
Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, Ak Parti Gaziantep Danışma Meclisi Toplantısı'nda demokratik açılımı değerlendirerek muhalefete yüklendi.
Şahinbey Belediyesi Konferans Salonu'nda yapılan AK Parti Gaziantep İl Danışma Meclisi Toplantısına Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, AK Partili Milletvekilleri, AK Parti İl ve ilçe başkanlarının yanı sıra çok sayıda AK Partili katıldı. Bakan Ergün burada yaptığı konuşmasında Ak Parti'nin kuruluşundan bu yana hedeflerini sıralayarak, "AK Parti'nin hedefi Türkiye'yi demokratikleştirmek ve zenginleştirmektir. İnsanların her açıdan kendilerini özgür hissettikleri bir ortam kurmaya çalışıyoruz. AK Parti kurulduğunda demokrasi ne haldeydi? Kimin eli kimin cebinde belli değildi. Ülkemizde kriz üzerine krizler yaşanıyordu. Dünyanın öbür köşesinde biri öksürse biz burada verem oluyorduk. Bu kadar zayıf demokrasi ne kadar zayıfsa ekonomide zayıftır" dedi.
Çok kritik bir zamanda göreve geldiklerini ifade eden Bakan Ergün, "Türkiye'de baskılar ve anti demokratiklik, hukuksuzluktan bıkıldığı ve 21. yüzyılın gerektirdiği şekilde yaşamak istiyoruz denildiği zaman kurulduk. Bu zaman yüzyılın değiştiği bir zamandır. 21. yüzyılda bu ülkeyi büyük bir ülke haline getirmek istiyoruz. Ya bunu başaracağız ya da 20. yüzyılın karanlık zamanlarına geri döneceğiz. Neyi tercih ediyoruz? 21. yüzyılda demokrasi, insan hak ve özgürlükleri ile zengin bir Türkiye mi, yoksa 20. yüzyılın belli aralıklarla kaosa düşmüş, siyasi istikrarsızlıklara bunalmış ve devamlı halkı soyulan bir Türkiye mi istiyoruz? Türkiye'yi zenginleştirme misyonunu biz üstlendik. Geldiğimiz günden beri demokrasi konusunda çok iyi ilerlemeler kaydettik. Bir hedef koyduk. Geleceğin Türkiye'si 2023 Cumhuriyet'in 100. yılı ve 21. yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye dünyada siyasi gücü, askeri gücü ve ekonomik gücüyle hatırı sayılır bir ülke olmalıdır. Bölgesinde belirleyici bir güç, küresel gelişmelerde aktörlerle masada olan bir güç. Dünyanın ilk 20 büyük ekonomisi içerisinde yer alan bir Türkiye. Türkiye bugün dünyanın 16. büyük ekonomisidir. Önümüzdeki yıllarda hızlı bir çıkışla ilk 10 büyük ekonomi içinde yer alacağız. Türkiye'yi bu hedefe götürmek istiyoruz. Eğer Türkiye bu hedefe gidecekse, o zaman Türkiye'nin üzerindeki yükleri bir bir kenara koymayı bilmemiz lazım. Atatürk'ün çok tekrarladığımız, ama gereğini yapıp yapmadığımız şüpheli şimdiye kadar. 'Yurtta sulh, cihanda sulh'. Barışı temin etmek. Hem içeride hem dışarıda. Uğraşıyor muyuz peki? Şu muhalefet partilerimizin sözcülerine bir bakın barış için mi uğraşıyorlar, kavga için mi? Biz evvela komşularıyla sıfır problemi ele aldık. Türkiye her açıdan sanayisiyle ticaretiyle daha ileriye gitsin. Türkiye'nin Suriye, İran, Irak, Ermenistan'la problemlerimiz kalmasın. Geleceğimizi tarihten gelen problemlerle karartmayalım. Bunları bir an evvel cözüme kavuşturalım. Tarihte olan olmuş. Bu politikayla yola çıktık. Birçok problemi çözüme kavuşturduk. Bugün Türkiye ve Suriye arasındaki problemler çözüldü" şeklinde konuştu.
Komşularıyla hiç ticaret yapmayan komşularına bir şey satamayan alamayan bir Türkiye'nin kalkınamayacağını anlatan Bakan Ergün, "Bizim üç tarafımız denizlerle çevrili, dört tarafımız düşmanlarla çevrili, herkes bize düşman. Herkes bize düşmansa böyle bir dünya yaşanır mı" sorusunu sorarak, "Barış aramak yolundan daha doğru olan ne var. Bunlara karşı çıktılar. Biz bu konuda büyük mesafeler aldık. Dünyada barış, içeride barış. İçeride insanlarımız şu veya bu nedenle problem yaşamasınlar" diye konuştu.
Her problem insanda derin yaralar açtığını ancak, insanda en çok yara açan, derin iz bırakan problemin kişinin etnik veya dini farklılık nedeniyle yaşadığı sorunlar olduğuna işaret eden Bakan Ergün, "Bir insan etnik veya dini farklılık sebebiyle yaşadığı problem yaşıyorsa onun izi, yarası daha derindir. Hiçbir vatandaşımıza bu sebeple problem yaşatmamalıyız. Nasıl hükümet devlet olarak vatandaşın bütün sorunlarıyla ilgileniyorsak bu sorunlarıyla da ilgilenmeliyiz" ifadelerine yer verdi.
Vatandaşın her sorununa kulak vermek zorunda olduklarını da hatırlatan Bakan Ergün, "Vatandaş evvela beni tanımıyorlar diyor. Ben Kürt'üm diyor, 80'li yılların Türkiye'sinde resmi politika 'Türkiye'de Kürt yoktur' diyerek, 'Kendini Kürt zannedenler var' diyordu. Onlar aslında Türkmenler Anadolu'ya göç ederken bir kısmı ovadan gelmiş bir kısmı dağdan. Kürtler dağdan gelen kesimi oluşturuyormuş, karlı havada gelirken ayak seslerinden kart kurt sesleri çıkmış sonra onlara Kürtler demişler. Devlet böyle izah
ediyordu. Böyle izah olur mu? Bu kabul edilir bir şey miydi? Bunun üzerine politika inşa edildi ve insanlara siz yoksunuz denildi. Siz yoksanız dilinizde, tarihiniz de, kültürünüz de yok denildi. Ben varım diyen adam dilim var diyen adam kültürüm geleneğim var diyen adam cezaevine girdi" ifadelerini kullandı.
Bakan Ergün, Diyarbakır Cezaevi'ni 80'li yıllarda işkence haneye dönüştüren kişilerin şimdi itirafta bulunduklarını ileri sürerek, "Fikret Bila'nın bir kitabı var. Komutanlar cephesi diye. Evren Paşa da dahil olmak üzere şunu yanlış yaptık bunu yanlış yaptık, şunu yapmamalıydık. Öyle yanlışlar yaptınız ki cini şişeden çıkardınız. Normal bir şekilde çözu alan bir Türkiye. Türkiye bugülmesi gereken bir meseleyi karma karışık bir hale getirdiniz. Terörize ettiniz konuyu. Dışarı taşırdınız içeride çözülmesi
gereken bir meseleyi. Etnik milliyetçiliğe dönüştürdünüz. Şimdi biz bu karmaşık problemleri de çözmeye çalışıyoruz. Onlar yanlış yaptık diyorlar ve hesabını verdiler mi? Yok. Özür bile dilemediler. Ama şimdi önümüzde karma karışık bir sorun var. Bu sorunu şimdi mutlaka çözmemiz lazım. Ne lüzum vardı insanların dilini yasaklamaya gazete dergi çıkarsaydı, şarkı söyleyebilseydi. Ne olurdu? Bunu biz 80'li yıllarda yapamaz mıydık? Yapsaydık bu sorun etnik milliyetçiliğe dönüşüp terörize edilmezdi" görüşünü dile getirdi.
Bakan Ergün, "Bir ülkede insanlar kendi varlıklarına saygı gösterilirse mi, ülkelerine daha çok bağlanırlar, yoksa varlıkları inkar edilirse mi daha çok ülkesine bağlanırlar" sorusunu sorarak, şöyle devam etti:
"Bu sorunun cevabını bulmamız lazım. Hangi insan kendi varlığına saygı gösterilmezse bu ülkeye saygı duyar. Dini kültürü nedeniyle baskı görürse mi bağlanır. Türkçe bilmeyen annesiyle telefonda Kürtçe konuşan bir adamı yasaklarsan vatanına neyle bağlayacaksın sopayla mı? Böyle bir şey olabilir mi? Bunları yaşadık. Sonra bin yıl oturduğu köyün adını bir gecede niye değiştiriyorsun. İhtilale kadar kimse akıl etmemiş, ihtilalcılar akıl etmişler değiştirmeyi. Ne oldu peki? O köyde oturanlar o köyün adını
kullanıyor mu? Siirt'in Tillo ilçesi var. Herkes Tillo bilir. Buranın adı Aydınlar koydular bilen var mı? Tillo'yu değiştirdiniz peki Pervari'yi niye değiştirmiyorsun. Tillo Türkçe değilse Midyat'ı niye değiştirmedin. Hangi mantıkla olduğu bile belli değil. Mantığı yok hadisenin. Ama insanları kırmak dökmek için yeter. Köyünü kasabanı ilçesini değiştirmeye gerek yok. Bu insanı bu ülkeye bağlamak için değil koparmak için yapılmış bir şeydir."
Çocuklara verilecek isimle bu ülkenin bölünmeyeceğini ifade eden Bakan Ergün, "Çocuğuna isim koymasını niye yasaklarsın? Adam çocuğuna Abdulmuttalip koymuş memur yasak diyor konjonktür gereği. Sana ne bir anne-babanın çocuğuna isim koymaktan doğal ne hakkı olabilir. Güneydoğu'da insanımız, ben kızıma Berivan adını koyayım demiş. Berivan koyarsan ülke bölünür denmiş. Esasen koydurmazsan bu ülke bölünür. Suzan koyunca bölünmüyor da Zozan koyunca niye bölünüyor? İnsanı bu sebeple rencide etmenin ve
vatanından uzaklaştırmanın kimin hakkı vardır. Yoktu ama oldu. Olsun mu? Bu devam etsin mi? Bu demokrasi, insan hakları özgürlüğü değil. Böyle ülkede ilerleme zenginlik olmaz. İnsan birbirine kaynaşmaz, vatanına milletine sahip çıkmaz. Yapmak istediğimiz şey bir daha bu ülkede hiçbir vatandaşımızın etnik veya dini farklılık sebebiyle bir sorun yaşamasın. Bunlar vatandaşını ülkesine bağlayan unsurlardır" dedi.
Her ülkede mutlaka farklılıkların olduğunu ve bur farklılıkların ülkenin zenginliği olarak görülmesi gerektiğini vurgulayan Bakan Ergün, "Bütün renkler aynı değil kokular aynı değil. Öyle olsaydı bu hayat çekilmezdi. Hayatı hayat yapan bu renklilikler ve farklılıklardır. Bunları zenginlik saymamız lazım. Bu nedenle biz vatandaşlarımızın her sorununu çözüme kavuşturmak için çözmeye çalışacağız. Hele ki bir de kendini hür özgür hissetmiyorsa bu sorunları hemen çözmemiz gerekiyor. Tabii ki ne yaptığımızı da
biliyoruz. Toplumu ve ülkeyi bütünleştirme etkisi meydana getirecek işlerle bu ülkeyi bölecek işleri birbirinden ayırt ediyoruz. Hiç kimsenin Türkiye'nin bölünmesini Türkiye'den bir toprak parçasını talep ederek müstakil devlet kurma talep etme hakkı yoktur. Böyle bir şey kabul edemeyiz. Bugün benim Gaziantep'te, Diyarbakır'da Van'da Hakkari'de evim yok ama çocuklarımın olmayacağı anlamına gelmez. Kocaeli ne kadar Diyarbakırlınınsa Diyarbakır da o kadar benimdir. Hakkari de o kadar benimdir. Türkiye'nin her
yeri herkese aittir. Bu nedenle bu gibi tartışmalara bile neden değildir. Federasyon özerk bölge olsun öyle bir şey yok. Türk bayrağının yanında küçük bir sembolümüz olsun böyle bir şey olamaz. Bu bayrak bize ecdat yadigarıdır. Kendi kendine ortaya çıkmış bir şey değildir. Onun içinde derin bir tarih, inanç, renginde ortak zafer, yenilgiler ortak acı ve neşeler var. Herkesin emeği var orada. O şunun veya bunun tek başına üzerinde laf edeceği bir bayrak değil. O hepimizin ortak sembolümüzdür. Herkes dinini
özgürce kullansın öğrensin öğretsin. Ama bir de ortak ve eğitim dili lazımdır. Ortak iletişim dili lazımdır. O da Türkçe'dir. Bu kimsenin tartışacağı bir mesele değildir. Toplumu ya da ülkeyi bölünmeye götürecek meselelerle meşgul değiliz. Biz insanımızın hürriyet talepleriyle, farklılıklarını göstermesi talepleri ile meşgulüz. Demokrasi bu demokrasiyi böyle geniş aldığımız zaman, o zaman insanlar potansiyelini ortaya çıkartırlar ve enerjisini ülkenin kalkınması için sarf ederler. Yetmedi mi bu kadar
insan gücümüzü enerjimizi bu işe harcadığımız? Daha mı harcayalım? Yeter. Şartlar her zaman bu kadar müsait olmaz. Uluslararası, bölgesel şartlar bu kadar müsait olmaz. Herkes terörün desteklenmesinin ne kadar yanlış olduğunu bütün dünya görmüştür. Hepsi bu işler yanlıştır noktasına gelmiştir. O zaman bu işin bitmesi için bir hal çare bulmak lazım değil mi? Bu mahalle kavgası değil. Burada olay terörize olmuş, uluslararası boyut kazanmış, dışarı taşmış. Toplumda başka türlü yapılanmalar haline gelmiş. O
zaman bunun çözüm yolunun da mahalle kavgasının çözümü yolunda bakılabilir mi? O zaman oturup İnce ince düşünmek lazım" diye konuştu.
Konuşmasının son bölümünde muhalefete çağrıda bulunan Bakan Ergün, "Muhalefete diyorum ki bu iş karışık bir iştir. Kolay bir mesele değildir. Gelin el birliği ile çözelim. Bildiğiniz bir şey varsa söyleyin bir katkı sağlayın. Amacımız bu meseleyi çözmektir. Yanlış yaptığımız bir şey varsa onu da söyleyin. Ama masanın başında oturup konuşalım. Oturup konuşursak kamera koydururuz diyorlar. Konuştular şimdi Meclis'te. Ne dediler, kameralar da vardı. Çare olarak ne söylediler? Bu iş için bir çare duydunuz mu
yok söveyim sayalım AK Parti iktidarına. Aklımızdan bile geçmeyen ithamları iftiraları yapalım. Böyle muhalefet olur mu? Böyle olmaz. Bu yanlıştır. Muhalefet bu yanlış yoldan dönmelidir. Türkiye'nin geleceğini aydınlatacak bir işe takoz olmamalıdır. Vakit geç değil. Gelin Türkiye'yi hep beraber 21. yüzyılın en güçlü ülkesi haline getirelim. Sonra biz gidelim siz siyaset yapın. Biz her zaman burada kalacak değiliz. Hiç kimse ebediyen burada kalamaz. Gelin bize yardımcı olun bu işler çözülsün. Siz bizden daha
siyaset üretin topluma bizden daha yakın ve barışık olun. Sövüp sayacağınıza daha makul şeyler söyleyin. Vakit geç değil. Muhalefete çağrımız bu gittiğiniz yol yol değildir. Bu Türkiye'yi bütünleştirmez ayrıştırır. Lüzumsuz gerginliklere ve çatışmaları getirir. Yapmayın, etmeyin. Çözüme bu kadar yaklaşmışken geriye çevirmeyin. Her zaman bu kadar yakın olamayız. Bu sorunları çözeceğiz çünkü bu meselelere millet sahip çıkmaktadır" şeklinde konuştu.
Toplantıda konuşan AK Parti Gaziantep İl Başkanı Ahmet Uzer ise Bakan Ergün'ün ziyaretinden ve toplantıya katılmasından ötürü duyduğu memnuniyeti dile getirerek teşekkür etti.
Daha sonra toplantı basına kapalı olarak devam etti.
![]() |
![]() |