Karşıyaka Belediyesi’nin beşincisini düzenlediği Cumhuriyet Söyleşileri’nin beşincisi 28 Şubat 2008 tarihinde Karşıyaka Nikâh Sarayı’nda yapıldı. Bu bölümde konuşmacı olarak katılanlar ise; Selçuk Üniversitesi’nden Doç. Dr. Şahin FİLİZ ve Gazeteci Yazar Erbil TUŞALP ti. Paneli, yine bir Doç. Dr. Fikret YILMAZ yönetti.
Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat DURAK, konuşmacıları tek tek tanıtarak katılımcılara teşekkür edip sözü panel yönetimine verdi.
Türkiye’de Din ve Siyaset İlişkisi konulu panelin açış konuşmasını, yönetici Doç. Dr. Fikret YILMAZ yaptı. Bu açışta önemle ve üzerine basarak değinilen konu, din ve siyaset ilişkisinin Osmanlı’ya dayandığı ve Osmanlı Devleti’nin teokratik devlet olduğu kanısının yanlışlığıydı. Gerçekten de Osmanlı Devleti’nin çok uluslu ve çok dinli yapısında dini yönetimin uygulanamayacağı ve altı yüzyıl gibi uzun süre bu ulusların dini yönetimle bir arada tutmanın mümkün olmadığı görüşü önemli idi.
![]() |
| Doç.Dr.Şahin Filiz |
Bu açıştan sonra söz alan Doç. Dr. Şahin FİLİZ; Din ve siyaset ilişkisinin incelenmesinde tarihin ve tarihi kaynakların önemli olduğunu fakat İslâm dünyasında Tarih in hiçbir zaman bir bilim olarak algılanmadığı, bir ikna aracı olarak görüldüğü ve Hak ile batılın mücadelesi şeklinde tanımlandığı görüşünü dile getirdi. Bu bağlamda, dinin siyasete alet edilişinin İslâm tarihinde ilk kez M.S. 657 de Halife Hz.Ali ile ona baş kaldıran Şam valisi Muaviye (Emevi hanedanı kurucusu) nin orduları arasında meydana gelen Sıffın Savaşında görüldüğü, yenilmek üzere olan Muaviye taraftarlarının mızrak uçlarına Kur’an yaprakları geçirmeleri ile ortaya çıktığı bir belge olarak ortaya konmuştur.
Tarihi olayların bilimsel olarak incelendiğinde hiçbir zaman İslâmiyet’in bir devlet şekli olmadığını, hilafetin dinsel bir güç olarak ortaya çıktığını vurgulayan Filiz, Arapların, özellikle Emeviler’ in İslâm’ı değil Arap yaşam tarzını ve kültürünü yaymaya çalıştığının, kültürel emperyalizmi son derece katı bir şekilde uyguladıklarını bazı tarihi bilgiler ışığında görüldüğünü belirtti. Bunun kanıtı olarak 12.yy da Yusuf Has Hacib tarafından yazılan Kutadkubilig ten de bahsetti. Bu emperyalizmin devamı için ise dinin kullanıldığını, emir ve yasakların çarpıtılarak, Kur’an’ın değil bazı tarikat şeyhlerinin yorumlarının dayatıldığının altı çizildi. Uzun zamandır tartışılan, kutsal kitabın Arapçadan başka dille okunamayacağı, örtünme (türban) konusu, dindarlığın neyle ölçüleceği gibi konuların açıklamasının bilimin aklın ışığında temel kaynak olarak kutsal kitap alınarak çözülebileceği görüşü üzerinde duruldu. Ayrıca tarihsel süreçte dinin siyasete alet edilmesinin örnekleri olarak,19.yy. da Osmanlı Devleti’ne karşı İngiliz destekli Vahabi hareketi, daha sonra 20.yy. içinde Müslüman Kardeşler, Taliban gibi örgütlerin faaliyetleri ve bu faaliyetlerin Türkiye’ye etkileri belirtilirken 1970’lerde Arap dilinin kutsiyeti ve Kur’an’ın Arapçadan başka dille okunulmaması gerektiği konularındaki çalışmalar olduğu bilgileri verildi. Şeriat isteyenlerin, türban gibi görünür dış simgelerin inançlılığın da simgesi olduğu fikrini zorla kabul ettirmeye çalıştığı ve bunun da toplumu kargaşaya sürükleyeceğini, dinin yerine siyasetin resmen dinleştirilerek konulduğunu oysa gerçek İslâm’da inanmanın ve dindarlığın ölçülemeyeceği ve dindarlık ile dinciliğin arasındaki farkın inanan ile inanmayan arasındaki fark kadar olduğunu vurgulayan Filiz, son günlerin sık tartışılan konusu türbanın da gayri İslâmi, gayri milli, etnik ırkçılığa dayanan, her iki cinsi de töhmet altında bırakan dinsel protokol simgesi olarak, siyasallaşmış, tarikatlaşmış bir dinin simgesi olarak görülmesi gerektiği düşüncesini belirtti. Bununla birlikte örtünme konusunun kutsal kitapta hangi sure ve ayetlerde ne şekilde geçtiğini özetleyerek isim ve şekil olarak türbanın kitapta yeri olmadığını ekledi.
![]() |
| Erbil Tuşalp |
Gazeteci yazar Erbil TUŞALP, ülkenin bugün geldiği nokta itibarı ile dış güçlerin uzun süredir içerideki şeriat yanlılarını kışkırtması, desteklemesi, sözde özgürlük ve demokrasi ile insan hakları istemleri ile olduğuna değinerek, asıl amacın milli birliği bölerek iç savaş çıkarmak olduğunu, bugüne değin gelişen olaylara bakarak bu sonuca varılabileceğini belirtti. Bugünkü iktidarın uygulamaları ve özellikle üniversitelerde türbanın serbest bırakılması konusunun bu bölünmeyi hızlandıracağı, bu bağlamda iktidar partisine oy vermenin bir kişinin sadece kendisine değil çocuklarına, torunlarına ve hatta insanlığa karşı suç işlemiş olacağı görüşünü dile getirdi. Hatta en başta, dünyanın hiçbir ülkesinde nüfus sayımına gitmeden genel seçim yapılmadığına değinerek iktidarın yasal olmadığını, ayrıca bu nedenden seçimlerde 6–7 milyon oyun kayıp olduğunu iddia etti. Dış güçlerin seçime müdahale ettiğinin bunun da kanıtının ABD büyükelçisinin o dönemde Yüksek Seçim Kurulunu ziyaret etmesi olarak gösterdi.
Bütün bu olumsuzluklar karşısında vatandaş olarak görevin, demokratik haklarımızı sonuna kadar kullanarak, rejime sahip çıkmamız olduğunu vurgulayan TUŞALP sözlerini bitirdi.
Bu panelden edindiğim izlenime gelince: En başta, katılım oldukça yoğundu. Yaklaşık 700 kişinin izlediği panelde maalesef 30 yaşın altındakilerin oranı yine düşüktü. Ayakta izleyenlerin olduğu panel kanımca oldukça yararlı ve bilgilendirici olmuştur. Özellikle konunun günümüz koşullarında önemi ortadayken seçilen konuşmacıların alanlarındaki bilgi ve uzmanlıkları verdikleri bilgilerin doyurucu olmasında önemli bir etkendir.
Gerçekten de yukarıda da bahsedildiği üzere dinin değişmezliği dogmatik yapısı itibarı ile siyasallaştırılması, toplumu zihinsel çöküşe götürebileceği ve milli şuur ile birlik beraberliği yok edeceği düşüncesini edinmek gayet doğaldır. Bunun için de (perde arkasında)şeriat isteğinin temel hak ve özgürlüklerle ilişkilendirilip dışarıdan da destek bulması, özellikle birçok AB ülkesi ve ABD tarafından gizli veya açık himaye edilmesi asırlardır milli varlığımızı yok etmek için verilen uğraşlar olarak görülerek bu konuda mücadele yollarının aranması bir zaruret olarak ortaya çıkmaktadır. Bu mücadele yolu da Atatürkçü düşünce merkezinde, milli egemenliğe ve hukukun üstünlüğüne dayanan laik Cumhuriyetin korunması ve geliştirilerek yaşatılmasıdır zannımca…
insanları din ile yönetmek çok zordur. hatta mümkün olmadığı için hiristiyan ve diğer dinler yönetimden çekilmiş idarelerin gerisinde devletlerini ve milletlerini destekleyen yapılara dönüşmüştür yani sosyal hayatı destekleyen yapılara dönüşmüş ve bütün gayretlerini bu yönde kullanmaktadırlar ama sadece bizim dinimizde dinin yönetime talip olması hatta o yönetimi insanların sosyal yaşamlarını iğileştirmek yerine başkaların zorla bu dine katmaya adamıştır bu da tabiki islam toplumlarında çatışmalara neden olmaktadır herkesin islam anlayışı bir olamaz kısaca bir ülke din ile yönetilemez