27
Ocak
2026
Salı
ANASAYFA

Bakû’de Kültür Sarayı

Geçen ay içinde Azerbaycan’ın başkenti Bakû’de ‘’Haydar Aliyev Kültür Sarayı’’nın açılışı yapıldı. Tasarımda ünlü mimar Zaha Hadid ofisinden Kıbrıslı Türk kardeşimiz Saffet Kaya Bekiroğlu’nun büyük katkısı ve emeği var.

 

Fotoğrafta da gördüğünüz gibi, sanki Nâzım Hikmet’in ‘’Devrilen bir atın sırtından inip, şahlanan bir ata biniyor kayık’’ şiirindeki Bahr-i Hazar’ın azgın dalgalarıyla yarışan formuyla müthiş bir eser. En önemli yanı ise klâsik formları tekrar etme gafletine düşmemiş olması. Öyle zannediyorum ki, bundan sonra kentin simgesi olarak anılacak.

Demek ki yurdumuzda politik yönlendirmelerle, gerek dînî, gerekse sivil mimarîde çoğunlukla orijinal ve özgün eserler yaratamayan mimarlarımız, sanata müdahale etmeyen bu ve bu gibi ülkelerde hârikalar yaratabiliyorlar.

 

İnşa edilen ‘’Haydar Aliyev Kültür Sarayı’’, mimarînin geleneksel tasarım metodu olan aksiyel konstrüktif sistemlerin dışında projelendirilmiş bir eser. Yeni mimarîde, tasarım çizimlerinde güçlük çekilen, ancak bilgisayarla kolayca yaratılabilen sonsuz geometrik şekiller, mimarın hayallerini ekrana yansıtabilmektedir.

101 bin metrekare alanı içeren kültür merkezi, konser ve konferans salonları, kütüphane, müze, sanat galerileri, medya merkezi, geniş fuayeleri ve dış mekândaki yapay gölüyle ilginç bir kompozisyon oluşturuyor.

 

Azerbaycan, etnik kimlik açısından Türk’tür, kardeşimizdir. Azerbaycanlı (Âzerî) olmak politik kimliktir. Siz, AKP yanlısı bir profesörün ‘’Aslında Türk yoktur’’ sözüne îtibar etmeyin. Yine de bir açık kapı bırakalım. Hocanın belki de dili sürçmüş ve safkan Türk yoktur demek istemiştir. Bu küresel ortamda artık safkan Eskimo kaldığı bile şüpheli. Ne var ki Türk ulusu vardır ve her zaman var olacaktır. Bugünkü anlayışımızla Türk, kan analizleri ve DNA testleriyle ve de yedi ceddini saymakla değil, etnik kimlik açısından Türk olduğunu hisseden, Türkçe konuşan ve yazan, Türk kültürünü benimseyen ve Türklüğü ile iftihar eden insandır.

Anadil konusunda ‘’anamızın söylediği ninni ile büyümek’’ diye bir tâbir vardır. Peki, annesi İngiliz, Fransız, Alman, … olan çocuklar Türk ve de dilleri Türkçe değil mi? Bu gibi birçok arkadaşım oldu. Hiçbirinin Türklüğünden ve Türk dilinden tâviz verdiğini anımsamıyorum. Bu kafa ile gidersek padişahları da mı Türk saymayacağız? Türklük, Türk dili beraberinde bir ülkü ve kültür birliğidir. Neyse, geçelim.

Keza, Âzerî lehçesi, Oğuz kökünden gelen bir Türk lehçesidir. Azerbaycan, Kuzey Kafkasya, Nahcivan, Gürcistan, Horasan ve İran Azerbaycan’ında 15 milyonu aşan sayıdaki insan tarafından konuşulur.

Bu lehçede, bizim ‘’a’’ sesi içeren sözcüklerimiz ‘’geniş e’’, ‘’k’’larımız ‘’g’’ şeklini alır. Vatan = vetan, fakat = fegat, hakikat = hegiget gibi. Sovyet rejiminden kurtulduktan sonra ‘’Kiril’’ alfabesi terk edilmiş, ‘’Lâtin’’ alfabesine geçilmiştir. Alfabede, Türk abecesi dışında, fazladan Qq, Xx ve klavyemde bulunmayan ve ‘’e’’yi ters yazan, ‘’geniş e’’ sesi veren harfler yer alır. Yalnızca İran Azerbaycan’ında Arap elifbası geçerlidir. ‘’Az TV’’yi açarsanız, bir süre sonra alışır, yazıları ve konuşmaları anlamakta fazla güçlük çekmezsiniz.

‘’Meclîsî’’ olarak ifade edilen mûsikî makam ve usulleri de bizim alaturkaya çok yakındır. Komünist rejimde gelişen, bu makamlarla polifonik senfoni ve operalar besteleyen bestecileri vardır ki bizler henüz bu seviyeye erişemedik. Mimarlık alanında da bize fark attıklarını yukarıda gördük.

Bakû, şehircilik açısından gelişigüzel büyüyen kentlerden değildir. Güzel korunmuş sâhilleri, muntazam yolları, bisiklet parkurları, parkları, heykelleri, plâjları ile muntazam bir şehirdir. Mimarî açıdan eski eserlerinde İran etkisi baskındır. Komünist dönem öncesinde, özel sektörün petrole sahip olduğu dönemde, Fransa’dan getirtilen mimarlara çizdirilen ve Paris yapılarını andıran mimarlık eserleri nedeniyle bu gibi eserlerin toplandığı kartiye ‘’Küçük Paris’’ olarak anılır.

Bugünkü yapılaşmada çağdaş mimarlık tasarımlarına ve çağdaş sanat konularına bize nazaran daha fazla değer vermekteler.

Yapı sektörü ve sanat hareketleri, içine dönük, sadece kendi değerleriyle öğünen değil, görüş ufkunu dünyaya çeviren bir politika gütmektedir. Bu tutumuyla mimarlık alanındaki son atılımları, bize nazaran kat be kat daha fazla gelişme göstermektedir.

Haydar Aliyev Kültür Merkezi, bu anlayışın son örneği olmuştur.

yerguvenc@gmail.com
 

Yayın Tarihi : 12 Aralık 2013 Perşembe 11:04:06
Güncelleme :13 Aralık 2013 Cuma 11:29:09


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
yasar ertas IP: 5.61.150.xxx Tarih : 9.12.2013 17:08:52

Resimlere bakiyorum iste bu diyorum. Daha´nin iyiside gelsin memleketimdede yapilsin diyorum, Cok arzu ediyorum. Yapilmasi icin , para var, bu isleri yapacaklar var, her ne hikmetse bir türlü olmuyor. Sizinde belirtiginiz gibi, "Gerek dini gerek sivil mimaride orijinal ve özgün eserler memleketimde yaratamayanlar bu ve bu gibi yerlerde yaratabiliyor" Aslina bakilirsa. millet olarak her konuda diger milletlere bakilarak sahsi kisisel vasiflarimiz cok cok iyidir. Iste bu vasiflari yönetecek yöneticilerimiz ya sahsi menfaat lerine göre ya yanlis yönetmelerine göre yönetmelerinden, bu kisiler memleketimde bir sey yapamaktadir. Yapmaya kalksada gücleri engellenmektedir. Türklük konusu havanda su dögmek gibi bir konudur.Ortaya koyarsin bir havan icinede su hadi buyrun dögün bu suyu demeye kalmaz bu is icin gönüller dolarmi dolar. Sonrada otur kenardanda, seyret cümbüsü gibi bir sey olur. Netice, sonuc elde var sifir. Yakin tarihe bakilirsa her milletin vardir bir soyu sopu ve kökü. Uzak tarihlere bakilirsa, Adem`e Havva`ya gidermi gider. Simdiki zamanda ulasim iletisim teknik tanisma dünyada varmi var. Bu varlikta eskimolu ile avrupali ile asyali ile vs.evlenen karisan varmi var. Iste bu varliklarda esasa temel insan olmaktir, sonrada hangi memleketin bayragi nüfüsu altinda isen o sun demek gerek. Bunuda derken asiri islemek ayirimcilik etmek fayda yerine zarar getirirmi getirir. yakin tarihlerde dünyada bunlarin örnekleri varmi vardir.Tam hatirlayamiyorum dinimi ilmimi dillerin olusmasi miletlerin ayrilmasi bir tarihlerde olusmus. Simdiki zamandada birlesmeye dogru bir gidis varmi var. Bu gidisat basarili olurmu olmazmi ayri konu.(Bu gidisatta giderken iyi imkanlarca gidilmektedir ne ölümler ne öldürmeler bir kere yoktur) Insanlikca insanlik kusaginda birlesimleri hangi kusak görecek beklesinler görsünler. Ümit dünyasindan yakinda olurmu olur. Olursa hep beraber Bekleyelim görelim. Aydin ilerlemis memketler bu tezi uygulamaya baslamistir ücüncü dünya ülkeleri bunun zitti ben türküm ben kürdüm aralarina sinir düsmalik ölümler sokmaktadir. Sonrada ölen birilerinin ve kanlarinin üzerine bir irk bir bayrak bir vatan yaratmakta cabasindadir Yaratanlar var olsa bile bu yaratilisin icinde birbirlerini yeme vardir. öldürme vardir. Insanligin ilk kurali yasam hakkidir.Bu kurali her kisi bilir fakat bu kurali her ne hikmetse es gecer geceriz.