27
Ocak
2026
Salı
ANASAYFA

Bodrum artık eski Bodrum değil

Bodrum artık eski Bodrum değil. Eski Bodrum’un da antik Halikarnassos ve Petrium olmadığı gibi. Bodrum, zaten Cevat Şakir’in (Halikarnas Balıkçısı) sürgün edildiği balıkçı ve süngerci kasabası olmaktan çoktandır sıyrılmıştı. Kasabada kültür rüzgârları estiren Cevat Şakir, Azra Erhat, Sabahattin Eyüboğlu ve arkadaşlarının balıkçı teknesiyle başlattıkları ‘’mavi yolculuklar’’, artık değişik kültürdeki kişilerin lüks yatlarıyla yaptıkları mavi yolculuklara dönüştü.

Bodrum, artık yazlık devre mülk veya ikincil evler alabilecek mâlî düzeye erişen orta sınıfın Bodrumu da değil. Eskinin süngerci, balıkçı, zanaatçı Rumların ‘’sakız biçimi’’, tüccar Rumların ‘’kule tipi’’ evlerini, tarımcı ve hayvancı Türklerin ‘’musandıralı’’ evlerini taklit etmeye yeltenen mimarların sıra sıra ve üst üste dizdikleri, yapsatçıların ‘’villâ’’ diye sattıkları bu evlere artık eski sahiplerinin çocukları ve torunları da îtibar etmez oldu. Bu evler, yavaş yavaş yerlerini çağdaş dünyanın villâ, köşk ve malikâne mimarîsinin çizgilerine bırakıyor.

Harap türap Aziz Petrus Kalesini (Castle of St. Peter) restore ettiren Müzeler Genel Müdürü Kâmil Su, restorasyonunu yapan mimar Cevat Sezer, hiç yoktan dünyanın ikinci sualtı müzesini gerçekleştiren arkeolog Oğuz Alpözen’i acaba kaç kişi hatırlıyor? Hatırlamayı bir kenara bırakın, bu muhteşem kale-müzeyi gezen kaç yerli turist kaldı acaba? Gelen tatilcilerin, ait oldukları sınıflarına uygun düşecek ya plaj, ya beach-bar, ya manita, ya da mankenler dışında kültürel amaçları olan kaç kişi kaldı dersiniz?

Bodrum artık barda kavga çıkaran, zilzurna gezen, kafayı kazıtmış, çulsuz, holigan İngiliz turistini istemiyor. Bodrum artık komünizmden sonra nasıl sivrildikleri belirsiz, zengin, lüks yatlarıyla gelen Rus ve Âzerîlere ve de petrol zengini Arap turistlere kapılarını açıyor. Bu akıma önayak olan tesislerin başlıcası, Yalıkavak Palmarina oluyor. Palmarina, Türkiye’nin büyük ebatlı ve yüksek tonajlı yatları barındırabilen ilk marinası oldu. Dünyanın en lüks teknelerinin sıra sıra bağlandığı marinanın sık palmiyeli, çağlayan havuzlu, yeşil yollarında ve meydanlarında, kafe, restoran ve barlarında, birbirinden güzel, uzun bacaklı, sarışın Rus dilberlerine sıklıkla rastlayabiliyorsunuz. Ayrıca, Billioaire Club, Cipriani, Loft, Beluga, Dolce gibi dünya jet sosyetesinin âşina olduğu bar ve restoranlar, İstanbul menşeli Nusr-et, Kitchenette, Mezzaluna ve Yalıkavaklı Sait gibi lüks balıkçı ve yeme-içme mekânları, kafeleri, barları ile beraber, Brandroom ve Damas, Gilan gibi mücevher mağazaları da yer almış bulunuyor. Bu restoranlarda pahalı şaraplar eşliğinde yenen yemeklerde 5-6 kişilik bir masaya 15 bin lira hesap geldiği söyleniyor. En hesaplısından 2 kişilik ve içkisiz bir masadan, 500 liradan aşağı çıkılamayacağı da bir gerçek.

Ne derseniz deyin; Jefi Kamhi Beyin özene bezene inşa ettiği Yalıkavak Marina’daki o güzelim siyah-beyaz doğal taşlı ve kırmızı tuğlalı nonfigüratif kompozisyonlarla kaplanmış dış duvarlar yıkılmış ve yerine traverten kale duvarları inşa edilmiş. İnsanlara âdeta yüksek gelir grubuna mensup olmayanlar buradan içeriye girmesin diyen bir havaları var.

Yarımadada açılan AVM’lerin sayısı 30’u geçti. En son açılan Bodtum Avenue, Oasis’in pabucunu dama attırmış durumda. İçinde giyim-kuşam ve yeme-içme bâbında her tür yerli ve yabancı marka satan mağazaları bulabiliyorsunuz. Tabii bu sözüm bu işin meraklılarına…

Bu, altın kaplamalı madalyonun bir yüzü. Şimdi bir de madalyonun arkasını, bakır yüzünü çevirelim. Bodrum ilçe merkezinin 35 bin, yarımada kasabalarıyla beraber 130 bin kadar yerleşik (kış) nüfusu vardır. Bu nüfus, yaz aylarında bir milyona kadar çıkar. Bu yılki Ramazan (Şeker) Bayramında ise yarımada nüfusunun bir buçuk milyona ulaştığı tahmin ediliyor. Bu nedenle de altyapı epey zorlandı. Gerçi elektrik kesilmedi ama cep telefonları kaput oldu. Mumcular barajından gelen su, tepe yerleşimlerinde yetersiz kaldı. Kanalizasyon rögar kapağı deliklerinden çıkan tahammülfersa kokular bütün çevreyi sardı.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen kimse istifini bozmadı. Ne var ki iktisadın arz-talep yasası, her alanda hükmünü yürüttü. Kıyılardaki vasat kalitede balık restoranlarında aşırı fiyat yükselişleri yaşandı. Orta sınıf halkın devam ettiği içkili balık restoranlarında, normal günlerde adam başı 60-70 liraya çıkılabilirken bayramda fiyatlar adam başı 100-125 liraya kadar yükseldi. 25 kuruşluk domatesle yapılan söğüşün porsiyonu 20 liraya satıldı. Adisyonlara, yemediğimiz mezelerin de ilâve edildiğini gördük. Fiyatlara bir şey yapamadıksa da gözlüğümüzü takıp fazlalıkları sildirdik. Bu, yıllardır gittiğimiz âşina restoranda bizlere revâ görülen fiyattır. Bir de turist fiyatı vardır ki, her şey iki ile çarpılır; kazıkla kazıklayabildiğin kadar.

Hâlbuki 20 dakikada ulaşabileceğiniz Yunanistan’ın Kos (İstanköy) adasında iki misli fazla porsiyonlarda, uzo eşliğinde ve çok daha nefis, kaliteli mezeler ve deniz ürünleriyle bezeli masalarda ve de güler yüzlü servis eşliğinde keyfinizi sürerseniz, Bodrum’daki normal fiyatların yarısını ödersiniz. Yabancı turistin niçin adaları tercih ettiğini de anlarsınız.

İmkânınız varsa siz de Ege adalarına gidin ve Bodrum esnafının burnunu sürttürün.

Kimse kimseye de vatan haini falan demesin.


yerguvenc@gmail.com

Yayın Tarihi : 12 Ağustos 2013 Pazartesi 10:26:31


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?