4
Şubat
2026
Çarşamba
ANASAYFA

Bir İsviçre Gezisinden İzlenimler (I)


2008 Ekim ayının son haftasında 10 gün kadar Strasbourg’da kaldık. Avrupa Parlamentosu, Konseyi, Enstitüleri ve İnsan Hakları Mahkemesi ile Avrupa’nın önemli bir merkezi durumuna gelen ve de İll Irmağı’nın Ren nehri ile birleştiği delta üzerinde kurulu bu liman kentinin özelliklerinden ve güzelliklerinden evvelki bir yazımda bahsetmiştim. Fransa’nın sınırında bir Orta Avrupa kenti olan Strasbourg, bu konumu ile Almanya ve İsviçre’nin birçok kentine kapı komşusu mesafesinde bulunmaktadır. Avrupa Birliği’ne dâhil ülke sınırlarında gümrük ve pasaport kontrolü gibi işlemler kaldırılmış, her ülke vatandaşına serbest dolaşım hakkı tanınmıştır. Bizler de Strasbourg’dan Almanya’ya geçişlerimizde bu hakkı rahatlıkla kullandık. Öyle ya, yabancı da olsanız mademki bir ülkeye girebildiniz, diğer bir AB ülkesine de girerken hiçbir ayrımla karşılaşmamamız çok doğaldı. Ancak İsviçre, Avrupa Birliği üyesi olmadığından İsviçre’ye geçişimizde karşılaşabileceğimiz formalitelere hazırlıklı olarak, pasaportlarımızı cebimize yerleştirdik. Buna karşın, ulaştığımız ilk İsviçre kenti olan Basel girişinde hiçbir formaliteye tâbi olmadan kendimizi İsviçre’de bulduk. Girişte sadece iki polis, arabamızı uzaktan seyretmekle yetindi. Bunda kızımın arabasındaki Fransız kor diplomatik plâkanın etkisi oldu mu bilmiyorum. Artık ilk menzilimiz Cenevre idi. Programımıza göre bir gece Cenevre’de kaldıktan sonra, ertesi gün Lozan’ı görecek, yola devam edecek, geceyi Montrö’de geçirdikten sonra Alpler’in ilginç yerleşimi Gruyére’den sonra Strasbourg’a, dönüşe geçecektik.

Leman Gölü'nde Cenevre'nin simgesi fıskiye


Cenevre (Genéve), Leman Gölü’nün batı ucunda ve Ron (Rhone) nehrinin göle döküldüğü yerde, Alpler’e geçit veren yolların üzerinde kurulmuş bir kent. Eski kent dokusu üzerinde, Ortaçağ’dan beri sapasağlam duran evler, XVII. ve XVIII. yüzyıl sarayları, katedral ve kiliseler ve de tarihî belediye binası yer alıyor. Saint Pierre katedrali 1160-1232 yılları arasında Romanesk üslûpta inşa edilmiş. XVI. yüzyılda ilâveler yapılmış, XVIII. yüzyılda cepheleri tekrar elden geçirilerek değişik üslûplarla eklektik bir görünüm almış. Belediye binası, XV. yüzyılda Kent Parlamentosu olarak inşa edilmiş bir yapı. Bu yapının dış cephesinde de XVIII. yüzyıl seçmeciliğinin izleri görülüyor. Büyük tiyatro – opera binası, Paris operası örnek alınarak, 1879’da inşa edilmiş neoklâsik bir yapı. Kent rehberinde Cenevre opera ve balesinin Dünya düzeyinde performans sergilediği ifade ediliyor. Rhone ve Leman Gölü’nün ayırdığı iki yakayı birbirine bağlayan köprülerden en önemlisi olan Mont Blanc Köprüsü 1815’te inşa edilmiş. Bu köprü üzerinden Cenevre’nin sembolü olan ve gölün içinden 70 metre kadar yukarıya yükselen fıskiyenin seyrine doyum olmuyor.

Cenevre, İsviçre’nin en önemli saatçilik, kuyumculuk, bankacılık merkezi olması yanında uluslar arası birçok örgüt merkezlerinin de toplandığı önemli bir kenttir. Birleşmiş Milletler (UN) buradadır. Keza Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) de burada, Cenevre’de bulunuyor. Liman çevresine yerleşmiş büyük bankalar, saat ve kuyum merkezlerinin teşhir vitrinleri ve bina üzerlerine yerleştirilen marka sembolleri ve isimleri ile dikkati çekiyor. Rolex, Piaget, Patek Philippe, Vacheron Constantin, Baume&Mercier, Longines gibi klâs saatlere, Chopard, Bulgari, Bucherer gibi klâs kuyum markalarına ait binalar, sahil boyunca sıralanıyor. Eski kentin güneyinde modern binaları, geniş bulvarları ile çağdaş Cenevre uzanıyor. Kentte 20 kadar müze var. Modern Sanat, Doğa Tarihi, Bilim Tarihi, Etnoğrafya, Voltaire müzeleri ve daha birçok müze yer alıyor. İngiliz Bahçesi (Jardin Anglais) içindeki hafif meyilli bir düzlükte, kadran ve rakamları 6500 çiçekten oluşan, sadece akrep, yelkovan ve saniye kolları metal olan bir büyük saat var. (Bu saati merhum Ağa Ceylan görmüş, beğenmiş, Kanlıca’daki villasının bahçesine aynısını yaptırmıştı.)

Lozan Konferans görüşmelerinin yapıldığı Beau-Rivage (Borivaj) Oteli


Ertesi gün yola çıktığımızda hedefimiz Lozan kenti idi. Lozan (Lausanne), Leman Gölü’nün kuzey kıyısında, hafif meyilli bir tepe üzerinde kurulmuş güzel bir kent. İlk kuruluşunda, göle nâzır tepe üzerinde XII. yüzyıla tarihlenen piskopos – prens şatosu, katedrali ve çevresindeki yapılarla korunmalı bir yerleşimdi. Kent, XIX. yüzyıldan sonra gelişmiş, ticaret, bankacılık, sigorta ve sosyal örgütler merkezi olmasının yanı sıra, kıyı boyunca sıralanan lüks otelleri ile de önemli bir turizm merkezi durumuna gelmiştir. Bir Türk olarak, Lozan’ın bizler için müstesna bir yeri ve önemi vardır. Esasen Lozan’ı görmemizdeki ana amacımız, yakın tarihimizin en önemli dönüm noktası olan Lozan Barış Antlaşması’nın oluştuğu yerlerde dolaşmak ve o günleri hayalimizde yaşatmaktı.

Hey gidi günler hey… Etliye-sütlüye karışmayan Sultan Reşat, yakayı Harbiye Nazırı Enver Paşa’ya kaptırıyor. Osmanlı, ‘damad-ı şehriyâri’ Enver Paşa’nın yanlış politikası ve emr-i vâkisi ile kendini I. Dünya Savaşı içinde buluyor. Uzun savaş yılları. Yenilgi ve Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918). Vatan parçalanıyor; kapanın elinde kalıyor. İtilaf devletlerinin (İngiltere, Fransa, İtalya) teşviki ile Yunan, İzmir’e çıkıyor (15 Mayıs 1919). Mustafa Kemal Paşa, maiyeti erkânı ile Samsun’a ayak basıyor (19 Mayıs 1919). Ulusal kurtuluş hareketini örgütlemeye başlıyor. Erzurum (23 Temmuz 1919), Sivas (4 Eylül 1919) Kongreleri. Ankara’da TBMM’nin açılışı (23 Nisan 1920). Yunan ordusu mütareke şartlarını da aşarak Ankara’ya doğru adım adım ilerliyor. Osmanlı kurtuluş hareketine cephe alıyor. Osmanlı, İtilaf devletleri ile Sevr Antlaşmasını imzalıyor (10 Ağustos 1920). Anadolu’da seferberlik; İnönü, Sakarya Savaşları, Büyük Saldırı (26 Ağustos 1922) ve Dumlupınar zaferi (30 Ağustos 1922). İzmir geri alınıyor (9 Eylül 1922). Mudanya Mütarekesi (11 Ekim 1922). Bütün bu mücadeleler ve gelinen mutlu son, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın eseri. Diğer paşalar, ne Kâzım, ne Rauf, ne Refet, ne Ali Fuat, ne de diğer 2. ve 3. adamlar, böylesine bir örgütlenmeyi gerçekleştirebilecek kapasitede ve de Atatürk gibi geniş ufuk sahibi kimseler değiller. Mustafa Kemal, bu ülkeye Tanrı’nın bir lûtfu.

Lozan Palas. Odalara çıkan merdiven. İnönü acaba bu merdivenden kaç kere indi çıktı?


Galiba biraz uzunca bir hatırlatma yaptık. Şimdi gelelim Lozan Barış Antlaşması’na: Konferansa TBMM Hükümeti ile beraber Osmanlı Hükümetini de davet ettiler. Ancak, gaflet, dalâlet, hıyanete bulaşmış Osmanlı Hükümeti, milleti temsil etmeyen, hiçbir işlevi kalmamış bir sözde hükümetti. Avrupa, yeni Türk devletinin doğuşuna tanık oluyordu; davetin üzerinde fazla üzerinde durmadılar, TBMM Hükümetinin Türk milletinin tek temsilcisi olduğunu kabul ettiler. Bu arada İngiltere’de savaş yanlısı Lloyd George kabinesi düşmüş, barış yanlısı Bunarlow kabinesi iktidar olmuştu. Ancak konferansa gelen Dış İşleri Bakanı Lord Curzon bir demir leblebi idi. Türk heyeti, İsmet Paşa (İnönü) başkanlığında Dr. Rıza Nur, Hasan Saka, Münir Ertegün, Hikmet Bayur, Fuat Ağralı, Şükrü Kaya, Cavit Bey, Ruşen Eşref, Yahya Kemal’den oluşuyordu. Nasıl, heyeti beğendiniz mi? İsmet Paşa gibi askerlikten gelmiş, henüz politik deneyi olmayan, ama inatçı ve kararlı bir başkan var. Ruşen Eşref gibi bir edip, Yahya Kemal gibi bir şair, Münir Ertegün gibi geleceğin bir diplomatı, Hikmet Bayur gibi geleceğin bir politikacısı, Hasan Saka, Fuat Ağralı, Şükrü Kaya gibi geleceğin bakanları olduğu gibi Dr. Rıza Nur gibi bir müfteri de var. Cavit Bey ise eski bir İttihatçı ve Osmanlı’nın Maliye Nazırı. (Atatürk’e suikast davasında idam edileceklerden biri) Konferansı Türk gazetecilerinden Hüseyin Cahit (Yalçın) ve Velid Ebüzziya takip ediyor. Konferans Mont Benon Gazinosu’nda açıldı (20 Kasım 1922). Açılış töreninde İtalya Başbakanı Mussolini ve Fransa Başbakanı Poincaré de bulunuyordu. (Bu gazinoyu Lozan’da bulamadık. Ama bizim heyetin konferans süresince ikamet ettiği Lozan Palas (Lausanne Palace) Oteli’nin lobisinde epey vakit geçirip fotoğraflar çekerek İsmet Paşa rahmetliyi hayırla andık.) Konferans Beau-Rivage Palace, Chateau d’Ouchy salonunda devam etti. Çok çekişmeli geçen, bir ara dağılıp (7 Şubat 1923) tekrar toplanan (24 Nisan 1923), sonunda bizim açımızdan artı ve eksi yanları ile karara bağlanan bir konferans oldu. Alınan kararlar hakkında burada ayrıntıya girmek bu yazının sınırlarını aşar. Şu kadarını söyleyelim ki, konferansta Musul bölgesi dışındaki sınırlarımız belirlenmiş, Türkiye-Yunanistan arasında nüfus mübadelesi yapılması kararlaştırılmış, kapitülasyonlar kaldırılmış, Osmanlı borçları kabul edilmiş, kabotaj hakkı tanınmış, azınlıkların statüsü belirlenmiş, Boğazların itilaf devletlerince boşaltılması, ancak askerden arındırılarak Boğazlar Komisyonu yönetimine verilmesi gibi hususlar karara bağlanmıştır. Burada önemli olan husus, konferansın Türkiye’nin devletlerarasındaki hukuki yerinin tanımlanması ve de yeni Türk devletinin Avrupa tarafından tanınması ile sonuçlanmış olmasıdır.

Lozan Palas'ın lobisi. İsmet Paşa ve arkadaşları bu lobide oturdular.


Gel gelelim, I. TBMM’nin bazı milletvekilleri sonuçtan hiç de memnun değildi. Hükümetin bazı üyeleri de antlaşmanın imza yetkisini İsmet Paşa’ya vermek istemiyorlardı. Paşa meyustu ve ‘’Hükümetten teşekkür beklemiyoruz; işlerimizin muhasebesi millete ve tarihe bırakılmıştır.’’ şeklinde beyanat veriyordu. Bu durumda Mustafa Kemal Paşa, hükümetin vermesi gereken imza yetkisini, TBMM Reisi ve Başkumandan sıfatı ile çektiği telgrafla kendisi verdi: ‘’Kazandığınız başarıyı en sıcak ve samimi duygularımızla tebrik ederek, usulen imza edildiğinin bildirilmesini bekliyoruz kardeşim.’’ İsmet Paşa’nın yanıtı: ‘’Her dar zamanımızda Hızır gibi yetişirsin. 4-5 gündür çektiğim azabı tasavvur et. Büyük işler yapmış, yaptırmış bir adamsın. Sana bağlılığım bir kat daha artmıştır. Gözlerinden öperim pek sevgili aziz kardeşim.’’ şeklinde oldu (20 Temmuz 1923). Ve antlaşma Lozan Üniversitesi salonunda yapılan bir törenle imzalandı (24 Temmuz 1923). Antlaşmanın TBMM tarafından oy çokluğu ile de olsa onaylanmasından 6 hafta sonra İstanbul ve Boğazlardaki itilaf devletlerine ait kuvvetler topraklarımızı terk ettiler.

Lozan Barış Konferansı heyetimizin kaldığı Lozan Palas Oteli


Lozan Barış Antlaşması müzakerelerinin gerçekleştiği otelin isim ve adresini, heyetimizin kaldığı Lausanne Palace (Lozan Palas Oteli) resepsiyonundan öğrendik ve bulduk. Bize gösterilen ve Ouchy semtinde Quai de Belgique sahil yolu üzerinde bulunan otel, Beau-Rivage Palace (Bo-Rivaj Oteli) idi. Yemyeşil peyzaj içinde yer alan otel, neoklâsik üslûpta inşa edilmiş, fevkalâde lüks bir tesisti. Otelin cephesi, Leman Gölü ile gölün arkasındaki Alp Dağları manzarasına hâkimdi. Çocukluğumun İstanbul’unda bir Borivaj Gazinosu hatırlıyorum. İsmini bu otelden ve otelin tarihî misyonundan almış olmalı.

Bu arada İsviçre Konfederasyonu Başkanı Pascal Chochepin, bize güzel bir jest yaptı. Lozan Barış Antlaşmasının imza edildiği masa, bir törenle Ankara’da Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’e hediye edildi. Sayın Cumhurbaşkanı evvelâ teşekkürü unutup, hatırlatılması üzerine teşekkür ettiğine, bir türlü de masayı koyacak yer bulunmadığına göre, hediyenin pek de makbule geçtiği söylenemez.

Bundan sonraki yazımda geziye devam edeceğim.

Yayın Tarihi : 5 Aralık 2008 Cuma 12:46:18


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?