4
Şubat
2026
Çarşamba
ANASAYFA

ATATÜRK Olmasa İdi…


Son günlerde Atatürk ve Türkiye’yi değişik açılardan görmeyi amaçlayan filmler yapıldı. Atatürk’e ait fotoğraf ve filmlerden seçilen ve kolajlanan, müesses nizamın dışında bir anlatımla sunulan ‘Mustafa’ filminden sonra, bir de Atatürk olmasaydı varsayımını işleyen ‘Osmanlı Cumhuriyeti’ filmi vizyona girdi. Filmi henüz görmedim. Ama basından izlediğim kadarı ile senaryoda Atatürk, bakla tarlasında kargaları kovalarken çıktığı bir ağaçtan düşüyor; böylece Atatürk’ten mahrum kalmış, I. Dünya Savaşından yenik çıkmış, Mondros Anlaşması ile galip devletlerce işgal edilmiş, Sevr Antlaşması ile parça parça edilmiş ve bu hâli ile günümüze kadar gelebilmiş Osmanlı’nın VII. Osman adı ile tahta çıkmış padişahının yarı komik, yarı trajik öyküsü anlatılıyormuş.

Müsaadenizle, ben de bu modaya uyarak, bir ‘Atatürk olmasa idi’ Türkiye’nin hâli nice olurdu sorusunun yanıtını arayacağım. Evet buyurun:

Devletin Adı: Osmanlı Hanlığı (ABD mandası altında State of Ottoman)

Saltanat ve Hilâfet makamı: Kostantiniyye (Constatinopolis). Eskiden İstanbul diye anılırdı. Dolmabahçe Sarayı, Bizans Müzesi olduğundan, padişah ABD ve Boğazlar Komisyonu izni ile Yıldız Sarayı’nda ikamet etmektedir. Cuma selâmlığı atlı müfreze, paşalar ve bendegân iştiraki ile Yıldız Camii’nde yapılmaktadır. Ancak ‘Hanedan-ı Âl-i Osman sülâlesi, ‘taaddüd-ü zevcat’ (çok eşlilik) nedeni ile çok fazlalaştığından ve saraylar bu zat-ı muhteremleri barındırmaya yetmediğinden Ayastefanos’ta (Yeşilköy’de) Hanedan’a mahsus yeni siteler inşa edilmiş bulunmaktadır.

Devletin rejimi: Meşrutiyettir.

Başkent: Konya’dır. Meclis ve nezaretler için Konya – Kırşehir yolu üzerinde yeni bir uydu kent inşa edilmiştir.

Yasama erki: Konya’da mukim, Osmanlı Meclis-i Mebusanı ve Osmanlı Meclis-i Âyanıdır. Yasalar, ABD vizesinden sonra Padişah Efendimiz tarafından Saltanat Makamı olan Kostantiniyye’de onanır ve Peyam-ı Sabah gazetesinde neşrolunur.

Yürütme erki: Sadrazam, Şeyhülislâm, Dâhiliye, Hariciye, Maliye, Adliye, Şeriye, Müdafaa-i Osmanî, Evkaf, Maarif, Nafıa, Sıhhat ve İçtimai Muavenet, Ziraat, Ticaret, Sanayi Nazırlarından oluşur.

Yargı erki: Mahkeme-i Temyiz, Şûrâ-ı Devlet, Divan-ı Muhasebat tarafından denetlenir. Vilâyet, sancak, mutasarrıflıklarda adliye teşkilâtı, şeriat davaları için kadılar vardır. Azınlık davalarına kendi mahkemelerinde bakılır.

Resmî din: Din-i İslâm’dır.

Resmî dil: Osmanlıca’dır.

Halkın konuştuğu diller: Türkçe, Karamanca, Rumca, Ermenice, …olarak sıralanabilir.

Din kurumları: Müslümanlar için, camiler, tekkeler, zaviyeler, imam nikâhı salonları; Hıristiyanlar için kiliseler, manastırlar, ayazmalar; Museviler için sinagoglar.

Eğitim, öğretim: Sıbyan mektepleri, rüştiyeler, îdadîler, medreseler, yüksek öğrenim (Mekteb-i Mülkiye, Hendese-i Mülkiye, Sanayi-i Nefîse, Harbiye, Mekteb-i Kuzat ve de Konya Darülfünunu) Darülfünun yüksek lisans araştırmaları da yapar. Örneğin: ‘Maliyemize Düyun-u Umumiye desteği’, ‘Amerikan Mandası ve Halide Edip Hanım’ gibi tezler yayınlanır.

Yazı: Arap elifbası’dır.

Giyim-kuşam: Kanunî mecburiyet olmasına rağmen fes, gençler arasında fazla revaç bulmamakta, ancak bu millî (!) serpuş, resmî zevat tarafından kullanılmaktadır. Kadınlarımız, Şeyhülislâm’ın fetvası mucibince giyinmekte ise de bu emri dinlemeyen bazı zındıklar mevcuttur. Erkekler istanbulini terk ederek setre pantolonu tercih eder duruma gelmişlerdir. Ulema, özel kıyafetleri, sarık ve entarileri ile, papazlar ve hahamlar, özel başlıkları ve cüppeleri ile dolaşabilmektedirler.

Ordu: Erkân-ı Harbiye-i Umumi Riyaseti. Kara kuvvetleri: Bir ordu kumandanlığı emrinde 3 kolordu, 9 tümen (piyade, topçu, tank,… alayları). Deniz kuvvetleri: Padişah Efendimiz emrinde Haliç’te demirli bir firkateyn. Hava kuvvetleri: 12 jet.

Komşular: Doğuda Ermenistan ve Kürdistan; batıda Boğazlar Komisyonu ve Yunanistan; kuzeyde Pontus; güneyde Suriye. Antalya bölgesi 2. Dünya Savaşı’na kadar İtalya toprağı olmasına rağmen, Osmanlı’nın 2. Dünya Savaşı’nda müttefikler yanında savaşması ve savaştaki yaralılıkları dikkate alınarak, bölge ‘Düvel-i Muazzama’ tarafından Osmanlı Hanlığı’na verilmiş, Osmanlı’nın Akdeniz’e çıkışı sağlanmıştır. Ancak bu bölge silâhsız bir bölge olup dünya turizminde söz sahibi olmaya başlamıştır.

Nasıl, beğendiniz mi? Padişahım çok yaşa.

Yayın Tarihi : 23 Kasım 2008 Pazar 12:28:02


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Teoman Törün IP: 85.103.118.xxx Tarih : 24.11.2008 14:34:34

Aman, Sayın yazar, bu senaryo ile mübarek mürtecilerimizin ağızlarını sulandırıyorsunuz! Harika bir gelecek beklentisi. Kukla da olsa, bir Devletlû Hünkârımız, Halife-i Rûy-i Zeminimiz olacaktı ya...


Yılmaz Ergüvenç IP: 85.96.208.xxx Tarih : 26.11.2008 12:05:02

Teoman Dostum. Bu yazı ile ağızları sulanacak gericiler, İç Anadolu'ya sıkışmış bir Osmanlı Devleti'nin, Van'da, Diyarbakır'da, Trabzon'da elçilikler, Adana'da, Antalya'da, Edirne'de ve İzmir'de konsolosluklar açması gerekeceğini, XXI. yüzyıla, eski yüzyıllardan kalmış bir yaşam biçimi ve kafası ile ve de hiçbir Müslüman ülkenin saymadığı aciz bir halife ile gireceklerini hiç düşünmezler mi acaba?