27
Ocak
2026
Salı
ANASAYFA

Afyonkarahisar

Siz hiç Kubat’ın sazını, Anadolu ezgilerini dinlediniz mi? Ekseri TRT’de çıkar. Geçen gün TV8’de bir programda idi. Sazı ile sözü ile yine döktürdü. Yılbaşı konseri yazımda klâsik batı müziğine methiye düzen bendenizin halk türkülerini de sevmesi belki tuhafınıza gidebilir. Hiç gitmesin, bu toprağın çamuru ile yoğrulmuş bir insanın kendi benliğinden fışkıran ezgileri sevmesinden daha doğal ne olabilir ki? Neyse, konumuz müzik değil; konumuz ilginç ve güzel kentimiz Afyonkarahisar.

Kubat, Belçika, Anvers’de doğmuş ama kökü Afyonkarahisar – Emirdağlı. TV8’de ‘Zalim poyraz’ı, ‘Bacılar içinde gülüm var benim’i, ‘Emirdağda vardır selvi sırası’nı damardan söyledi. Afyonluları, Emirdağlıları severim. IQ’ları yüksektir, matematik kafaları vardır, ateş gibi çocuklardır. Ben de yarı Afyonkarahisarlı sayılırım. İlkokul ve ortaokulu orada okudum. Kadınana İlkokulundaki aydınlık kafalı Cumhuriyet öğretmenlerinden, Haydar Koçer’i, Oğuz Beyi, başöğretmen Mehmet Keskin’i unutamam.

Afyonkarahisar, Anadolu’nun kadim, köklü kentidir. İlk yerleşimi M.Ö. 7000’li yıllara uzanır. Bildiğimiz kadarı ile kenti kuranlar Hititlerdir. Daha sonra, Frigya, Kimmer, Lidya, Helen, Bergama Krallığı ve Roma egemenliğini yaşamış, XIII. yüzyılda Anadolu Selçuklu kenti olmuş, Sahip Ata Oğullarına ‘Karahisar-ı Sahip’ ismiyle başkentlik yapmıştır. Daha sonra Osmanlı’nın önemli bir kenti olmuş, Fatih’in sadrazamlarından Gedik Ahmet Paşa gibi değerlerle Osmanlı’ya hizmet etmiştir. 1920 – 22 arası Yunan işgalini yaşamış, 27 Ağustos 1922 günü saat 17’de kurtulmuş, Mustafa Kemal Paşa karargâhını burada kurmuştur. Artık Türkiye Cumhuriyeti’nin bir il merkezidir.

Yüksek trakit kaya üzerine kurulmuş kadim ‘Karahisar’ (Kale), Afyonkarahisar’ın simgesi olmuştur. Ulu Cami, Kubbeli, Kâbe ve Ak Mescit gibi Selçuk eserleri; Gedik Ahmet Paşa Cami ve Külliyesi, Mısrî, Çavuşbaşı, Otpazarı camileri, Mevlevi dergâhı, İmaret, Kadı hamamları gibi Osmanlı eserleri kentin geçmişine tanıklık ederler. Hıdırlık tepesi ve Kale eteklerindeki Osmanlı yerleşimleri, arazi eğimine uygun, birbirine paralel sokakları, ızgara planları ile birer uygarlık anıtıdırlar. Evler, yöre iklimi gereği olarak bitişik nizamda inşa edilmiştir. Evlerin zemin katında taşlık, etrafında kiler, mutfak, samanlık, ahır; orta katında alçak tavanlı, küçük pencereli kış odaları; üst katında yüksek tavanlı, şahnişli, ferah odalar, odalarda yüklük ve gusülhaneler bulunur. Evler, zemin kat duvarları taş, üst katlar hımış tabir ettiğimiz ahşap karkas arasına kerpiç dolgulu ve sıvalı olup ahşap çıkma ve müzeyyen tavanları ile Türk sivil mimarisinin en güzel örneklerindendir. Bütün bu yapılar, sokakları ve yerleşme planları ile beraber, Afyonlunun gözü gibi bakması gereken kent değerleridir.

Cumhuriyet dönemi Anadolu il merkezlerinde, birer Atatürk Bulvarı, birer Cumhuriyet Meydanı, birer Atatürk anıtı bulunur. Bunların hepsi Afyonkarahisar’da da vardır. Ancak buradaki anıt, ‘Zafer Anıtı’dır ki yurdumuzdaki Cumhuriyet dönemi anıtları içinde İstanbul – Taksim anıtından sonra gelen ikinci güzel anıttır. Alman yontucu Heinrich Krippel’in eseridir. O dönemde yapılmış resmi binalarda, Atatürk’ün silâh arkadaşı, İstiklâl Mahkemeleri Reisi, Afyonkarahisarlı Ali Çetinkaya’nın ismine de rastlarsınız. Afyon Garı da Türkiye demiryolları politikasının uygulayıcısı olan bu bakanın eseridir. Esasen kentin Osmanlı’dan beri İstanbul, Konya ve İzmir’le demiryolu bağlantısı vardı. Ama Afyonlu, İzmir’e daha bir sempati ile yaklaşır. Zaten şivesi de Ege şivesini andırır.

Kentin tarihinden de anlaşıldığı gibi eski Afyonkarahisarlı ailelerde, geçmişin birikiminden gelen bir kentsoyluluk vardır. Eski aileler, tahıl, haşhaş üretimi ve ticaretini yaparlar, evlerinde sığır beslerlerdi. İsminden Sultan Abdülmecit döneminde yerleşime açıldığı anlaşılan Mecidiye Mahallesine ise eski göçebe aşiretler, ‘yörükler’ iskân edilmiştir. Yörükler, dürüst ve su katılmadık Türkmenlerdir. Koyun, sığır yetiştirir ve ticaretini yaparlardı. Bu mahallede az da olsa Boşnak ve Çerkez göçmenlere de rastlardınız. ‘Uzun Çarşı’da hemen her çeşit tüketim malları satılır; pazara gelen köylü, giyim – kuşam ve diğer ihtiyaçlarını ‘Bedesten’ ve ‘Yemeniciler İçi’nde bulabilirdi.

Afyonkarahisarın yerlisi olan ailelerin çocukları okudular, çeşitli mesleklerde yurda ve dış ülkelere dağıldılar. Kentte kalanlar yeni işler kurdular, kenti geliştirdiler. Ancak yukarda bahsettiğim güzel evlerde otururlarken son yıllarda modern apartmanları tercih eder oldular. Hızla gelişen bu modern mahalleler, ne yazık ki yerel karakterden uzak, yurdun hemen her yerinde rastlanan basmakalıp planlı konutlardan oluşuyor.

Afyonkarahisar’dan bahsederken Süleyman Gönçer’i anmazsak eksik kalırız. Süleyman Bey, İscehisar’lı bir köylü çocuğu. Karınca kararınca okumuş bir ilkokul öğretmeni. Ama kendini öyle yetiştirmiş ki, bir eski eser uzmanı olmuş; Gedik Ahmet Paşa Medresesinde Arkeoloji Müzesi’ni kurmuş. 1933’teki kuruluşunda 160 eserlik müze envanterini, İngilizlerle gittiği Ayazin ve Kusura kazıları buluntuları ile 3000 parça esere çıkartmış. Yerel gazeteye yazı da yazan rahmetli bizim ev sahibimizdi. Oğlu Mehmet Doğan Gönçer en yakın arkadaşım, yeni deyimle kankamdı.

Diğer bir kahraman, Afyon Lisesi Fransızca hocası Edib Âli Bâki’dir. Tertiplediği tiyatro, konser, konferans gibi etkinliklerle kentte kültür ortamı yaratabilen insandır. Halkevi sahnesinde öğrencilere Atıf Kaptan yönetmenliğinde tiyatro yaptırır, henüz amatör olan Nezahat Bayram’a halk türküleri, terzi Cemal Altıniğne ve arkadaşlarına alaturka konserler verdirtir, Afyonlu şair Osman Atilla’ya şiirler okutur, edebiyat ve tarih öğretmenleri ile tartışmalı toplantı ve konferanslar tertiplerdi. Hepsi nur içinde yatsınlar.

Dönem değişti; bunların hepsi çok gerilerde kaldı. Bilmem artık yeni nesilde eski güzel gelenekler devam ediyor mu? Karahisara, Kaleye çıkıp dilek dileyenler var mı? O zamanlar evde kalmış genç kızlar Kaleye çıkar ve şöyle ünlerlerdi. (Ünlemek yüksek tonda seslenmektir): ‘’Ahtı ı ı ı ım, baht ı ı ı ım, altın tahtı ı ı ı ım, gelin olmak vahtı ı ı ı ım’’. Derler ki haftaya kalmaz, kızın kısmeti çıkarmış. Bir de Kaleye çıkan bir yabancı 7 yıl Afyon’dan ayrılamazmış.

Ya o güzelim düğünler, o güzelim kına geceleri yapılıyor mu acaba? ‘’Kınası karılır tasta / Oğlan evi pek havasta / Kız anası kara kara yasta / Kızımız gidiyor, nazımız gidiyor / Bu gün de akşamlık akşamlık’’. Gelinler oynuyorlar mı? ‘’Hacı Osmanın gelinleri çift oynar anam çift oynar’’, ‘’Hazin hazin gir kapıdan / Sensin gönlümü avudan / Onayışı, ırlanışı / Del etti beni aman amman kül etti beni’’

Afyonkarahisarın hovardası da boldu. Ama karda yürür, izlerini belli etmezlerdi. Açık verenlere ise şarkılar düzülmüştür: ‘’Oy çiftetelli / Meşrebi belli / Bir yar sevdi / O da terelelli’’, ‘’Örenbağın erken gider sığırı / Açıkbaşın Mehmet tıraturcu Havvanın kırığı aman’’, ‘’Bir kahpenin uğruna / İki araba dört at yedirdi’’ gibi şarkılar. Fotoğrafçı Hulusi Çağlayan, âşık olduğu Hamiyet Yüceses’in Afyonda faytona binerken çektiği resmini artık kimseye gösteremiyor. Zaten zavallı, evinde imbikten kaçak rakı çekerken basıldı ve hayatı karardıydı ya neyse. Artık Oruçoğlu’nun bahçe sinemasına revü grupları getiren gazeteci ve organizatör Bozkurt da yok.

Çok şükür ki İkbal Lokantası devam ediyor. Acaba iki duvarı kaplayan boy aynaları hâlâ duruyor mu? Ve de kaymaklı vişne ekmeği yapıyorlar mı? Piyasada Cumhuriyet, İpek ve İkbal sucukları var ama sucuğa lezzet veren bir miktar deve eti katılıyor mu acaba? Kaymaklar dombay, camız sütünden mi yapılıyor? Şekerci Salih’in keşfi kaymaklı şekerlerin yapımı devam ediyor mu? Bilmiyorum ama Afyonlu arkadaşlarımın getirdiği ağzıaçık böreğini, mercimekli bükmeyi, haşhaşlı ekmeği hâlâ yiyebiliyorum.

Bir de şunu biliyorum ki eski haliyle çok ilkel şartlarda olan Gazlıgöl, Gecek, Hüdai, Sandıklı, Ömer kaplıcaları modern tesis ve otellere kavuşmuş. Kentin içinde de güzel oteller yapılmış. Artık kentin üniversitesi de var. Anadolu’nun bu çok önemli kentini görmediyseniz eksik kalırsınız. Ne yapın edin, gidin görün.

 

yerguvenc@gmail.com  
 

Yayın Tarihi : 19 Ocak 2010 Salı 11:43:47


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Teoman Törünt IP: 85.103.65.xxx Tarih : 19.01.2010 14:56:59

Bir yöre anısı, her yanı ve özelliği ancak bu kadar güzel ve zengin dille, Evliya Çelebi tadında dört dörtlük anlatılır.  Henüz orta okul çağında kısa da sayılsa bu güzel kenti ziyaretimden bana kalan izlerden, naaçizane bir katkıda bulunmama izin verirsen, yurdumuzda ilk Demokrasi çabaları anılarımız arasındaki, 1946 seçimlerinden itibaren 1960'a kadar Demokrat Partiden, o tarihlerde o partinin kalesi olan Afyonharahisar  milletvekilliği yapmış değerli avukat Kemal Özçoban'ı hatırlatmak isterim.  1940'ların muhalefet pionieleri arasındaki bu olaganüstü beyefendi zat'ı rahmetli İsmail enişte ile sohbeti sırasında tanımıştım. Munis yüzüne rağmen Demokrasi adına Mecilsde sesi en gür çıkanlar arasındaydı. 1946 seçimlerindeki o zamanki iktidarın oyunu yüksek göstermeye yönelik bazı usûlsüzleri çok sivri dille eleştirmiş; sözünü geri alma talebini reddetmişti. Henüz oy verme çağını idrak etmediğim 1950 seçimlerinde, o sırada İstanbulda bulunmayan rahmetli babamın "karma liste" oy verme geleneğine uymayı düşünen annem bana "listeye kimleri almam gerektiğini" sorduğunda "tek liste DP" yanıtını verişimin nedenleri arasında rahmetli Özçoban da vardır (Demokrasinin seyir defteri ile ilgili sonraki hayal kırıkları ayrı mesele).


halit IP: 85.105.176.xxx Tarih : 22.01.2010 22:16:36

Kubat'ı ve Türkülerini hepimiz seviyoruz.Afyon komşu ilimizdir. seviyoruz. İkbal lokanta ve Sucuklarını seviyoruz Çünki İkbal adı Büyük ATATÜRK tarafından konulmuştur .Yazar Sn ERGÜVENÇ 'in Yörük Ali Efe(Çatal yürekli) yazısına yorum yazmıştım.Güzel konular kutlarım. Sn T.Törün'ün yorumunu okudum.Durumu Parantez içi ile kurtarmış. Sn Törün Mitolojik hikayeler seri yazılarınızı çoğunu okudum.sizden Aizanoi ile ilgili hikaye olup -olmadığını sormuştum tekrarlıyorum.Kenthaber ve sizlere saygılar başarılar.


Teoman Törünt IP: 85.103.89.xxx Tarih : 23.01.2010 17:17:12

Değerli okurumuz Sayın Halit Özcan'ın, Mitoloji ile ilgili diz yazılarımda zaman zaman bana katkılar ve eleştiriler yaptığını minnetle hatırlıyorum. Gençleri olumlu yana çekme ereği ile ve bir amatör olarak giriştiğim bu yazı macerasında ben o zamana kadar yararlandığım kaynaklardan Aizanoi (ya da Aezanoi) kentinin kökeni ile ilgili bir efsaneye rastlamamıştım ve Sayın Özcanınki gibi kaynağı sağlam katkılara her zaman açık olduğumu yineliyordum. Verdikleri bilgi benim yazıma ek olarak yer aldı. Ben de gerçekden, bu katkıların yazılarımı yeniden gözden geçireceğimde  değerlendirileceğinden söz etmiştim. Doğal olarak şifahî edebiyatın bir parçası ve bazen ihtilaf konusu olan bu müteferrik efsaneler bilinmelidir. Fakat henüz şimdiye kadar bu derlememi yeniden ele alamadığım için sizin katkınıza da o zamanki yorum köşesindeki bilgi alış verişi dışında bir referansda bulunamadım. Şu anda benim için kaynak sizsiniz; mutlaka  doğrudur. Şu anda size tekrar teşekkür etme dışında verebileceğim bir bilgi bulunmamaktadır.    O zamanki aynı yorum köşesine devamlı bakma vakti bulamadığım için Mustafa Baycan adında başka bir okurumun "Arcadia"nın nerede olduğu konusundaki ısrarlı sorusu galiba gözümden kaçmış (belki o zaman yanıt da vermiş olabilirim). Bu vesile ile, sevgili Mustafa Baycan okurumun bu yazımı şimdi görüp görmeyeceğini emin değilim ama, ihtiyaten yanıtlayayım. "Arcadia" (ki şimdi batı ülkelerinde aynı adı almış kentler de var) Antik Yunanda Mora Yarımadasının  tam orta yerinde, ünlü Mykenai'ın güney batısına yakın bir konumda, bugünkü "Tripolis" kenti çevresindedir.