Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, "İşsizlik oranındaki artış, işgücü piyasasında iş aramayan, geliri olmayan kesimlerin kriz dolayısıyla birden bire tetiklenip işgücü piyasasına girmesinden kaynaklanıyor" dedi.
Şimşek, Gaziantep Serbest Bölgesi'nin Olağan Genel Kurulu'na katıldı. Şimşek, burada yaptığı konuşmada, önceki günlerde yaptığı bir açıklamanın yanlış anlaşıldığını belirtti.
Şimşek, "Bir gazete, 'Bakan, işsizliğin artışından kadınları sorumlu tuttu' diye yazdı. Böyle bir mantık olur mu. Benim yaptığım istatistiki tespit. Türkiye'de ev işleriyle meşgul olan nüfus 12,5 milyon. Kriz dönemlerinde böyle olur. Ben profesyonelim. Ben istatistiki tespit yapıyorum, yüzde 100 doğru bir şey söylüyorum. Kriz olmasaydı işsizlik yüzde 10.8 olacaktı, şu anda yüzde 13,6. Türkiye'de de tabi ki işi olup da işini kaybedenler var. İşsizlik oranındaki artış, işgücü piyasasında iş aramayan, geliri olmayan kesimlerin kriz dolayısıyla birden bire tetiklenip işgücü piyasasına girmesinden kaynaklanıyor. Bunun ekonomik anlamı var. Biz bunu söylüyoruz. Mesele, hakikaten bunları tartışmaksa bizim hükümetimiz geçen yıl kadınlar konusunda pozitif ayrımcılık getirdi. Kadın istihdam edin 5 yıl teşvik verelim dedik" diye konuştu.
Türkiye'de olup bitenlerin önemli ölçüde dünya ile ilişkili olduğunu kaydeden Şimşek, "Geçtiğimiz günlerde G-20 zirvesine katıldık. Burada bir çok karar alındı. Ortak nokta bütün ülkelerin elverdiği ölçüde tedbir almaları oldu. IMF gibi uluslararası finans kuruluşlarından destek istenmesi oldu. Yani dünya toparlanacaksa, birlikte toparlanacaktır. Eylül ayından bu yana dünyada kredi mekanizması tıkanmış durumda. Kredi mekanizması çalışmıyor. Bu sadece Türkiye'de değil. Bunu aşmak için banka bilançolarındaki tahbiratı gidermek gerekiyor. Türkiye'de bankacılık sektörü güçlü, dünya ile iç içe olmamız sebebiyle bankalar temkinli davranıyor" dedi.
Bakan Mehmet Şimşek, şunları söyledi: "Yapılması gerekenler ağırlıklı olarak Batı'da, ABD ve bazı Asya ülkelerinde. Problemli finansal varlıkların bir şekilde çözülmesi gerekiyor. Bu dönemde sermaye akışı gelişmiş ülkelere doğru dönmeye başladı. 2007 yılında bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde 928 milyar dolar civarında sermaye akışı olurken bu rakam 2009 yılında 165 milyar dolara düşecek şekilde öngörü var. Bu çok ciddi bir azalma. Bu kriz devletlerin bilançolarında da büyük tahribat oluşturdu.. Türkiye'de ise büyük boyutlarda değil. Kamu finansal dengelerine etkisi sınırlı. Özellikle ABD ve Batı ülkelerinde bu rakamlar ciddi boyutlarda. ABD ve Avrupa'nın, piyasalardan borçlanma ihtiyacı 6 trilyon dolardır. IMF gibi finans kurumlarının kaynaklarını artırabilir miyiz. Bankaların imkanlarını artırabilir miyiz, bunlar düşünülüyor. IMF kaynaklarının iki katına çıkarılması kararı verildi. Bu çok önemli. Uluslararası piyasalarda fon akışındaki azalmayı tam anlamıyla ortadan kaldırmaz ama kısmen de olsa etkili olur. Bir daha kriz yaşanmaması için yapılması gereken düzenlemeler çok önemli. 2001'de bankacılık krizi yaşandı. Düzenlemez ve denetlemede oldukça sıkıyız. Batı'da da yoğun bir çalışma var. Dünyada finansal istikrar formu var. G-8 ülkeleri gibi bir takım ülkeleri içeriyor. Bu forma üye olduk. Türkiye, bütün alanlarda küresel bir aktör olacak."
Dünyanın, karşı karşıya bulunduğu, son yüzyılın en büyük krizini nasıl aşarız konusunda ciddi bir çaba içerisinde olduğunu savunan Şimşek, "Alınacak politik kararların şu veya bu şekilde ekonomiye yansıyacağına inanıyorum. Biz ekonomistler, bakan dahi olsak fark etmiyor, krizin ne zaman biteceği konusunda bir öngörüde bulunmamız mümkün değil. Durumu anlamak, ona yönelik doğru politikalar geliştirmek çok önemli. Dünyada yaşanan 1929 buhranı dünyanın işbirliği yapmamasından derinleşti. Bu kriz de küresel bir kriz. Zerre kadar bizim katkımız yok. Dünya bu krizi işbirliği yaparak atlatacak" şeklinde konuştu.
Türkiye'nin temellerinin sağlam olduğuna dikkat çeken Şimşek, şöyle devam etti:
"Biz krizden nasıl çıkacağız. Bunun bir dünya boyutu var, o konuda çalışma yapılıyor. Dünyadaki durumda bir normalleşme olursa, bunun Türkiye'ye yansıması güçlü olur. Dışarıda bankalar batıyor, bizim ülkede sermaye yapısı güçlü. Kural getirmişsiniz. Sermayenizi yüzde 12'nin altına düşürürseniz, büyümenize izin vermeyiz demişsiniz. 2001'de bu reformu yapanlardan Allah razı olsun. IMF'den alınan paralarla, Merkez Bankası'ndan alınan borçlarla bankaların sermayeleri güçlendirildi. Bu çok güzel bir adım. Ondan sonra bankalar zaptu rapt altına alındı. Bankalar ekonomi büyüdüğü için kar etmeye başladı. 2008 yılının bütününde krediler yıllık bazda yüzde 29 artarken, yılın son çeyreğinden başlayarak durulma oldu. Bankaları rahatlatacak bir mekanizma üzerinde çalışıyoruz. Kredi mekanizmasını nasıl çalıştırırız, bunu araştırıyoruz. Durumu iyi olanlar kredi istemiyor, KOBİ'ler ise kredi istiyor veren yok. Çok ince eleyip, sık dokuyoruz. Sonunda bu paralar vatandaşın parası. Aceleye gelmesini istemiyoruz. Çünkü aceleye gelen işler çalışmıyor. Her tarafı izliyoruz, takip ediyoruz. Bu sorunu nasıl çözeriz ona bakıyoruz. Bu krizden çıkış, kredi mekanizmasının çalışmasıyla olacak. Devletler bankaları kurtaralım derken, sonuçta faturayı vatandaş öder. 2001'de böyle oldu."
Bakan Mehmet Şimşek, şirketlerin durumunun o kadar da kötü olmadığını, kaygıları giderecek tedbirler konusunda çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti. Krizin etkilerini azaltmak için destek verdiklerini anlatan Şimşek, "Harcamaları artırırken, gelirlerimizi düşürüyoruz. Tarım bütçesinin yüzde 55'i ilk 2,5 ayda harcandı. Çok şükür yağmur yağıyor, hasat iyi olacak. Türkiye'de bazı kanalları seyretmek moral bozuyor. Bu kriz sadece Türkiye'de yabu rakamlar ciddi boyutlarda. ABD aşanıyor gibi gösteriliyor. 60-70 milyon kişi içerisinden bir kaç kişiyi alıp ağlatıyorlar. Ciddi bir melodram var" diye konuştu.