Lise Bitirme ve Olgunluk sınavlarından sonra girdiğim ve ön sıralarda kazandığım Tıbbiye gibi bir kutsal mesleğe Mimarlık eğitimini tercih etmemde, Lise sınıf arkadaşım rahmetli Özdemir’in ağabeyi, daha sonra aziz dostum olan Yüksek Mimar Kâmil Bayur’un çok büyük etkisi olmuştu. Mimarlık mesleği, zaman içinde hayatımın olmazsa olmazı oldu. Bir dönem geldi, her şeyi mimarlık çerçevesinden görmeyi ve eleştirmeyi huy edindim.Daha sonra kendi kendime ‘’Ulan, çıkar şu at gözlüğünü gözünden, dünyada edebiyat var, diğer güzel sanatlar var, her şeyden önemlisi yaşam var, yaşam’’ deyiverdim. Politikayı hiç sevemedim; zamanın başbakanına ve özellikle hanımına yağ çeken çevrem milletvekili oldu. ‘’Be kardeşim, insan gençlikte sosyalist olmazsa onun duygularından, orta yaşta liberal olmazsa onun aklından şüphe etmek gerekir’’ diyen Bakan arkadaşlarımın ısrarına karşı durdum. Bu da bir yaradılış olsa gerek.
Sizi ilgilendirmemesi gereken bu konuları niye anlatıyorum ki? Can çıkmayınca huy çıkmaz derler ya. Emeklilik yıllarımda tekrar mesleğimle özdeşleştiğimi, çevreyi panoramik görmeye ne kadar zorlansam da hayallerimden vazgeçemiyorum.
Ne demişti şair? ‘’İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar’’.Hele Avrupa’nın mimari değerlerini ve meydanlarını, proje ve resimlerden değil de içinde yaşayarak algıladıkça, İstanbul’da Taksim Meydanına her çıkışımda özensiz yapılara, trafik keşmekeşine bakar, bakar, üzüntüden kendi kendimi yer; o çok anlamlı, güzel, Atatürk’ü, dava arkadaşlarını, Kurtuluş Savaşı’nı simgeleyen Cumhuriyet Anıtı ile teselli bulurdum. Bu hissi, aşağı yukarı 50 yıldır, belki de meydana 500’ü geçen çıkışlarımda hep hissettim.
Uygar meydanlar, üzerinde ve çevresinde bulunan yapı ve tesislerle yaşar, kentliye hizmet eder. Meydanı çevreleyen binalar ve sanat eserleri, insanlarda kapalı alanlardahissedilen huzur ve güven duygusunu çağrıştırır. Taksim Meydanındaki çirkinliğin nedeni, yaşanan trafik keşmekeşi yanında mimari hacim etkisine sahip olamayışıdır. Alman hocalarımız, bu hissi yarı Almanca ‘’Raum tesiri’’ olarak nitelendirirlerdi. Bense hep, yıkılarak yerine Taksim Gezisi yapılan yere tekrar Topçu Kışlası’nı inşa edersek bu etkiyi yaratabileceğimizi düşünürdüm. Bu fikri ‘’Kenthaber’de yazmaya başladığım 7 yıldırfırsat buldukça tekrar tekrar ifade etmişliğim vardır. Keza meydan trafiğinin de yeraltına alınması gerektiğini yıllar yılı yazar dururum. İşte şimdi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu projeyi gerçekleştirmeye soyundu. Bazı çevreler, özellikle de bazı mimar arkadaşlarımız, projeyi baltalama yolunu seçtiler. Ne var ki yapılan her işe körü körüne muhalif olmanın hiçbir anlamı yok;müspet işler yapıldığında Sezar'ın hakkını Sezar'a vermemiz boynumuza borç olmalı.
Beni sevindiren gazete haberi şöyle (Hürriyet ve Milliyet): ‘’Başbakan Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’a ilişkin prestij projeleri arasında açıkladığı yeni Taksim Meydanı hayata geçmeye hazırlanıyor. İstanbul Belediye Meclisince oybirliğiyle kabul edilen plan, 4 Ocak 2012’de Anıtlar Kurulu tarafından aynen onaylandı’’ dedikten sonra trafiğin ve otobüs duraklarının alt kota alınacağı, 1939’da yıktırılan Taksim Topçu Kışlası’nın yeniden inşa edileceği müjdesini veriyor.
Benim için ‘’müjde’’ niteliği taşıyan bu habere, bazı muhaliflerin ‘’Çakma kışla binasında rant yaratılıyor’’, ‘’Halkımızın nefes aldığı İnönü Gezisi yok ediliyor’’, ‘’Artık Meydana rahatlıkla ulaşamayacağız’’âvâzelerini duymaya başladık bile.
Kışlanın tarihi, Sultan 3’üncü Selim’e kadar uzanıyor. 1806’da inşa edilmiş. Sultan 2’nci Mahmud döneminde onarım görmüş, iki yangın geçirmiş, Sultan Abdülaziz döneminde restore edilmiş bir eser.
Bir zamanların önemli maçlarına ve oyuncularına tanık olmuş TaksimStadı, bu kışlanın avlusunda idi. Bir futbol sahası 70 x 105 metre ebatlı olduğuna göre, üstelik kenar şeritleri ve tribünlerin de varlığını düşünürseniz avlunun ne kadar büyük bir açık alanı kapsadığını tahmin edebilirsiniz. Bu günkü gezinin etrafını kanser hücreleri gibi sarmış dükkânları ve nikâh dairesini hariç tutarsanız, kışla avlusunun ebadı bu günkü geziden daha küçük değil. Bu demektir ki, yeşil alan açısından önemli bir kayba uğramıyoruz.
İnternette kışlaya Hint mimarisi diyenlere bile rastladım. Alâkası yok. Kışla, yapı strüktürü açısından, avlu çevresini kuşatan blokları ve köşe kuleleri ile ilk yapıldığı dönemin kışla mimarisi formundadır. Sultan Aziz dönemi restorasyonunda, soğan başı kubbeler, taç kapılı anıtsal giriş ve de cephe bezemeleriyle ‘’ampir’’ çağrışımı yapan, oryantalist bir üslûpkazanmıştır. Döneminin ilginç ve güzel bir mimari eseridir.
‘’Çakma yapı’’ tanımıyla uygulamayı küçümseyen meslektaşlarımıza, 2’nci Dünya Savaşında bombardımanlarla yıkılan ve yerle bir olan klâsik ve tarihi eserlerle bezeli Alman şehirlerinin, savaş sonrası tekrar ve aynen inşa edildiğini hatırlatmak isterim. Dresden’in ve diğer Alman şehirlerinin çok büyük kısmı, bu gibi yapıların tekrar inşasıyla eski ihtişamına kavuşmuştur. Bu yapı ile İstanbul, ilginç bir mimari kültüre ve de yeni kültür tesislerine, nezih restoran ve kafelere kavuşacak, kentliye tarihini hissettirecektir.
İnönü Gezisi yok ediliyor iddiasına gelince. Yukarıda kışla avlusunun ebadını verdim. Yeşil alandan bir kayıp söz konusu değil. Diğer yandan: Parklar, halkın oturduğu konut bölgelerinde yapılırsa bir değer ifade eder ve işlev kazanırlar. Halk orada temiz hava alır, çocuğunu gezdirir, spor yapar, kitap okur, yaşlılar dinlenir. O halde siz, otel, iş ve eğlence merkezleri ile kuşatılmış bu alana ‘’park’’ diyebilir misiniz? Buradan hiç gece geçtiniz mi? Sarhoş haytaların çıkardığı rezalete, falcı kadınların önünüzü kesmesine tanık olmadınız mı? Gündüz, nikâh dairesine giren çıkan otomobillerin arasında, egzoz koklayarak mı çocuk gezdirecek, lokantalardan yayılan kebap kokuları içinde mi temiz hava alacak, kitap okuyacaksınız?
Bir nokta üzerinde daha durmak istiyorum. Tarihimizde, bu günkü anlamı ile meydan yoktur. Osmanlı, Konstantinopolis’i fethettikten sonra Bizans’ın ana yollarını korumuş, meydanlar ortadan kalkmış, üzerlerinde yeni mahalleler inşa edilmiştir. Sakın ola ki bunu bazı kendini bilmezlerin herzeleri gibi ‘’barbarlık’’ olarak görmeyin. Müslüman toplumdaki sosyal yaşamın, Avrupalı toplumlar gibi meydana ihtiyacı yoktu ki. (Bu konunun ayrıntıları ‘’Kent Meydanları I-II’’ ve ‘’İstanbul Meydanları Yaşama Kavuşuyor’’ yazılarımdadır). Türkiye Cumhuriyeti ile gelen çağdaş uygarlık ve çağdaş yaşam, halkın bir araya gelebileceği, demokratik ve kültürel çeşitli etkinliklere katılacağı meydanlara artık gereksinim duyuyor.
Taksim Meydanı, 1950 seçimi arifesinde İnönü’nün seçim nutku için geldiği, İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Fahrettin Kerim Gökay’ınmahşeri kalabalığı göstererek ‘’İşte Paşam İstanbul’’ dediği, Paşa’nın seçim sonuçlarıyla yenilgiyi tattığı alandır. 1960 darbesinden sonra ortasına koskoca bir kasatura heykelinin dikildiği alandır. 1 Mayıs 1977 günü halkın üzerine açılan ateşle acı günlerin yaşandığı alandır. Cumhuriyet Bayramımızın halkla beraber, havai fişeklerle kutlandığı alandır. Velhasıl, iyi ve kötü günleriyle yakın tarihimize mal olmuş bir alandır. Tanrı yeni alanda Cumhuriyetimize kasteden kötülükler göstermesin; toplanma ve eğlenme olanaklarını eskiye göre daha fazla ve daha güvenli sağlayacak yeni proje ile demokrasinin tadına varalım.
yerguvenc@gmail.com
Bu yazıyı gönderdikten sonra açtığım e-postamda Taksim Meydanı düzenlemelerine karşı çıkan ODTÜ Mezunlar Derneğinin bir bildirisine rastladım. Elbette ki herkesin fikrine saygı duyarız. Bildiri www.taksimplatformu.org adresindedir. Karar sizin. Saygılarımla...
Kendi kendime takinti var takinti var bende diyorum memlektimde mesela bir kaldirimlardaki iscilige bakiyorum hele hele kenar köselere bakiyorum o kadar kötü iscilik malzeme hem kafam buna takiliyor hem ayaklarim takiliyor kafamin takilisina mi yanayim düsüpte acisina mi yanayim avrupanin bir kaldirimina bakiyorum bunuda yapan insandir diyorum isleri dinimiz gibi bilmem neleri islerimiz gibi diyorum kafamda takilmiyor ayaklarimda takilmiyor ne iyi ne rahat oluyor bu kaldirimda sadece örnek GÜZEL BIR KONUYA DEGINMIS IZAH EDISINIZDE COK COK GÜZEL sizede ayrica tesekkür ediyorum su cümlenizide tekrar yaziyorum HER ISE KÖRÜ KÖRÜNE muhalif olmanin hic bir anlami yok müspet isler yapildiginda Sezar"in hakkini sezar"a vermemiz boynumuza borc.olmali iste bunu bir kavraya bilsek tut tutabilirsen bizi
Rahmetli babamın da sık sık içini sızlattığını dile getirdiği (benim hayâl meyâl hatırladığım) Topçu Kışlasının yıkımı bir kent merkezinin süregelmesi zorunlu kimliği için bir darbe idi. Yeniden inşasının Finansal boyutunu bilmiyorum ama varlığının ihyası kent estetiği ve tarihe duymamız gerekn saygı bakımdan çok yerinde ve sevindirici olacak.