19
Mart
2026
Perşembe
KİTAP

Yeryüzü kitaplığı

Tutku ne söz, eskilerin ‘musallat fikir’ dedikleri ‘takınak’ sözcüğünü kullanmak bile gerekebilir. Öyle ki, Oscar Wilde, gide gide bir saplantı, eski deyişle fikri sabit olmuş çıkmış Wright’ta

Ne okuduğunu söyle, yaşamöykünü yazayım

Gerek gündelik dilde, gerek edebiyatta, yerli yersiz kullanılmaktan ötürü yıpranmış, aşınmış, dahası canı çıkmış sözcükler vardır. Anımsıyorum, Tomris Uyar, “coşku”yu yalan yanlış, gelişigüzel kullanılan böylesi sözcüklerden sayıyordu. Hele çoğu yerde “çoşku” diye yazılmasına sinirlendiğini, bir keresinde, “Bu yüzden bir daha kullanmayacağım bu sözcüğü,” dediğini hiç unutmuyorum. Sanırım, “tutku” da, dilimizin ucuna kolaycacık geliveren, anlamlı anlamsız kullanıla kullanıla pestili çıkan sözcüklerden.
Ama “tutku”nun, anlamını gerçekten hak ettiği durumlar da yok değil. Örneğin, bir süre önce Chatto&Windus’tan Oscar’s Boks (Oscar’ın Kitapları) adlı kitabı yayımlanan Thomas Wright’ın Oscar Wilde tutkusu. Tutku ne söz, eskilerin “musallat fikir” dedikleri “takınak” sözcüğünü kullanmak bile gerekebilir. Öyle ki, Oscar Wilde, gide gide bir saplantı, eski deyişle fikri sabit olmuş çıkmış Wright’ta.
Anlatayım: Thomas Wright, on altı yaşındayken, Cambridge’de ikinci el kitaplar satan bir kitabevinde Oscar Wilde’ın tek romanı Dorian Gray’in Portresi‘ni görmüş ve hem “ucuz olduğu” hem de “sayfalarının kokusu çok hoşuna gittiği” için hemen almış. Wilde’ın “bir ruhun hikâyesi” diye tanımladığı kitabı eve döner dönmez bir solukta okumuş. Ama “Dorian Gray”den o denli büyülenmiş ki, en az yirmi kez daha okumuş kitabı. Bitirdikten hemen sonra yeniden okumaya başladığı günler olmuş. Giderek Wilde’ın bulabildiği her kitabını, dahası Wilde üstüne yazılmış tüm kitapları okumaya başlamış. Ama saplantı tam da burada başlıyor sanırım, çok geçmeden Wilde’ın okumuş olduğu tüm kitapları da okumaya karar vermiş. Ne ki, ünlü yapıtlarının hemen hepsini yaşamının son on yılında yazmış olan Wilde’ın, babasının kitaplığındaki arkeoloji, folklor ve Jonathan Swift’le ilgili kitaplarla başlayan müthiş bir okuma serüveni yaşadığı, döneminin en hızlı ve doymak bilmez okurlarından biri olduğu, bir kitabın önünde açık duran iki sayfasını aynı anda okuyabildiği düşünülecek olursa, Wilde’ın okuduğu tüm kitapları okumanın, onun yazdığı tüm kitapları okumaktan çok daha belalı bir uğraş olduğu kolayca anlaşılır.
Saplantı bu, yerinde durur mu? Giderek daha derine saplanmış. Wright’ın Wilde saplantısı, onu kitapların da ötesinde, Wilde’ın bulunmuş olduğu yerlere de sürüklemiş. Wilde’ın 1874-78 yılları arasında Oxford’daki Magdalen College’da okuduğunu biliyor ya, gecesini gündüzüne katmış, çalışıp çabalamış, o sıralar gittiği devlet okulunu bırakmış, Magdalen College’a girmeyi başarmış. İki yıl, Wilde’ın meşe ağacından şöminesinin bulunduğu odada kalmış. Kolunu şöminenin rafına dayayıp şarabını yudumlamış, Wilde’ın şöminenin karşısında kaleme aldığı yapıtları okurken kendinden geçmiş.

Farklı bir biyografi

Wright, o odada, Wilde’ın 1878’de Newdigate Ödülü’nü kazandığı “Ravenna” adlı uzun şiirini mutlaka okumuş olsa gerek. Ama Wilde’ın derinden etkilendiği sanat eleştirmeni John Ruskin’in “Modern Ressamlar”ını, eleştirmen ve hümanist Walter Pater’ın “Rönesans Tarihi Üstüne İncelemeler”ini, “Düşsel Portreler”ini de okumuştur sanırım. Şöminenin karşısında, Wilde’ın gönülden bağlı olduğu Swinburne, Dante Gabriel Rossetti, Keats gibi şairlerin şiirlerini okumayı kesinlikle unutmamıştır.
Thomas Wright, başına bu tuhaf tutkuyu saran Dorian Gray’in Portresi‘ni küçük bir kitabevinden aldığı günden tam yirmi yıl sonra Oscar’ın Kitapları adlı Oscar Wilde biyografisini yayımlamış. Ama alışılmışın dışında bir yaşamöyküsü bu. Wilde’ın, anayurdu Britanya’da kim bilir kaç yaşamöyküsü yayımlanmıştır bugüne dek. Yalnız Britanya’da mı, eşcinsellik suçlamasıyla bir süre yattığı Reading zindanından çıktıktan sonra yeniden yazabilmek umuduyla gittiği Fransa’da da en azından birkaç biyografisi yayımlanmıştır. Ama, dedim ya, Wright’ın yazdığı yaşamöyküsü bambaşka nitelikte.
Wright’ın Oscar Wilde biyografisi, yazarın yaşamındaki olaylardan çok, okuduğu kitaplara dayanıyor. Wright, bugüne kadarki biyografi yazarlarının Wilde’ın yaşamındaki dramatik olaylara gereğinden fazla yer verdikleri, buna karşılık onun zihin ve imgelemindeki iç dünyasını yeterince irdelemedikleri kanısında. Yine de, bir yazarın yaşamını okuduğu kitaplardan giderek anlatmak, kuşkusuz, tehlikeli ya da riskli bir girişim. Ama Wright, Wilde’ın yaşamında en çok okuduğu kitaplardan etkilendiğine inanıyor. Wilde’ın gözde kitaplarından bazılarını ilk kez okuyuşunun, yakın dostları ve sevgilileriyle ilk kez karşılaşması kadar önemli olduğunu söylüyor.
Wilde, edebiyatla yakından ilgili, aydın bir ailenin çocuğu. Dublin’in Merrion Meydanı’ndaki evleri kitaptan geçilmiyor. Tanınmış bir hekim olan babasının hatırı sayılır bir kitaplığı var. Devrimci bir şair olan ve sık sık şiir dinletileri düzenleyen annesi ise aynı zamanda Kelt mitolojisi ve folkloru uzmanı. Wilde, daha çocukluk çağında kendini kitaplar arasında buluyor. Voltaire’in, İsveç kralı XII. Karl’ın yaşamöyküsünü anlattığı “XII. Charles’ın Öyküsü” adlı kitabının başına imzasını ve 2 Eylül 1865 tarihini attığında henüz on bir yaşında ve belli ki çok iyi Fransızca biliyor. 1864-71 yılları arasında Enniskillen’deki Portora Kraliyet Okulu’nda okurken Kral James İncil’ini, Yunan ve Latin klasiklerini hatmediyor.
Wright’a bakılırsa, Wilde’ın ilkgençlik gözdeleri arasında Fransız romanı başı çekiyor. Özellikle de gerçek bir Balzac tutkunu Wilde. Sonradan Balzac’ın Yitik Hayaller‘inden söz ederken, hiçbir kitaptan bu kadar etkilenmediğini, şair Lucien de Rubempré’nin hapisteki ölümünü okurken gözyaşlarına boğulduğunu, şairin ölümünün yaşamındaki en büyük trajedilerden biri olduğunu yazmış.

‘Dante’ye çok şey borçluyum’


Dublin’deki Trinity College’dan sonra, 1874’te Oxford’da, Magdalen College’da okurken Wilde’ı en çok etkileyen yazarlardan biri de Walter Pater olmuş. Estetikçilik akımının temel öğretisi durumuna gelen “sanat için sanat” ilkesini savunan Pater’ın 1873’te yayımlanan Rönesans Tarihi Üstüne İncelemeler adlı kitabı, aydınlatıcı bir etki uyandırmış Wilde’da. Leonardo, Botticelli, Michelangelo gibi sanatçılar üstüne denemelerden oluşan ve sanatın ne ahlaki ölçütlerle, ne de yararcı bir işlevle tanımlanabileceğini, yalnızca kendi güzelliği için var olduğunu öne süren bu kitabı, çıktığı yolculuklarda yanından ayırmamış Wilde.
Wilde eşcinsellik suçlamasıyla hakkında dava açılıp iki yıl hapis cezasına çarptırıldığında, o çok sevdiği kütüphanesi de elden gitmiş. Borçlarından dolayı satışa çıkarılan kitapları arasında yüz kadar da Fransız romanı bulunuyormuş. Ama daha da kötüsü, gönderildiği hapishanede mahkûmların birbirleriyle konuşmaları yasak olduğu gibi, kitap okumalarına da izin verilmiyormuş. Pentonville’deki hücresinde ranzasının başucunda bir İncil, bir de dua kitabı varmış. Sonradan kitap okumasına izin verildiğinde, Wilde, Pater’ın “Rönesans Tarihi Üstüne İncelemeleri”nin yanı sıra Flaubert’in romanlarıyla İngiliz din adamı ve şair J. H. Newman’ın kitaplarını istemiş. Reading Zindanı’na gönderildikten sonra istettiği kitaplar arasında ise George Meredith ve Thomas Hardy’nin romanları yer alıyor. Ancak hapiste her gün Dante okuduğu ve zindanda akıl sağlığını koruyabilmesini Dante’ye borçlu olduğunu söylediği de biliniyor.
Wilde, 1897 Mayısında serbest bırakıldığında o güne kadar getirttiği kitapları yanına almasına izin verilmemesini “dehşetengiz” bir olay olarak niteliyor. Ama burada da dostları koşuyor yardımına. Fransa’nın kuzeyindeki liman kenti Dieppe’teki otel odasına girdiğinde, dostlarının odayı kitaplarla doldurmuş olduğunu görüyor ve gözyaşlarına boğuluyor.
Evet, Thomas Wright’ın Oscar Wilde saplantısı benzeri olmayan bir yaşamöyküsü çıkarmış ortaya. Bir yazarı, okuduğu kitaplardan “okuyan” bir yaşamöyküsü.

Radikal Kitap
Yayın Tarihi : 6 Ekim 2008 Pazartesi 17:52:50


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?