17 Aralık zirvesinden yansıyanlar,AB –Türkiye ilişkisinde önemli bir kırılmanın yaşandığını işaretlemektedir.Türkiye’nin AB serüveninde tam üyelik beklentisi sonlanarak,AB Türkiye’ye yeni bir pozisyon belirlemektedir.Bu yeni pozisyon, tam üyelik dışında özel koşullar içeren yeni bir kimlik anlamına gelmektedir.Aslında AB Türkiye’ye yönelik tavrını ilk kez son derece net bir biçimde ve üstelik resmi belgelere işleyerek ortaya koymaktadır.
Zirve kararında ,Türkiye için müzakerelerde başarılıda olsa tam üyeliğin kesin olarak sağlanacağına dönük hiç bir ifade yoktur.Bu konuda zirve metninde şunlar yazılıdır; “Müzakerelerin ortak hedefi katılımdır.Bu müzakereler ,sonucu önceden garanti edilemeyen açık uçlu bir süreçtir. Bütün Kopenhag kriterlerini göz önünde bulundurarak ,şayet bir aday ülke üyelik yükümlülüklerinin tümünü yüklenebilecek konumda değilse ,ilgili aday ülkenin Avrupa yapılarına tam olarak mümkün olan en güçlü bağla kenetlenmesi sağlanmalıdır.” Bu ifadenin anlamı şudur ; “Türkiye tam üye olan olamayacaktır ama, AB kapısına demirleyecektir”Bu durum aslında 1995 Gümrük Birliği(GB) Anlaşmasıyla oluşan ve AB lehine işleyen düzeneğin sürdürülmesine yöneliktir.Diğer bir ifadeyle adeta “derinleştirilmiş Gümrük Birliği İlişkisidir”. 1996 tarihinden itibaren işleyen GB süreci, AB-Türkiye ilişkisinde “statüko” yaratmıştır.Sorgulanmayan,tartışılmayan bir “statükodur GB ilişkisi”.AB için maliyeti düşük karı yüksek bir düzeneğe dönüşen GB ilişkisi, Türkiye’nin tam üyeliğinin önündeki en büyük engel olarak varlığını sürdürebilmesi için Türkiye’ye müzakere tarihi verilmiştir.
Aslında GB’ye girişimizle, müzakere tarihi alışımız arasında benzerlikler dikkat çekicidir.Birkaç yıla kalmaz tam üye olacağız diye GB’ye girmiş,ama en yetkili ağızlar”tam üye olamazsak da GB’ye gireceğimizi”söylemişlerdir.Üstelik bu girişimizi de bugün gibi bayramla kutlamıştık.Oysa bugün görülmüştür ki,GB bırakınız tam üyeliği sağlamayı,aksine yarattığı dış ticaret açığı ve ekonomik dengeleri bozan düzeneğiyle tam üyeliğin önünde en büyük engeldir.(Maastrict Kriterleri hatırlanmalı.) Tıpkı GB sürecinde olduğu gibi bugünde müzakere tarihi alınmasına yönelik benzer tavır sergilenmektedir.Özüne değinilmeyerek,biçimle yetinilmektedir. Her şey bir tarih alabilmeye kilitlenmiştir.6 Ekim raporunda yer alan birçok sakıncalı hüküm değiştirmek yerine ağırlaştırılmıştır.Brüksel’de 17 Aralık da sergilenen tavır, rapor ve taslakların özüne dokunmadan kelimeler üzerinde kozmetik oynamalarla sınırlı kalmıştır.Buna rağmen gerçekler örtülememiştir.Ve yine GB’ye girişimiz de olduğu gibi bayram yapılmaktadır.Serbest dolaşım hakkını elde edemeyişimiz,AB’nin tam üyelik sözü vermeyişinin,parasal destekten yoksun kalışımızın,ucu açık kalan ve 20 yılı bulabileceği söylenen ve yeni kıstaslar(tavizler..) getirilebileceği belli olan zorlu bir müzakerelere başlayacağımızın, Kıbrıs koşulunu kabul edişimizin bayramını kutlar gibiyiz.Bu yaklaşım,AB tarafından müzakerelerin,seyrini şimdiden Türkiye’nin lehine olmayacak bir biçimde belirleyecek niteliktedir.
Türkiye adına tam üyeliğin sonlanması anlamına gelen bir başka zirve kararı serbest dolaşımla ilgilidir.6 Ekim komisyon raporlarında bu konuda sadece “işgücü” için öngörülen kalıcı sınırlamalar, zirve kararında herkesi kapsamaktadır.Bu konuda komisyon raporunda ve taslak metinlerde yer alan ifadenin değişimine yönelik çaba,”kalıcı koruyucu önlemler” vurgusunu ortadan kaldırmamıştır.Zirve metninde bu konuya ilişkin ifade şöyledir ; “Uzun geçiş süreleri,derogasyonlar ve özgün düzenlemeler ile daimi koruma tedbirleri,yani koruma tedbirlerine temel teşkil etmek üzere daimi olarak elde tutulan hükümler düşünülebilir.Komisyon bu tedbirleri uygun bir şekilde kişilerin serbest dolaşımı ,yapısal politikalar veya tarım gibi alanlarda her bir çerçeve için yapacağı önerilere dahil edecektir.....”
Serbest dolaşımı öngörmeyen bir hedef tam üyelik değildir.Üstelik AB’nin özüne ,felsefesine aykırı olan bir hükmü AB , Türkiye’nin itirazlarına rağmen karar metninden çıkarmamıştır.
AB, Türkiye’nin 23 . paragrafın “müzakerelerin çerçevesi” şeklindeki başlığını “katılım müzakerelerin çerçevesi” biçimde değiştirilmesi talebini bile dikkate almamıştır.
2014 yılına kadar parasal desteklerinde olmayacağı müzakere süreci, komisyonun veya üye ülkelerin talepleriyle askıya alınabileceğini öngörmektedir.
31 başlık altında yapılacak müzakerelerin her biri bir eşik kabul edilecek ve uygulamalar görülmeden bir sonrakine geçilemeyecektir.Bu konuda üye ülkelerin kaprisleri belirleyici olacaktır.Kopenhag siyasi kriterleri dışında yeni kıstaslar getirilmesine, yapay ön koşullar üretilmesine imkan doğacaktır. Tüm bunlar dışında ülkelerin referandum baskıları da canlı tutulacaktır.
Üstelik Türkiye’ye öngörülen birçok hüküm diğer adaylardan istenmemiştir.Buna 2006 da tam üye olacak olan Romanya ve Bulgaristan’ın yanı sıra bizimle müzakerelere başlayacak olan Hırvatistan’da dahildir.1963 yılından bu yana aslında müzakere konumunda olduğumuz AB,Türkiye’yi Hırvatistan’ın gerisine itmiştir.Bu noktada en çok söylenen şey;”Türkiye büyük ülkedir.Tabii ki farklı olacaktır.”savunmasıdır.O zaman akla AB, Türkiye’nin büyüklüğünün değişmesini mi beklemektedir? Sorusu gelmektedir.
Zirve kararı, 1999 Helsinki doruğu öncesinde ortaya konan ““Bundan sonra aday olan ülkeler her türlü koşulu ve kriterleri yerine getirseler dahi eğer üyeliği birliğin dengelerini bozacaksa AB aday ülkeye karşı tam üyelik taahhüt altına girmez” hükmünün uzantısıdır.Dolayısıyla bu süreç geriye dönüktür ve Türkiye’nin tam üyeliğinin gerçekleşmeyeceğinin açıkça yansıtmaktadır.Bu bir zafer değil ,Türkiye’nin derinliğine düşünmesi gereken ,geleceğini yeniden belirlemesi gereken bir dönemeçtir.
Üstelik alınan müzakere tarihi , Kıbrıs koşulludur.AB Kıbrıs konusunda Türkiye’den yine taviz vermesini istemektedir.1959-1960 Londra – Zürih anlaşmalarını hiçe sayarak, uluslar arası hukuku çiğneyen AB, Annan Planının referandumunda Güneyin muhtemel “hayır” oyuna karşılık Kuzeyin “evet” oyunun KKTC’ nin tanınmasına varabilecek ölçüde yeni açılımlar kazandırabileceğini telkin ederek siyasi bir oyun oynamıştır.Üstelik Güney kesiminin tam üyeliğinde çözüm koşulunu Rum kesimine dayatmamıştır.Sahnelenen tam bir maskeli balodur.Şimdi yine Rum kesimi yerine Türkiye’ye ve Türk tarafına yönelmiştir.Müzakere tarihine bağlı sıkıştırma peşindedir.
Oysa 3 Ekime kadar Kıbrıs’ın, Türkiye ve KKTC lehine çözümü olanaksızdır.Aslında istenilen Güney Rum Kesiminin tanınmasıyla Türkiye eliyle KKTC’nin öldürülmesidir.Nihai beklenti budur.
Sonuç olarak AB açıkça Türkiye’ye şunları söylemektedir ;”müzakere sürecin 15-20 yıl sürse de sonunda başarılı olsan da, tam üyeliğini garanti etmiyorum.Ama buna rağmen Kıbrıs,Ege,Patrikhane,Ruhban Okulu,Azınlıklar,Ermeni meselesi,GAP’ın su konusu gibi AB üyeliğiyle ilgili olmayan konuları sorun saymaktayım ve sende tüm bunları benim istediğim biçimde çözmelisin.Aksi durumda müzakere sürecinde başarısız sayılabilirsin ama tamamen benden kopamazsın o zamanda en güçlü bağlarla AB yapısına demirleyeceksin. Kusura bakma ama senden tamamen vazgeçemem.Stratejik değerinle büyüklüğün arasına sıkışmış durumdayım.Belki uzun ve zorlu sürecek olan müzakere sürecin büyüklük sorununu çözebilir.İstanbul,Boğazlar,Ege kıyıları ve çevresi,Doğu Akdeniz kıyıları stratejik ilgimin daha yoğun bölgeleri .Hem büyüklük sorunun çözülse hem de bu stratejik değerlerinden yararlansam ne iyi olur.Kim bilir belki zaman bunu bana kolayca sağlayabilir.Sen de kolayca AB üyesi olabilirsin.Küçülerek de olsa hayalinin gerçekleşecek olmasından mutlu olmalısın.” Aslında 40 yıllık serüvenin özeti ve geldiği nokta budur.Bu haliyle de yaşanacak olan müzakere süreci değil çözülme sürecidir.
Bu sürece seyirci kalmadan, tersine çevirebilmek adına uğraş verebilmek, hepimiz için öncelikli yurttaşlık görevimizdir.Bunun için; yeniden özgüven kazanarak , hedefsizlik girdabından kurtularak,kimlikli,benlikli yeniden topyekün kalkınma heyecanıyla davranarak, herkesin hep birlikte kazanacağı üretken ortamı kurarak ve yeniden “Cumhuriyeti kimsesizlerin kimsesi yaparak” teslimiyetten kurtulmak yaşamsal zorunluluğumuzdur.
Yayın Tarihi :
5 Ocak 2005 Çarşamba 15:51:11
Güncelleme :5 Ocak 2005 Çarşamba 15:53:19