27
Ocak
2026
Salı
ANASAYFA

Bugün 23 Nisan / Neşe doluyor insan

Bu güzel çocuk şarkısını anımsadıktan sonra, son yılların şiir okuma modasına biz de uyalım ve Ziya Gökalp’in Vatan şiirinden bir kıta okuyalım.

Bir ülke ki toprağında başka ilin gözü yok,
Her ferdinde mefkûre bir, lisan, âdet, din birdir.
Meb’usanı temiz, orda Boşo’ların sözü yok,
Hududunda evlâtları seve seve can verir.
Ey Türkoğlu işte senin orasıdır vatanın
.

Bu şiirde adı geçen Boşo kimdir bilir misiniz? Boşo, Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda Rum kökenli bir milletvekilidir. Bir milletvekili olarak Meclis’te yaptığı çalışmalarda sadece İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi ve Rum okulları ile ilgilenmiştir. Kürsüde yaptığı bir konuşmada Osmanlı’dan yarı istihza ile bahsederken, sıralardan bir milletvekili ‘’Sen ne biçim Osmanlısın’’ diye lâf atar. Boşo Efendi ‘’Ben Osmanlı Bankası kadar Osmanlıyım’’ cevabını verir. Her halde bilirsiniz ki Osmanlı Bankası (Bank Ottoman) sadece ismi Osmanlı olan, fakat sermayesi ve üst düzey yöneticileri tümüyle yabancılardan oluşan bir bankadır. Açıkçası herif demek istiyordu ki, ben sizden değilim. İşin ilginç yanı şudur ki, Meclis-i Mebusan’da kendisine lâf atan milletvekili dahi kendisine Türk demiyordu.

Türk ve Türkiye sözcükleri ilk kez Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yer aldı. Hâlbuki yabancı dillerdeki eski coğrafya haritalarını incelerseniz göreceksiniz ki XII. yüzyıldan bu yana, bu ülkeye Türkiye, üzerinde yaşayanlara da dil, din, ırk farkı gözetmeksizin Türk denir.

Geçtiğimiz günlerde, Haber Türk televizyonunda Balçiçek İlter’in Cenevre Üniversitesi, Tıp Fakültesinde öğretim üyesi olan kalp cerrahı Prof. Dr. Afksendyios Kalangos’la yaptığı bir röportaj vardı. Aile üç göbektir doktor. Dedesi Sultan II. Abdülhamid’in doktoru; babası İstanbul’da fakir fukara babası bir doktor. Kendisi İstanbul Tıp Fakültesinde burslu okumuş, yıllarca mecburi hizmetini Sinop’ta cezaevi doktoru olarak ve de seve seve tamamlamış, Dr. Siyami Ersek’in yanında kalp ve damar cerrahı olmuş, İsviçre’de yaşayan, Cenevre Üniversitesi mensubu değerli bir profesör ve bilim adamı. Lâf döndü dolaştı, ülkemizin son durumlarına geldi. Doktor söz aldı: ‘’ Ben Rum asıllı bir Türküm; bu ülkede yaşayan herkes de Türk’tür. Bunları hiçbir mecburiyetim olmadan söylüyorum. Geçmişteki bazı olayları unutmak lâzım. Ben bu ülkede parasız eğitim gördüm, Amerika’da insanlar doktor olabilmek için binlerce dolar veriyor; benim bu ülkeye borcum var’’. İşte böyle insana şapka çıkarılır. Demek ki dış ülkelerde yaşayanlar bizim değerimizi daha iyi biliyorlar. Türkiye’yi akılları sıra dışlayan ırkçıların kulağına küpe olsun.

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımıza ait bu sunumda hepinizin bildiğini tahmin ettiğim ve her bayramda yazıla gelen şeyleri tekrarlamadım.

Sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi’mizin açılışına takaddüm eden günleri şöylesine bir anımsatmak istiyorum:

19 Mayıs 1919, Samsun… 26 Mayıs 1919, Havza… 3 Temmuz 1919, Erzurum… 4 Eylül 1919, Sivas… 20 Ekim 1919, Amasya… 27 Aralık 1919, Ankara… Ve 23 Nisan 1920, TBMM… Bu tarihleri sakın unutmayın. Bu tarihler Mustafa Kemal Paşa’nın, Atatürk’ümüzün Anadolu’da adım adım ve kurtuluşa doğru ilerlediği tarihlerdir.

Şimdi o günlerin İstanbul’una dönelim: 12 Ocak 1920… İstanbul’da Meclis-i Meb’usan’ın açılışı… 28 Ocak 1920… Misak-ı Milli kararının alınması… 16 Mart 1920… İstanbul’un itilaf devletleri tarafından işgali… 11 Nisan 1920… İtilaf kuvvetlerinin Meclis-i Mebusan’ı basması ve Padişahın Meclisi feshetmesi…

23 Nisan 1920… İstanbul’dan Ankara’ya iltihak eden bir kısım mebusların ve Anadolu’nun dört bir yanından seçilen mebusların iştirakiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı.

Artık ‘’Hâkimiyet bilâ kayd-ı şart milletindir’’ (Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur).

En büyük bayramımız hepimize ve tüm dünya çocuklarına kutlu olsun.


yerguvenc@gmail.com

Yayın Tarihi : 27 Nisan 2013 Cumartesi 16:34:24
Güncelleme :28 Nisan 2013 Pazar 10:47:06


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Yılmaz Ergüvenç IP: 88.251.89.xxx Tarih : 23.04.2013 07:29:49

NOT: Son paragraf tarihlerinde bir yanlış anlaşılma olmasın. İstanbul'u işgali amacıyla müttefik donanmasının limana girişi ve 3500 askerin karaya çıkarılması 13 Kasım 1918'dir. 16 Mart 1920, İstanbul'un fiilen ablukaya alındığı ve karakol baskınında şehit verdiğimiz gündür.