Bilim ve teknolojinin her geçen gün daha da ilerlediği ve de dogmaların ve körü körüne kabullerin yerini akılcılığa bıraktığı, hukukun üstünlüğü ve düşünce özgürlüğünün önemli insan hakları olarak kabul gördüğü yüzyılımızda, böylesine önemsiz bir konuda yazı kaleme almanın benim için ne derece zül olduğunu takdir eder misiniz, bilmiyorum.
Elektronik iletişimin, nano teknolojinin, genetik bilimin, uzay gizeminin gün be gün aydınlığa kavuşmasını göz ardı ederek bir incir çekirdeğini doldurmayacak konulara yönelmemiz, sanki ‘’to be or not to be’’ gibi önemsediğimiz, kadın başının örtülmesi veya örtülmemesini tartışma konusu yapmak ne derece akıl kârıdır acaba? O şuna inanıyormuş ve başını örtüyormuş, öteki çağa uymuş ve serbest giyim kuşamı seçmiş bana ne, size ne? Her halde 50 yıl sonra Meclis tutanaklarını ve basını inceleyecek tarihçiler bu günlerimize kahkahalarla gülecekler.
Başbakan, her zamanki gibi halkına ders veriyor, ‘’Baş örtmek dînimizin emridir’’ diyerek âdeta bütün Müslüman kadınlarımızı başlarını örtmeye dâvet ediyor. Beri yanda Diyânet İşleri Başkanı, ‘’Erkeğe küpe mekruh, döğme câiz değil’’ diyerek gençlerin özgür yaşamına yön vermek istiyor.
Yüzyılımızda bir kadının başını örtmesi veya örtmemesi, bir gencin özgür giyimi bu derece önemli bir konu mudur?
Kadınlarımız Orta Asya’da giydiği başlıktan dışarı taşan saçlarını uzatır ve saç örgüsü yaparlardı. Bu gelenek Müslüman Anadolu Selçuklularında da devam etmişti. Yerleşik kesimde Türkmenlerde ve Yörük aşîretlerde kadın, başını, saçını kısmen açık bırakan oyalı yazma örter, özel günlerinde altın alınlık takardı. Bu örtü, günümüz kırsal kesimlerinde devam etmektedir. (‘’Oyalı da yazma başında’’ türküsünü ve ‘’Al yazmalım, servi boylum’’ eserini anımsamadan geçemedim.)
Osmanlı’da Mûsevî, Îsevî ve Muhammedî tebaanın birbirlerinden ayrılması için özel giysiler emredilmişti. Kadınların örtünme ve başlarını kapatma âdeti, Hıristiyanlıkta da vardı. Ama onlar örtünmeyi Orta Çağda bıraktılar, sadece râhibeler simge olarak örtünmeye devam ettiler. Osmanlı’da şeriat fetvâları ile 12-13 yaşlarına, büluğ çağına gelen kız çocukları çarşafa sokulur, bazı kadınlar peçe ile yüzlerini örter, üst düzey beylerin hanımları ise rengârenk ferâcelerle örtünmeyi tercih ederlerdi. Ne var ki dönem, Ortaçağ ve sonrası dönemleriydi.
XIX. yüzyılda Osmanlı’nın Batılılaşma hareketi ile İstanbul’da ve İzmir gibi Batı kültürüne yakın kentlerimizde Avrupa giyim tarzını benimseyen aileler oluştu. Osmanlı hânedanı dahi çağdaş giyimi benimsedi. Son Halife Abdülmecid Efendi’nin kızları ile çektirdiği fotoğrafa bakarsanız, kızların tesettür bir yana, tam bir Batılı gibi giyindiklerini, başlarının açık olduğunu görürsünüz.
Cumhuriyet döneminde solunan çağdaş ortamda, Ankara, İstanbul, İzmir’le beraber Anadolu kentlerinde yaşayan bürokrat hanımları ve onlardan örnek alan yerli eşraf hanımları çağdaş modaya uygun giysiler ve açık başla dolaşmayı benimsediler. Yasaları ve yaptırımlarını dönemlerinin şartlarına göre değerlendirmeyen bir kısım yazara göre ‘’Gardırop Atatürkçülüğü’’ olarak nitelendirdikleri, 1925 tarihli Kıyafet Kanunu, ‘’Türkiye devleti nezdinde memur bulunanların kıyafetleri beynelmilel mer’i adetlere tabidir’’ demiş, ama kadınların kıyafetlerinden söz etmemişti.
Ne var ki bu giyim-kuşam devrimi, kırsal kesimlere ulaşamamıştı. Sadece büyük kentlerde hizmet sektöründe çalışan kadınlar, geleneksel örtülerinden vaz geçmemekle beraber, okullu çocukları kentli gibi giyinmeye özen gösteriyorlardı.
Kentlere göç olgusu, kent nüfuslarında anormal artışlara neden oldu. Köylüler çoğunluk, kentliler azınlık durumuna düştüler. Kentin cadde ve sokaklarında dolaşan insanların fiziksel görünümleri değişime uğradı. Yeni kentli olmuş erkekler, takım elbise, gömlek ve kravat gibi çağdaş giysiler giyiyorlar, yalnızca badem bıyıkları ve davranışlarıyla çağdaş görünümden ayrılıyorlardı. Ne var ki bu tip erkekler, karılarının, kızlarının ve kız kardeşlerinin giysilerine karışıyor, onlara baskı uygulayabiliyorlardı.
Yeni kentli olmuş tutucu ailelerin örtülü kızları, büyük kentin olanaklarından yararlandılar, zaman içinde avukat, doktor, mühendis gibi meslek sahibi oldular. Bu meslekler beraberinde toplumda seslerini yükselten, TV’lerde tartışmaya katılan, yüksek kültürlü yazarlar yetişti.
İşte dananın kuyruğu burada koptu. Başörtülü kadınları alt sınıflarda görmeye şartlanmış eski kentliler, bu eğitimli ama başları örtülü kızları görünce şoke oldular. Ne var ki akan suyu bir barajda belli bir düzeye kadar tutabilirsiniz. Biriken su, bir süre sonra taşacak ve mecrasını bulacaktır.
İş bu kadarla bitmedi. İslâmî burjuva sınıfının yükselişi ile Mehmed Şevket Eygi’nin isabetli bir deyimi ile ‘’süslümanlar’’ (süslü Müslümanlar) zuhur etti. Zengin muhafazakâr kesimin bazı hanımları, uzun etekleri, parlak ipek bluzları, sivri topuklu kırmızı ayakkabıları, nev icat sıkma baş türbanları ve sürmeli gözleriyle, 4 x 4 Jeeplerinde kentin bulvarlarında arz-ı endam eylediler. Bu abartılı ve rüküş moda, cinselliği saklamak bir yana, gizemliliği ile cinselliği çağrıştırsa da çağa uyma, bir nevi adaptasyon olarak yorumlanabilir.
TBMM çatısı altındaki seçilmiş ve bundan sonra seçilecek sıkmabaş hanım milletvekillerine gelince. CHP türbanlı milletvekillerine karşı çıkmayarak AKP’nin şutunu ofsayda düşürmüş oldu. Kadın milletvekillerin pantolon giyebilmeleri için tüzük değişikliğine yanaşmayan AKP, bu kerre tüzüğü takmadı. Fena mı oldu? Kanımca iyi oldu.
Meclisimiz, milletin temsilcilerinden oluşuyorsa, hanım milletvekillerinin de başörtülü-başörtüsüz, etekli-pantolonlu kıyafetlerini doğal karşılamak gerekmez mi?
Bazı yazarlara göre Türkiye, rotasını adım adım Ortaçağ karanlığına yönelten bir ülke. Bu yazılanlara ve söylenenlere îtibar etmek istemiyorum. Önümüzdeki günlerde, bilim, kültür ve sanatta ilerleyeceğimiz gibi, sosyal yaşamımızda da, davranışlarımızda da, giyim kuşamımızda da çağdaşlığı yakalayabileceğimize inanmak istiyorum.
Gün ola harman ola…
Hâmiş
Genellikle mimarlık yazıları yazan, politik konulara olabildiğince îtibar etmeyen yazarınızı da sonunda çileden çıkardınız ya, âferin size.
yerguvenc@gmail.com
Meşhur sözdür: aklın yolu birdir denir. Gerçekten de öyleymiş. Aynı günde baki , siz ve ben aynı konuyu ele alarak işlemiş, ortaya da son derece uyarıcı, öğretici bir sonuç çıkmış. Sizde olayı son derece yerinde görüşlernizle dile getirmişssiniz. Kuşkusuz anlayana...
Ele aldığımız memleketin kanayan yarası topluma nasıl yansır, işte onu bilemeyiz. Aydın olmak, aydınlanma felsefesinden geçmek ayrı bir şey... Her kula nasip olmaz.Sevgilerle...
Sağduyuyu yansıtan beyanlar nereden gelirse gelsin; başımız üstünde yeri var. İşte, mesele bu yazıda anlatılanlar kadar basit. Dünya ve Türkiye (hızlı ya da ağır) gelişme yolunda. Neden korkuyoruz?
o öyle bu böyle benim kafada topuna birden giyim diyorum bunu modada noktaliyorum moda diyorum moda Kadar cirkin bir seyde ben tanimiyorum (tarihlerdeki giyimlere bakalim ne komik diyenler vardir birakalim tarihi simdiki yasamimizda yasli olanlar gencliklerindeki giyimlerine resimlerede bakarak ne komikmis diyorlar ama o zamanki duygu Larini birde düsününce acaba ne diyorlar eski yeni bu moda giyinme var acaba diyorum bu bir giyim modasinda bir rekabet hep vardir bu rekabet taa kalu beledan beri var gibime geliyor biz lerde bu kalü beladan var olani her yönde kulanarak yola devam etmekteyiz bir örnek yol siysetciler bile bunu kulanarak oy derdindeler baska türlü oylari almakta mümkündür her halde biz o Zamana gelemedik buna ragmen sizin bu güzel anlamli cümleniz chp akp.yi ofsadda düsürdü buna birde chp.nin bas örtü konusunda kavgasiz itirazsizca efendilikle hal ve hareketleri eklenince bir güzellik olmus güzelliklerle hedefe ulasilmistir o Zamana gelemedik dememle izah etmek bekledigim budur bunun bir baslangic sayiyorum oylari güzelliklerlede ve bazi iyi manevralarlada alinacagina inaniyorum yazarimizin ofsad sözü icinde tesekkürler anlayana saz anlamiyana davul zurna az
Sayin törün yorumuzu okudum hani yani yakinimda olsaniz ver su elinizi öpeyim diyesim geldi saygilarimi sunar ellerinizden uzakta olsa öperim dünya türkiye agir veya hizla gelismektedir ne güzel bir cümle yazmissiniz gelisirken bazen daralmalar sorunlar olacaktir daraldik diye hurra lara meydanlara gerek yok bu darliklardanda elbet ayirlisinla cikilacaktir iste bu hayirli cikislari avrupa cok güzel uyguluyor Berlin duvari kaldirildi iki zit blok birlestirildi bir kisinin ne burnu kanadi ne biri birisini öldürdü islam alemine lütfen bir bakalim Adam allah yoluna sehit olurum veya öldürüm diyor öldürmeye kalksa bir duraklama yapsa birileri yandan öldür öldür diye adami tetikliyor ki böyle durumlar su anda veya ortada ortada fol yok yumurta yokken sizinde yazdiginiz gibi NEDEN KORKUYORUZ ki biz millet olarak tarihinden hep Gurur duymus milletiz gecmiste biz ne daralmalar gördük hep ciktik ama simdiki zamanda daralmanin D "si yok bu halde biz neden korkuyoruz