Eski evlerdeki inşai ve mimari karakterler, bulundukları yörenin iklimi, arazinin düz veya engebeli oluşu gibi coğrafi özelliklerle beraber, halkın sosyal düzeyi ve gelenekleri ile şekillenen yaşam biçimlerine göre değişim gösterir. Evler, mimarlık mesleğinin diplomaya bağlanmadığı dönemlerde, her yörenin inşai ve mimari geleneklerini iyi bilen mahalli ustalar tarafından inşa edilirdi. Bu pragmatik üstatlar, inşaat ve ayrıntı bilgileri yanında geleneksel mimari stillere de aşina olan saygıdeğer kişilerdi.
Bu günün evlerinde yöre özelliklerine uygun mimari ve inşai karakterden söz etmek pek olası değil. Artık, Rize, Kayseri, Konya, Mersin gibi, gerek coğrafi, gerekse yaşam kültürü açısından değişim gösteren kentlerimizde, neredeyse birbirinin aynı apartman blokları dizim dizim diziliyor. (Galiba bu vesile ile bazı mimarlarımızın kulaklarını çınlatmış oluyorum. Ancak burada suçlu, mimarlar değil, mahalli kültürü dikkate almayan imar mevzuatı ve planları.)
Güney Ege ve Akdeniz evleri mimarisi de kendine özgü özellikler arz eder. Bu bölge evlerinde, bol yağış alan yörelerdeki gibi yağış oranları arttıkça dikleşen eğimleri olan çatıları göremezsiniz. Çatılar, genellikle teras damlardan oluşur. Keza, bol ve yakıcı güneş alan dış yüzeylerde koyu renkler yerine ışığı yansıtan beyaz renkler kullanılır. Sokaklar, motor trafiğinin olmadığı bir dünyada, bir insanın ve yanındaki yüklü hayvanın veya bir atlı arabanın rahatça geçebileceği endedir. Yüksek bahçe duvarları arkasındaki gölgeli avlular ve revaklar, insanlara açıkta ve özgür yaşam olanakları sağlar. Bu tip mimarinin, bu ve bunlar gibi birçok özelliklerini Bodrum evlerinde de görüyoruz.
Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı), ‘Mavi Sürgün’ yapıtında bakın ne söylüyor:
‘’Beyaz evler, cicibiciye özenmeyen kesin çizgilerden yapılmadır. Tertemiz kat kat badanalanır ve beyaz duvarları maviler mavisi gökleri, beyaz çizgileri ile ustura gibi keser… İtalya’yı gör de öl derler. Yok a canım, Bodrum’un kıyılarını gör ve yaşa.’’
Bodrum evleri, mimari planlama açısından üç ana kategoride gruplanıyor: 1/ Musandıralı ev, 2/ Sakız biçimi ev, 3/ Kule ev.
1/ Musandıra’yı TDK Türkçe sözlüğü, ‘Büyük kilerin içinde yüksek ve geniş raf veya yükün üst tarafındaki dolap’ diye tarif ediyor. Biraz dolambaçlı bir tarif. Çocukluğumdan kalan bir söylemle, yakıştıramadıkları birinin aldığı pahalı eşya veya giysi için, birazcık da hasetle ‘göçebe çadırında musandıra’ dendiğini hatırlıyorum. (Irkçı değilim, her halka saygılıyım; onun için deyimi değiştirerek göçebe sözcüğünü kullandım.) Musandıra deyiminin bir ev tipi için kullanımı acaba nereden kaynaklanıyor? Bu evlere yüksekçe tavanlı ve mutfak olarak kullanılan ocaklı mahalden girilir. Ocak yanında ‘yunmalık’ denen gusülhane vardır. Oturma ve yatak yeri, yılan çıyandan korunmak üzere ahşap merdivenle çıkılan yarım kattadır. Katın altında kalan boşluk odun deposu ve kiler olarak kullanılır. Musandıra deyimi, iç mekân kullanışı nedeniyle yapılan bir benzetmeden kaynaklanmış olsa gerek. Bu benzetme mimari literatüre nasıl geçmiş, bilmiyorum. Çünkü ben, hiçbir Bodrum yerlisinden ‘ben musandıralı evde oturuyorum’ lâfını duymadım. Bu evlerin güzel yanı, önlerindeki terastır. Terasta iki konik kâgir ve beyaz sütunun taşıdığı çardak ve çardağa sardırılmış asma bulunur. Asma, terasa gölge sağladığı gibi yemeklerde kullanılan asma yaprağı ve koruk verimi ile ev ekonomisine katkıda bulunur. Bu evlerin tuvaleti bahçededir. Eski musandıralı evler, tarımla iştigal eden Türklere ait evlerdi. Evler, tarım yapılan arazinin içinde bulunurdu.
2/ Sakız biçimi ev tipi, güney Ege sahil şeridinde Bergama, Foça, İzmir, Karşıyaka’dan Bodrum, Marmaris, Fethiye’ye kadar uzanan beldelerde, genellikle orta halli Rum esnaf, tüccar ve zanaatkârların ikamet ettikleri evlerdi. Evler bitişik nizamda, sokak boyunca devam eder. Hâlâ kullanılan bu evlere, ortadan birkaç basamakla girilir. Girişte, ortada sofa, iki yanda odalar vardır. Odanın birinde yemek pişer ve yenir, diğerinde kış günleri oturulur ve mangalla ısınılır. Arka bahçede yine asma vardır. Sofadan ahşap merdivenle üst kata çıkılır. Üst kat sofanın sokağa bakan cephesinde cumba (şahniş) vardır. İki yandaki odalar yatak odalarıdır. Yıkanma yeri ve tuvalet alt kattadır. Ana yaşam, alt kattaki sofada geçer. Evin hanımı her gün çini döşeli sofayı yıkar, camları siler, ev içi temizliği kadar sokak temizliğine de önem verir; evin önündeki sokak da her gün süpürülür ve yıkanır. Yaz akşamları, dış kapı önündeki merdivenlere oturmuş komşular arasındaki ‘kapı önü muhabbeti’ gece yarısına kadar sürer, karşılıklı şarkılar söylenirdi. (Bu günün İstanbul’unda da mütevazı ahşap bir evin camlarını her daim pırıl pırıl temiz görürseniz, o evde artık sayıları çok azalmış bir Rum ailenin oturduğunu anlarsınız.) Benim çocukluğum da İzmir, Karşıyaka, Soğukkuyu’da sakız biçimi bir evde geçti. Çok kullanışlı ve güzel mimarisi olan evlerdir. Bu tip evlere niçin ‘Sakız biçimi’ dendiğini bilmiyorum. Her halde Sakız Adası’ndan gelen Rum ustaların, adanın mimari geleneğini devam ettirerek yaptıkları evler olsa gerek.
3/ Kule evler, giriş katı yüksek tutulan, iki veya üç katlı evlerdir. Plan ilkeleri diğer tip evlerden fazla farklı olmamakla beraber, iç merdivenleri teras katına kadar çıkarak terasta kule oluşturur. Bu nedenle ‘kule ev’ deyimi ile anılırlar. Duvarlar, masif kesme taşla inşa edilmiştir. Bu evler, 17. ve 18. yüzyıllarda mütegallibe Rum olsun, Osmanlı paşası olsun, kudretli ve kudretli olduğu kadar düşmanı da olan kişilerin oturduğu, bu nedenle dış saldırılara karşı korunma amacı ile inşa edilmiş muhkem evlerdi. Sonraki yıllarda, burjuvalaşmış ailelerin de rağbet ettiği evler haline geldi. Bodrum, Ortakent, Yahşi’de 1602’de savunma amaçlı inşa edilmiş Mustafa Paşa kule evi hâlâ ayaktadır. Kesme doğal taşla inşa edilmeleri uzun ömürlü olmalarını sağlamıştır. Bu evlerin diğer tipik bir özelliği de, üst kat teras korkuluk duvarlarının köşe kısımlarında 45 derece açı ile yükselen, kulak gibi çıkıntıların bulunmasıdır. Çatışma esnasında bir nevi sütre görevi yapan bu kulaklar, her nedense bu günün mimarları tarafından inşa edilen yeni evlerde de, eskiye uyum uğruna, fakat bilinçsizce yapılmaya devam etmektedir.
Bakınız, Halikarnas Balıkçısı, yine ‘Mavi Sürgün’ yapıtında kule evleri nasıl tasvir ediyor:
‘’Eskiden evler, savaş ve savunma için yüksek yamaçlara kondurulurdu. Bunlara ev değil, ‘kule’ denirdi. Ama deniz özlemi ile maviye imrenişten ötürü yerlerinde duramayarak, çam kokan nalınları ile tıngır mıngır yokuş aşağı seğirtmişler, iki koyun gıcır gıcır çakılları boyunca dizilmişler. Arkada kalanlar, ayakuçlarına kalkarak kız kardeşlerinin omuzları üzerinden denize bakakalmışlar. Kimi cesur evler de denize dalıp kayık olmuşlar ve dalgalar üzerinde oynaya güle karadaki pısırık kız kardeşleriyle alay etmişler. İşte bundan dolayı kayıklarla evlerin, bir de mandalin bahçelerinin sıkı fıkı akrabalığı vardır. Denize gidip gelmekten usanan kayıklar ya ev, ya da mandalin bahçesi olurlar.’’
Şimdi, ilgilenenler için biraz da eski inşaat usullerinden bahsedeyim. Duvarlarda harç olarak kum ve kireç karışımı kullanılır, taş Yarımada’nın Kızılağaç yöresindeki ocaklardan temin edilirdi. ‘Kayrak’ denilen bu taşlarla duvar örülür, taşın şist özelliği ile ince tabakalar halinde çıkarılanları döşeme kaplamasında kullanılırdı. Bu gün de aynı özellikli kayraklar, harici döşeme kaplaması olarak kullanılıyor. Kule evlerde kullanılan kesme taşlar küfeki taşıdır ve Rodos’tan getirilirdi. Her iki cins taş da CaCO3 asıllı bir nevi kalker taşıdır. Küfeki taşı, kayrak taşına nazaran daha gözenekli olduğu için daha iyi ısı yalıtımı yapar ve de kolay işlenir. Bu nedenle zengin evlerinin tercihi küfeki olmuştur. Duvar kalınlıkları, 50 veya 60 santimden daha aşağı olmazdı. Pencerelerde lento (üst başlık), denizlik (alt başlık), söğe (iki yan eleman) yekpare taştan imal edilirdi. Bu günün Bodrum evlerinde de bu gelenek devam ediyor; ama bir şartla: Taş yerine beton kullanılıyor. Pencereler, olabildiğince küçük tutulur, böylece güneşin göz alan aşırı aydınlığı, makul ölçülerde odaya girerdi. Damlarda, ahşap ‘çatkılar’ (kirişler) üzerine bir nevi kurutulmuş yosun şeritler serilir, üzerine ‘aktoprak’ (beyaz kil) sıkıştırılır, daha sonra ‘geren’ (bir nevi toprak) serpilir, bu katmanlar iki üç kere tekrarlanırdı. Bu döşeme su geçirimsizliği ile beraber ısı yalıtımını da başarı ile yapardı.
Bodrum, bu gün de özel imar yönetmeliği sayesinde, eski mimarisini az çok idame ettirebiliyor. Evler, olabildiğince sağır cepheli (az pencereli). Pencere oranlarında eskiye uyum gözetiliyor. Çatılar düz. Duvarlar, kireç olmasa da beyaz plastik boyalı. Genelde iki katı geçmeyen kuleli ve teraslı evler. Ama bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim: Bu günün inşaat usullerine göre taşıyıcı sistem betonarme karkas, bölmeler tuğla duvar ve sıvalı oluyor. Isı yalıtımı tekniğine uyulmadığı durumlarda –ki ekseriyetle uyulmuyor- eski kalın taş duvarlı ve toprak damlı evlerin yazın serinliği, kışın ılıklığı bu evlerde bulunmuyor. Yaz günleri fırın gibi sıcak ve bunaltıcı evlerde yaşıyorsunuz. Çare yok mu, var. Evlerde harıl harıl klima aygıtları çalışıyor. O zaman dış görünümü ile eskiye benzetilmeye çalışılan evlerde yapılan, bir nevi mimari sahtekârlık olmuyor mu?
Yerleşim açısından yapılanlar tam bir facia. Ahbap çavuş ilişkileri ve rant çıkarları ile yerel yönetimlerin başına buyruk yaptıkları imar planları ile dağlar, tepeler, mandalina bahçeleri, her yer imara açılıyor. Tek başına güzel olan bir Bodrum evinden bir tepeye yan yana ve üst üste yüzlerce dizerseniz uzak bakışla, beyaz mermer lahitlerden oluşmuş mezarlık görünümü ile karşılaşıyorsunuz. Bodrum’un hemen karşısındaki Yunanistan’ın Kos (İstanköy) adasında yapılan geleneksel, ama muntazam ve ölçülü mimariyi gördükten sonra, dönüş teknesinden bilinçsiz ve gelişigüzel yerleşimle kıyıları ve tepeleri istilâ etmiş, yarıdan çoğu boş ikincil evleri görünce karamsarlığa kapılmamak elde değil.
İyi niyetli kararlarla her ne kadar eski oluşumları devam ettirmek istesek de, bu günün sosyal ve siyasal şartları karşısında yörenin otantik ve organik dokulu güzelliğini devam ettirmek mümkün olmuyor.
Yayın Tarihi :
24 Ağustos 2007 Cuma 15:51:30
Güncelleme :24 Ağustos 2007 Cuma 15:56:28
Yorumlarınız
erdal geyikçi(köçek)...! IP: 85.98.223.xxx Tarih : 30.08.2007 19:22:25
merhaba sn:yılmaz ergüvenç abi.köşenizi okuyunca aklıma oturduğum bodrum geldi.yanlış anlamayın bizim evin bodrumunda oturuyorumda,kardeşim evlenince bende bizim evin bodrum katına indim.iyikide inmişim,hem sakin,hemide kafamı dinliyorum.bir odası,bir salonu,birde tuvaleti var.bizim buralarda genelde gece kondu evlerine kireçten boya yaparlar.rahmetlik ahmet kayanın bir şarkısındada dediği gibi,"odam kireçtir benim,yüzüm güleçtir benim soyunda gir koynuma terim ilaçtı benim"diye devam ediyor.bodruma yılar önce gelmiştim.milas yalı kavağada gelmiştim.güzel evleri var.türkiyemizin,heryerinde güzel evlerimizde olduğunu gördüm.ülkemizin kültür dolu bir ülke olduğunu unutmayalım.her kültürden insanların yaşadığını düşünürsek,her gelen bir miras bırakmıştır.bizlerede bu miraslara sahip çıkmak düşüyor,yılmaz abi.burdan türkiyenin insanlarına sesleniyorum.dışardan gelen turisler,kendi bıraktıkları miraslarına sahip çıkıyorlar.bizlere bırakılan mirasa türkiye çumhuriyetine sahip çıkalım.saygılarımla.erdal geyikçi(köçek)...!