Bu 3’üncü köprünün hikâyesini 8-10 yıldır yazarım. Doğrusunu isterseniz havanda su dövdüğümü bile bile yazarım. Hani derler ya, tüccar züğürtleyince eski defterleri karıştırırmış. Ben de bu köprü konusunda acaba neler yazmışım diye hatırlamaya çalıştım. Ne de olsa eskilerin deyimiyle hâfıza-i beşer nisyân ile mâlûldur. Şükür ki Kenthaber köşe arşivi imdadıma yetişti.
24 Şubat 2005, ‘’Boğaza üçüncü köprü’’ yazımda, Boğaz köprülerinin İstanbul’un Rumeli ve Anadolu yakası arasındaki nüfus dengesini değiştirdiğini, karşıdan karşıya geçişleri tetiklediğini, köprübaşlarının ticaret bölgelerine dönüştüğünü, kentin Doğu-Batı yönünde ve lineer sistemde gelişmesi gerekirken Kuzey yönüne doğru geliştiğini, 3’üncü köprü projesin uygulandığı takdirde Kuzey ormanların sonunun geleceğini yazmışım.
06 Aralık 2007, ‘’Politik bir heves’’ yazımda, köprülerin popülist politika aracı yapıldığını, 1’inci köprünün Süleyman Demirel’in, 2’nci köprünün Turgut Özal’ın İstanbul’a vurduğu damgalar olduğunu, Recep Tayyip Erdoğan’ın da 3’üncü köprü ile damga vurma isteğinin doğal karşılanmasını belirtmişim. Ne var ki FSM Köprüsünün kuzeyine inşa edilecek 3’üncü köprü çevre yollarının Kuzey ormanlarını tahrip edeceğini, en azından 300 bin ağacın kesilmesine neden olacağını, yolun doğal yaşamı böleceğini, yerleşim bölgelerinin mantar gibi türeyeceğini yazmışım.
17 Temmuz 2009, ‘’İstanbul’un akciğerleri hançerleniyor’’ yazımda, ormanların yok olacağı tezine karşılık Karayolları Genel Müdürünün verdiği beyanatta doğayı koruyacaklarını, çevre yollarını fazla ağaç katliamı yapmadan tüneller ve viyadüklerle aşacaklarını belirtmesine karşın eninde sonunda bu pahalı çözümün yapılmayacağını, çevre yollarının ormanı tahrip edeceğini, köprü projesinin kente zarar vereceğini, zaten Sayın Başbakan’ın 1995 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken, iktidarın köprü projesine karşı çıkarak ‘’3’üncü köprü bir cinayettir’’ dediğini hatırlatmışım. Köprü inşası yerine Boğaz’ın altından metro hattı geçirerek Levent- Üsküdar bağlantısının sağlanmasını, bu hattın Üsküdar’da Marmaray hattı ile bütünleşmesini, böylece köprülerde pik saatlerde oto ile 2 saati aşan geçişlerin, metro ile 6-10 dakikaya ineceğini, bu konuda Prof. Dr. Semih Tezcan’ın bilimsel çalışmalar yaptığını anlatmışım.
![]() |
16 Şubat 2010, ‘’Geleceğin İstanbul’u’’ yazıma ‘’İstanbul 2050’’ adıyla bir harita eklemiş, bu haritada Boğazı aşan 7 köprü işlemiş, yeşil alanların, ormanların tarihe karışacağını belirtmişim. Artık siz buna kehânet mi dersiniz, kör kör parmağım gözüne mi dersiniz, bilemem.
14 Mayıs 2010, ‘’Yağma başladı mı?’’ yazımda daha o zamanlar Poyrazköy’de arazi düzenlemelerinin başladığını, Kuzey bölgesindeki Hazine mülkü 3 milyon parça arazinin ihale yolu ile el değiştirmekte ve geçek kişilere intikal etmekte olduğunu yana yakıla anlatmışım. (23. 02. 1998 tarihli, 23267 sayılı Resmî Gazetede yayınlanmış bulunan yasa gereği.)
16 Temmuz 2013, ‘’3’üncü Köprü’’ yazımı, artık olan olmuş, biten bitmişin dâvâsının yapılamayacağı kabulü ile 10 yıllık serencâmın sonucu olarak görebilirsiniz.
![]() |
Ne var ki 3’üncü köprünün İstanbul’un trafik derdine devâ olmayacağını şehircilik uzmanları yıllardır dile getiriyor. Çünkü her yeni açılan tesis, yol olsun, köprü olsun, kendi trafiğini yaratıyor. Yol ve köprü yaptığınız yerlerde de yeni yerleşim bölgeleri oluşuyor ve bölge, yeni sâkinlerini yaratıyor.
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu geçenlerde itiraf etti. 3’üncü köprü çevre yolunda bu güne kadar 245 bin 121 adet ağaç kesilmiş. Bu ağaçların 93 bin 750 adedi Anadolu yakasında, geri kalan 151 bin 371 adedi Rumeli yakasında kesilmiş. Tabii bu sadece bir başlangıç. Şimdi ekli resme bakın. Eloğlu, Tayland’da da otoyol yapmış ama asgarî ağaç kesimi ile, tünellerle işi halletmiş. Bir de sol yandaki resme bakın ve 3’üncü köprü çevre yolunda işlenen fecaati, ağaç katliamını görün. Hani Karayolları Genel Müdürü (17 Temmuz 2009) söz vermişti; çevre yolları tünel veya viyadüklerle geçilecekti? Demek ki palavraymış. Çünkü hafriyat ve imlâ yaparak hemzemin yol yapmak varken, tünel kazmak ve betonarme ile yüksek viyadükler inşa etmek kimsenin işine gelmez. Ama yol tûlü uzayacakmış, yolda virajlar oluşacakmış, kimin umûrunda?
Size burada eski bir anekdot anlatayım. Turgut Özal’ın Başbakanlığı döneminde İstanbul-Ankara otoyolu inşa edildi. İhale projesinde, yolu kısaltmak amacıyla olabildiğince doğru çizgide bir güzergâh seçilmiş, bu nedenle de projede bir takım tüneller ve viyadükler yer almıştı. Bolu Dağı, zorunlu olarak tünelle geçildi. Diğer tünel, özellikle de viyadükleri inşa etmek yerine hafriyat ve imlâ yolu ile hemzemin yolların açılması tercih edildi. Tabii, bu durumda arazi topoğrafyası gereği olarak birtakım virajlar oluştuğu gibi, yol tûlü de esas projeye nazaran uzamış oldu. Özal’ın da onayı ile yapılan bu proje tadilâtı ne kazandırdı derseniz, inşaata sür’at, müteahhit firma kâr marjına avantaj kazandırdı.
Bugün 3’üncü köprü çevreyolu projesinde de değişime gidildiği anlaşılıyor. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, ‘’Köprü güzergâhında bâzı yerlerde birtakım sapmalar oldu. Kuş yollarına, kaynak sularına rastlayan bölgeler oldu, değiştirdik’’ diyor. Peki, projeyi yapıp ihaleye çıkılırken bu kuş yollarının ve Taşdelen memba suyunun köküne kibrit suyu döküleceğini bilmiyorlar mı idi? Hayır, bilmiyorlardı. Bir tevatüre göre çevre yolu güzergâhını ve köprü yerini Sayın Başbakan helikopterle çizmiş. Peki, teknik sorumluların elleri armut mu topluyordu, köprünün konumuna ve çevre yolu güzergâhına itiraz etmediler mi? Bilmiyoruz. Yalnız bildiğimiz, bu projede çok önemli bir nakısa var. Bu proje, alınması zorunlu olan ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) raporundan muaf tutulmuş. Neden? Projeye taş koyarlar diye mi çekindiler? Bilemem. Her halde aceleden olsa gerek; başka bir izah bulamıyorum.
Diğer bir acelecilik örneği, doğmamış çocuğa don biçercesine, 3’üncü köprüye palas pandıras isim verilmesi. Yeni doğan çocukların ismini ana-baba koyar. Çocuk, ismini beğensin veya beğenmesin, ömrünün sonuna kadar artık o ismi taşıyacaktır. Ama kamu hizmeti gören bir tesise, özellikle önemli bir köprüye verilecek ismin, kamunun benimseyebileceği bir isim olması gerekmez mi idi? Bu isim, her kesim halkla yapılacak anketlerle tesbit edilebilir veya edebî üstatlara sorulabilir, en azından danışılabilirdi.
Bir örnek vereyim. Vehbi Koç, yüzde yüz Türk dizaynı ile imalâtına başladığı otomobile ‘’Koç’’ markasını koyabilirdi. Kimse de bunu abes bulmazdı. Ama yeni otonun halka mâlolması, otonun orta sınıf halka (bizlere) hitap edebilmesi için anket yaptırdı; Anadol markası ortaya çıktı. Anadol’un imâlâtı devam etmese de oto ve markası Türk halkının zihninden silinmedi.
Ayastefanos’a Yeşilköy ismini verenin Halit Ziya Uşaklıgil, Ataköy ismini verenin de Yahya Kemal Beyatlı olduğunu da hatırlatmak istiyorum.
Yavuz Sultan Selim ismi için şahsen menfi bir düşüncem yok. Sultanın alevîlere yaptığı söylenen mezâlimin doğru olmadığını Sayın Ulaştırma Bakanı söylüyor. Tevil yoluna mı sapıyor, bilemem; bu sözleri bir tarih profesöründen duymayı yeğlerdim.
yerguvenc@gmail.com
koskoca Istanbul koskoca avrupa yakasi koskoca Asya yakasi birde insanlarin giydigi gömlegin yakasi bu yakalari moderncagda birbirine baglamak gerekir gömlegin yakasini bile bu cagda baglamak icin bir yol bulunmustur simdi bu cagda bir köprü iki küprü üs köprüyeterlimidir demek düsünmek gerek bir köprü yaptik iki köprü yapütik kimi anlata ögee öge bitiremedik kimi yerden yere vura vura bitiremedik yap Problem yapma Problem yapacaksin bitr bes yapacaksin yaparkenpanin prensibini dört dörtlük yapacaksin zaralarini bu zamanda aza indireceksin yapincada bu iste böyle olmali diyeceksin yaptiktan sonrada yok etrafi yerlesim olacakmis yok bilmem ne olacakmis olmuyacak yasalar kanunlar isliyecek gece kondu devri alemi kapanmislik olacak olanlar olacaksa plan prensipte olack yesile ormana gelince sankilim cok yesili agaci seven bir miletizde simdi aklimiz basimiza geldi demek gerek kesildi ise Bunda baska yerlere kenarlara yesillik gerek bunu yapabilmek gerek köprüadina yaptiraNINA GELINCE HAVANDA SU DÖGMEK HANI SENIN BENIM GÖNLÜM YOKMU BUNA BU ISIM BAHANE DEMEK dünyanin nersinde olursa olsun köprü isimlerinde o zamanin kisilerinin adlari cok cok vardir mesela 1890 yapilmis elizabet köprüsü
en basit budapestede nufüsü 2,000,000 tuna nehrinde 9 adet köprü var bizde koskoca bogaz kac köprümüz var her köprü yapmadada cok tantanamiz varmi var
koc firmasinin koc araba markasini vermeyesinin gec yapilan arabanin ancak ticari kazanc yönü oldugundan ticari yöndede anadol Ismini verilmesinde daha cok maddi yat getireceginden bu ismi bilincli olarak vermislerdir kendilerinin ismine yakismadigini ve icadlarini olmadigin bilmelerinden ortak bir toplumsal isimde karar vermisler ve buna ragmen is tirslamistir umdugunu bulamamak gibi bir netice olmustur
sahsi fikrim ve yorumumdur karsilikli fikirlerin yazilmasindan yanayim böyle bir konuyu yazmaniza ayrica tesekkürler bunu yazmanizdan bana da böyle yorum temelini acmaniz sebeb oluyor netice Adam gibi Adam isler yapalim bununla gurur duyalim böyle bir arzum icimde yatar güzel yapilanlara hayranlik hep olsun ama tersini yapanlarada artik söylenecek söz kalmadi