Yayınları/ 190 s.


Görsel kimlik tasarımı, görsel iletişimin gücünü kullanarak zihinlerde istenen imgeleri ve izlenimleri oluşturmaya yönelir. Genellikle kurum ve marka görsel kimliği tasarımı olarak görülen bu çalışmalar, zamanla herhangi bir yer, bölge ve kent için de geçerli sayılır. Böylece, kent görsel kimliği tasarımı çalışmaları gelişerek, marka kent yönelimine uzanan çizgide ilerler. Kent görsel kimliği konusundaki incelemelerde, başta mimarlık olmak üzere, şehir planlama, kültürbilim, grafik tasarım ve iletişim disiplinlerinin farklı yaklaşımları söz konusu olur. Burada kent görsel kimliği, iletişim disiplini yönünden ele alınır, ancak bu disiplinlerle kesişen yönlerine de değinilir. Bu çalışmada, kent görsel kimliğinin iki boyutu; fiziksel görsel kimlik ve grafik görsel kimlik olarak iletişimsel yönüyle vurgulanıyor.

Mîzânü'l-Hakk/ Kâtip Çelebi/ Çeviren: Orhan Şaik Gökyay, Prof. Süleyman Uludağ/ Kabalcı Yayınevi/ 342 s.


17 yüzyılın yetiştirdiği Osmanlı bilginlerinden biri olan Kâtip Çelebi, yapıtlarında akla ve pozitif bilimlere yer verir. Çağının bağnazlığından sıyrılarak, başkalarının halkı birbirine düşürecek bir kavga haline getirdiği konular hakkında doğru yolu göstermeye çalışır. Doğruyu bulmaya ve göstermeye çalışırken kalemine hâkim olan güç, tarafsızlığından gelir. Hükümlerinde kullandığı terazinin kefesine hislerini, arkadaşlıklarını koymaktan uzak durmuş, söyleyeceklerini açıkça söylemiştir. Onu ilgilendiren kişiler değil fikirlerdir. Kâtip Çelebi zamanında din adamları iki gruba ayrılarak hiçbir dinsel, bilimsel ve pratik değeri bulunmayan bazı konuları tartışıyorlar, buna da 'din ve ilim' diyorlardı. İki gruptan birinin başında Halvetiye tarikatına mensup Sivasî Efendi, öbürünün başındaysa Birgivî'nin talebelerinden ders almış olan Kadızâde bulunuyordu. Kavga bir medrese-tekke, müderris-şeyh, molla-derviş boğuşması halini almıştı. Bu ortamda yazılan 'Mîzânü'l-Hakk Fî İhtiyâri'l-EHakk', pozitif bilimlerin gerekliliğine dair bir girişle başlar ve yirmi bir konuyu ele alır...

Muğla'da Güz Baharı/ Tülay Kayar/ Heyamola Yayınları/ 240 s.


'Beyaz badanalı yüksek duvarların arkasında kalan, şakayıklarla ortancaların yaptıkları sohbetler kuzulu kapıların açık kanadından dışarı süzülüverdiler. Onları dar sokaklarda yakaladım ve bu şehrin bu kitabına aktardım...' Tülay Kayar'ın Devrim gazetesinde Muğla hakkında çıkan yazılarının toplandığı bu kitapta, Kayar'ın gazetede yayımlanmamış olan gözlemleri de yer alıyor.

Karma Atak/ Klaus Peter Wolf/ Çeviren: Atilla Dirim/ Yurt Kitap Yayın/ 448 s.


'Akşama doğru üçüncü güneş Serpinti Ormanı'nın ardından battı. Derin vadiye nemli bir soğuk hâkim oldu ve soğukla birlikte Congalar geldi. Vivien bir sandalyenin üzerinde oturuyordu, bacaklarını karnına çekmişti. Ürpererek kollarının diken diken olmuş tüylerini okşuyor ve boş gözlerle kâğıda bakıyordu. Satırlarda büyük yılanların kokusu vardı. Congaların ağızlarından küflü, çürük bir koku yayılıyordu. Kız, sayfayı defterden kopardı ve buruşturdu. Dev yılanlar sadece geceleri ortaya çıkıyorlardı. Ateşten ve ışıktan korkuyorlardı. Fakat yazı masasının üzerindeki küçük lamba onları korkutamazdı.' Birçok insan için sıradan bir deli olan Vivien, Profesör Peter Ullrich için ışıktan bir varlıktı. Sadece son yeniden doğumunda bir şeyler ters gitmişti, o kadar. Kızın hafızası tümüyle silinmemişti. Diğer yeni doğanlar gibi hiçlikten gelmemiş, aksine yaşamına aslında var olmaması gereken korkunç bir geçmişin anılarıyla başlamıştı...

Biri Bizi Hasta Ediyor/ Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta/ Hayy Kitap/ 116 s.


Dünyada her alandaki değişmeden tıp da kendine düşen payı alıyor. Sağlık hızla 'piyasalaşıyor', her şey para ile ölçülür oluyor, sağlık alınıp satılan 'ticari bir hizmet' haline geliyor... Gelişen teknoloji, hasta hekim ilişkilerini de ciddi şekilde yaralıyor. Tıpta baş döndürücü ilerlemeler oluyor ve neredeyse her gün yeni bir inceleme yöntemi çıkıyor, hastalıkların teşhisinde hastanın dinlenmesi ve dikkatli muayenesi önemini giderek yitiriyor. Hekimin bilgi, tecrübe ve yeteneğin yerini 'elektronik aletler' alıyor. Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, bu kitabında, sağlık sektöründe yaşanan sorunları ve sağlık sektörünün para tuzağı olarak kullanılışını irdeliyor.

Doğu Akdeniz Yakından/ Uğur Kökden/ Doruk Yayımcılık/ 232 s.


'Dahası, yaşam da sürekli bir yolculuk değil mi? Değişik darboğazlardan, kapalı hacimlerden, değişik mevsimlerden ve her an değişen yaş duraklarından geçersiniz. Her iskeledeki bakış açısı, istekler, deneyim, olgunluk değişmekte. Bir adım ötede, durağan bir kişilik yerine sürekli değişmekte olan bir kişilik kazanma sürecinden, çizgisinden bile söz edilebilir. O halde, yolculuk, aynı zamanda sürekli bir değişim demek.' Denemelerinde kentlerin saklı yüzünü ortaya çıkaran, bugünle dün arasındaki bağın anlamını sorgulayan Uğur Kökden; bu kez, yazıdaki gezginliğini Doğu Akdeniz'e, Anadolu Selçukluları'nın bu coğrafyadaki izlerine yöneltiyor. Kendi deyimiyle 'Doğu Akdeniz isimli yitik cennet', bir tür çağrıyı da içeriyor.

Altı Avrupalı Yönetmen/ Peter Harcourt/ Çeviren: Özge Özdüzen, Onur Yusufoğlu/ Doruk Yayımcılık/ 302 s.


Peter Harcourt, pelikülden bir hayat çıkarmış altı Avrupalı yönetmene odaklanıyor bu kitabında. Eisenstein, Renoir, Bunuel, Bergman, Fellini, Godard... Bugün bilinen anlamıyla sinemayı kurmuş bu yönetmenlerin anlam dünyalarının izini filmlerinde, yaşamlarında, ait oldukları kültürde sürerek film yapmanın olduğu kadar seyretmenin de kişisel süreçlerine odaklanıyor.

Telafer'Bir Türkmen Kentinin ABD Ordusu ve Peşmergelere Karşı Direnişi/ Prof. Dr. Ümit Özdağ/ Fark Yayınları/ 320 s.


ABD'nin Irak Savaşı'nın askeri, politik ve jeopolitik hedef ve sonuçları açısından Bush yönetimi ve Amerikan ordusu tarafından Irak'taki işgalin örnek uygulaması olarak ortaya konulan 'Telafer Muharebesi', önemli aşamalardan birini oluşturur. Amacı Telafer'de gerçekleşenleri Türk ve dünya kamuoylarına duyurmak olan bu araştırmada, detaylara da yer veriliyor.

Tarihte Türk Yurtları/ Lajos Ligeti/ Çeviren: S. Karatay, T. Andaç, N. Uğurlu/ Örgün Yayınevi/ 498 s.


Türkler, tarihin çok eski dönemlerinde Orta Asya topraklarında yaşamışlar. İlk yurtları Orta Asya yaylası olan Türkler, coğrafî çevrenin değişmesi, sosyal hayatın ağırlaşması üzerine, bulundukları toprakları bırakarak, başka ülkelere göç etmek zorunda kalırlar. Yeni yaşama alanları bulmak amacıyla güneye, batıya, doğuya ve kuzeye göç ederek, dünyanın birçok yerine yayılırlar. Türklerin ilk yayılmalarının ne zaman başladığı kesin olarak bilinmez ama ilk büyük yayılmanın İÖ I. bin başlarında olduğu sanılır. Bazı Türkler ise anayurttan göç etmemiş; Seyhun, Ceyhun, İli, İrtiş, Tarım ve Çu bölgelerinde yaşamışlar. Lajos Ligeti, bu çalışmasında Türklerin yaşadığı yerleri anlatıyor.

Tehcirden İntifadaya Ebu Cihad'ın Öyküsü/ Salih el-Kallab/ Çeviren: Lütfullah Göktaş/ Belge Yayınları/ 106 s.


'Dört kişiydiler, aralarında bir bayan var mıydı, yok muydu?.. Yalnız hepsi askeri üniforma giymişti. Ebu Cihad yere yığıldıktan sonra, dördü de sırayla gelip birer şarjör mermi daha boşalttılar üstüne. Bense korku içerisindeydim. Kendime hâkim olamıyordum. Tehditlerine rağmen, kendimi tutamayıp bağırdım bir ara. 'Yeter' dedim. 'Öldü artık öldü'... Daha ne istiyorsunuz ondan? Yazıklar olsun size, yazıklar olsun! (...) Ebu Cihad'ın yanına koştum. Üzerine eğildim, onu sarsıp sesimi duyurmaya çabaladım. Nefes aldığına ilişkin bir belirti yakalamak için çırpınıp durdum. Yüzü, boynu, elleri, gövdesi delik deşik olmuştu kurşunlarla. Vücudunun her yanı kanlar içindeydi.' Ebu Cihad'ın öldürülmesinin ardından Ümmü Cihad, bunları söyler. Yazar da bu cinayeti sorguluyor.

Orta Asya&Kafkasya Güç Politikası/ Derleyen: M. Turgut Demirtepe/ Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınları/ 322 s.


Orta Asya ve Kafkasya, Sovyetler Birliği'nin çözülüşü sonrası küresel politikada yaşanan değişim nedeniyle giderek önem kazanır ve uluslararası güç mücadelesinin yoğunlaştığı bir jeopolitik alan konumuna dönüşür. Bu çalışma, Orta Asya ve Kafkasya'da Sovyet sonrası süreçte yaşanan değişime koşut olarak ortaya çıkan dengeleri, bu dengelerin gerek bölgesel, gerekse yerel düzeyde etkilerini ve ulusal ölçekte yaşanan sorunların bölgedeki ilişkiler sistematiği üzerindeki olası sonuçlarını irdeleyen dokuz makaleden oluşuyor.

Cumhuriyet
Yayın Tarihi : 18 Temmuz 2008 Cuma 00:50:43


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?