İnternette gördüm. Yeni Akit gazetesi bir dernek başkanının beyanatını baş tâcı etmiş. Atatürk’ün mozolesi, ‘’Anıtkabir’’, Yunan tapınağına benziyormuş. Ziyaretçileri ‘’Sözde Atatürkçüler’’, gidip gidip Kudüs’teki ‘’Ağlama Duvarı’’ gibi orada ağlar ve dert yanarlarmış. Tez elden bu tapınağı (!) yıkıp, onun yerine Selçuklu kümbet mimarisinde bir mezar yapılmalı imiş. Bu zat yine insaflı davranmış; bir de Anıtkabir’i - Mason mimarisi her ne ise - Mason mabedine benzetenler var.‘’Ağlama Duvarı’’ ve ‘’Tapınak’’ ithamı, konumun dışında kalıyor.Aslında bu ithama değer verip yanıtlamaya bile değmediği kanısındayım. Ben konuya mimari açıdan yaklaşacağım.
![]() |
Her halde Anıtkabir mozole kitlesi dış cephelerinin, kolon ve galerilerle çevrelenmiş olması, bazı kişilerde Yunan mabetlerini çağrıştırıyor. Mimarlık, elbette ki insanlığın geçmiş kültür ve sanatından ders alır. Ne var ki geçmişi taklide kalkarsa gülünç duruma düşer. Zira mimarlık, insan uygarlığından bu yana kültür ve sanat birikimlerinin bileşkesi üzerine yeni bir değer yaratabildiği oranda bir değer ifade eder. Başka bir deyişle, günümüz mimarlığı, geçmiş kültür birikimlerinden ve yerel öğelerden de yararlanabilen, hepsinin üstünde çağdaşolabilen bir sanattır. Tekrar ediyorum; mimarlık, geride kalmış olanı tekrarlarsa ona sanat demek bile caiz değildir.
Evet, sadece Atina,Parthenon’da, Hepaistos mabedinde, Anadolu’daki birçok İyon mabedinde ve Bodrum’daki ‘’Halikarnas Mozole’’de değil, Rönesans eseri Viyana Parlamento binasında da, Avrupa’nın diğer Rönesans yapılarında da, Amerika’da da çevre kolonlu ve galerili anıtsal yapılara rastlayabilirsiniz. Ama bu yapılara Yunan tapınağı diyemezsiniz.
Bu beyanatı veren arkadaş her kimseonun millî gelenekten gelen mimari anlayışı Selçuklu’da kalmış.Tamam da, Osmanlı bile Selçuklu mimarisini devam ettirmedi de biz mi bu yüzyılda devam ettireceğiz? Evet, Selçuklu kümbetlerinin her biri birer mimari şaheserdir. Beyanatı veren arkadaş, her halde Selçuklu kümbetlerinin tepesindeki piramitlerin Ermeni ve Gürcü mimarisinde kullanıldığını bilmek istemiyor. Lütfen kümbetlerdeki piramidal örtü ile Ermeni ve Gürcü kiliselerindeki piramidal örtüyü bir karşılaştırsın. Bunda gocunacak bir şey yok. Her dönem mimarisi, çevre mimarilerinden etkilenmiş ve o mimarinin ustalarını kullanmıştır.
![]() |
Ne olur artık bu eserleri kendi dönemlerinde bırakalım;onları dönemlerinin tanığı olarak takdir edelim ve de dönemimize kopyalarını aktarıp onları yozlaştırmayalım. Bu sözüm sadece beyanat veren zatı değil, son günlerde mimariye kendi görüşleri paralelinde hükmetmeye, eskiyi dirilmeye çalışan politikacılarımızıda kapsamaktadır.
Anıtkabir projesi, Prof. Emin Onat - Doç. Orhan Arda ile beraber Prof. Kruegerve Prof. Feschini’nin, üç projenin birden birincilik aldığı uluslararası bir yarışmadır. Devlet, bu üç birinciden Türk mimarlarının projesini tercih etmiştir. O zamanlar Türkiye, mimari açıdan ‘’İkinci Ulusalcılık’’ dönemini yaşıyor ve seçilen proje, ‘’Türk Klâsizmi’’ olarak nitelendiriliyordu. Ne var ki projenin kitle izleniminde Selçuk ve Osmanlı’yı ararsanız bulamazsınız. Zaten bulsaydınız anıt, dönemlerini doldurmuş devletlerden sonra kurulmuş bulunanTürkiye Cumhuriyetini ve Cumhurbaşkanını temsil edemezdi. Anıtların, kunt bir taş yapı olmaktan öte, temsil ettikleri ‘’idea’’yı ifade edebilme ödevlerivardır. Yine de Anıtkabir, kitlesi ile olmasa bile Selçuklu ve Osmanlı’ya ayrıntılarında sahip çıkmıştır.
İki yanına Sfenks dizili giriş allesi geleneği, Mısır uygarlığında,Karnak ve Luxor tapınaklarında da vardır.Alle, ziyaretçiyi yürüterek ulu kişinin huzuruna hazırlar. Anıtkabir’de bu, Aslanlı Yol olarak yerini almıştır.İki yana dizili 24 Hitit aslanı, 24 Oğuz boyunu simgeler. Aslan, Hitit ve eski Türk mitolojisinde kuvvet ve kudret timsali olup, hücumda değil, oturur durumda olmaları barışseverliği anlatır. Arası çimli aralıklı taş döşeme,yürüyenin yere dikkat ederek başını öne eğmesini sağlar. İki yana dikilen yüksek ağaçlar, ana kitleyi gizler ve meydana ulaştığınızdasürpriz etkisi yaratır.
15 bin kişi alan ‘’Tören alanı’’ zeminine renkli travertenlerle Anadolu halı ve kilim desenleri işlenmiştir. Alanı çevreleyen revaklar, Osmanlı dini mimarisini çağrıştırır.
![]() |
Yontucu Hüseyin Anka eseri, taş üzerine işlenmiş röliyefler (kabartma heykeller), Kurtuluş Savaşınıve Atatürk’ün savaş günlerini anlatır. Yeni Türkiye’nin benimsediği evrensel sanatın bir nevi ifadesidir. Mozole ve galeri tavanı düzdür. İlk projede iç mekânı kubbeli bir taç kitlesi vardı. Ekonomik nedenlerle ve inşaatın bitimini çabuklaştırmak amacıyla kaldırıldı. Yapılsa idi Yunan tapınağı diyenlerin sayısında önemli oranda azalma olurdu. Yine de Yunan mabedinde görülen, beşikörtüsü meyilli çatınınön görünümüne yansıyan üçgen alınlık (fronton)Anıtkabirdeyoktur. Bu daana kitleyi algılamada, Yunan mabedikitle algılamasını çağrıştırmaz.Mozole kitlesinin döşeme ve tavan süslemeleri, mimar Nezih Eldem eseri olup 15’inci ve 16’ncı yüzyıl Osmanlı halı ve kilim desenlerinden alınan esinle işlenmiştir. Dış çevre kolonları Yunan ve İyon tapınaklarında olduğu gibi daire kesitli, ince ve konik değil, dikdörtgen kesitlidir. Açıklık ve doluluk oranları farklıdır. Keza taban ve sütun başlıkları ile antik silmeleri içermez. Cephe klâsik mimari oranlara göre düzenlenmiş olup Yunan tapınaklarındaki cephe oranlarını burada göremezsiniz.
Ata’nın İslâmî inançlar paralelinde toprağa verildiği ‘’Mezar Odası’’Selçuk kümbetlerindeki gibidir. Planı Selçuk kümbetlerinde ve bazı Osmanlı türbelerinde olduğu gibi sekizgendir. Keza piramidal tavanı, Selçuklu kümbetlerini çağrıştırır.
‘’Anıtkabir’’in antik Yunan mabetlerine olan farklılıklarını görebilmek için bir nebze de olsa mimarlıknosyonu sahibi olmak ve de mimarlık tarihini bilmek gerekmektedir.
yerguvenc@gmail.com
öyle veya böyle ne olmus yani insanlar hepsi kardes iyi huylarini taraflarini ne olursa olsun al da al kötü huylarini kötü taraflarini kapindan iceri bile sokma vur duvardan duvara vur gitsin bos langirti isleri birakalim kötü islerimizi iyilestirmeye bakalim asiriliktanda kacalim yasantimiza bakalim nasill daha güzelliklerere hep beraber gidelim aydin kaleminizi öyle oynatin oynatirken bizim icimizi karartmayin aydin kaleminizi aydinca oynatin aydinliginizi aydin adinizdan örnek alalalim karanliktan kurtulalim.aydinliklara kosalim o fani olmus kim ne derse güzel yerde yatiyor güzelin güzelide vardir diyor sag olanlar gece konduda yasiyor ben de buna sasiyor hadi anit kabir yunan tapinagi yunandan calmaya lafi getiriyor peki bu gece kondulari kimden neden caldik kimse bir sey demiyor ortadan kaldirmiyor yapmaya devam ediyor neden?
Üstadım, Anıtkabir yazınızda malum gazeteye yanıt vermek istemissiniz ama bence yanılgıya düşmüşsünüz. Siz bir dönemin en ünlü mimar ve yontu sanatçılarını aydın kişilere çok güzel anlatıyorsunuz ama gönderme yapmak istediğiniz kişiler bundan bir şey anlamazlar. Onlara sanat tarihi, mimari, arkeoloji den söz etmeye kalksanız o da nedir yenir mi derler!... İslam mimarisinden de haberleri yoktur. İslamiyetin ilk yıllarındaki mesçitlerin hurma direklerinden olduğunu da bilmezler. Müslümanız derler, Peygamberin İlim Çin'de de olsa gidip öğrenin sözünden, İkra'dan da haberleri yoktur. Her fırsatta bilmedikleri, anlamadıkları Atatürk'e ve onun izinden yürüyenlere karşıdırlar . Neden diye sorsanız, aklı başında yanıt alamazsınız.
Bu bakımdan bilgi dolu yazınız onlara bir şey ifade etmez...
Yunan mabedi diye küçümsemeye çalıştıkları binlerce yıllık Anadolu kültürünün eserleridir. Onu da bilmezler. Masonluğa sataşırlar ondan da bi haberdirler... Mason mabedi denilen salondaki üç sütunun anlamını da bilmezler.
Onun için onlara yanıt vermeye değmez. Siz bizleri bir kez daha aydınlattığınız için teşekkürler. Merak ediyorum K. Mükremin Barut üstadın da kuşkusuz bu konuda söyleyecekleri vardır.
Muhafazakârlarla ittifak kurmuş,Başbakanımızın "Sünnî İslam" inancında mutekit nesiller yetiştirme ideolojisini, ibadet etme engellerini kaldırıyor gerekçesi ile can siperane savunan Nagehân Alçı misâli Liberaller, Yeni Akit Gazetesi ve çeşitli paganist tapınaklara benzetenlerin bu herzelerine ne diyecek bakalım? Muhafazakârlığı savunan "kökten liberal" bilinçsiz oxymoron tavırlar bal gibi yobazlığı hortlatıyor.
söylencek çok şey var yunan kültürü diye empoze edilen kültür aslında anadolu kültürüdür sonra yunana ordanda romaya fıransaya almanyaya ve ingiltereye gitmiştir yani anadoluda daha yunan keçi güderken bu tapınaklar vardı hemde 8 bin yıl öncesinde anıtkabir 8 bin yıllık anadolu geleneğine göre inşaa edilmiştir sadece ulu önderin mezarı değil köklerimizi de temsil eder öyle olsa bir yunanlı çıkar bizden kopya çektiniz derdi ama onlar farkında ses etmiyorlar bide ses edenlerde zaten bu kültürden gelen değil bir şekilde anadoluya göç eden aslında bu topraklarda fazla geçmişi olmayan insanlar onlar kültüğrlerini arabistana bağlarlar anadoluyla bir alakaları yoktur yalanda değil şimdi, gelelim binanların şekline anadoluda tapınaklar 8 bin yıl önce pagan tapınakları şeklinde idi herhangi bir dinin olmadığı ne ibrahimin ne isanın ne musanın nede isanın olmadığı dönemlerde tapınaklar pagan tapınakları inşaa edilmiştir bu tapınakların ortak özelliği bir bahçe ortasında bir sunak ve kare altıgen yada dörtgen şeklinde binalardır bu gün hindistandan romaya kadar benzer sunaklardan yaklaşık 5 bin tane olduğu tahmin ediliyor hepsinde rahibin durduğu bir makam kurban kesilen bir adak yeri bir kutsal su kuyusu ve bu tapınağı görmeye gelen hacılar bulunur bakın bakalım dünyada kaç tane kalmış bu pagan tapınaklarından bir düşünün bir alman atasözü vardır " eğer camdan bir evde oturuyorsan kimsenin evini taşlama " bu sözü çok severim kimsenin değerlerine sövmemeye çalışırım ki başkasıda çıkıp benim değerlerimi eleştirmesin kıt aklınla hükümler vermesin
Sayın Yılmaz Ergüvenç'in bu konudaki açıklamaları ve buna karşın Sayın Erdem Yücel'in belirtmeleri beni son derece müsterih etti. Bu üstatlarımızın tartışılmaz bilgi ve görüşleriyle artık bu konuda hiçbir kimsenin fikir beyan etmesinde hakkı sâlahiyeti olamayacağı inancındayım. Munafıklar, vatanımızı ve milletimizi bölmek ve de tarihî değerlerimizi yok etmek için "son çırpınışları içerisinde bocalamak" gafleti içine düşmüşler ve "gemi azıya aldı" misali - kendilerince - bir çıkış noktası aciziyetine girmişlerdir. Benim düşüncem de şudur ki; bu munafıklar, - ne yazık ki - "Türk milletinin, Türk milleti olmadığını" ileri sürebilecek kadar kendilerini aşağılatabilirler ve bunlar "kimin adamı" kavramını bizlere çağrıştırım yaptırabilirler ! Sayın Ergüvenç'e ve Sayın Yücel'e en içten saygılarımı sunarım.