RÖNESANS KENTLERİ
Avrupa, ‘Hümanizm’ ve ‘Rönesans’ hareketiyle Ortaçağ karanlığından çıktı, aydınlığa kavuştu. Ortaçağdaki dinsel doğmalara tartışmasız inançlar, yerini aklın öncülüğünde bilimsel çalışma yöntemlerine bıraktı. Antik çağın unutulmuş fikir, felsefe ve sanat değerleri üzerine kurulu yeni değerler ortaya çıktı. Rönesans düşüncesi, mimarlık sanatına ve kent planlamasına da yansıdı.
Yeni deniz yolları ile ülkeler arası ticaretin gelişmesi, eski dönem ‘İpek Yolu’nun önemini yitirdi. Uzakdoğu malları, Amerika madenleri, sömürgelerden gelen plantasyon ürünleri, gemilerle rahatça Avrupa’ya ulaştı. Zenginleşen tüccarlardan oluşan ‘burjuva sınıfı’ da ‘aristokrat sınıf’ gibi görgü ve kültür düzeylerini yükseltmeye, kentsoylu gibi davranmaya özen gösterdiler. Müzik, resim, heykel ve mimarlık sanatlarına değer veriyorlar, kendilerine yaptırdıkları zengin saraylarla beraber, opera, tiyatro, kütüphane, müze ve galerilerle kentlere kimlik kazandırıyorlar, yaşam kültürü ve kentlilik bilincine önemli katkılarda bulunuyorlardı. Roma, Venedik, Floransa ve daha pek çok kent, zenginleşen burjuvalarla kültür ve sanatla iç içe yaşayan uygar kentler oldular.
Ortaçağ kentlerinde oluşan dar, dolambaçlı, kıvrımlı yollar, Rönesans’la yerlerini cetvelle çizilmiş gibi, doğrusal caddelere ve meydanlara bıraktı. Meydanların ortasında görkemli heykeller ve havuzlar yer aldı. Cadde ve meydanlar, halka güven ve rahatlık sağlamakla beraber sanat ve gösteriş yönleri ağır basan yapılardı. Cadde kenarlarında Barok mimarinin en güzel örnekleri konutlar, meydan çeperlerinde opera ve diğer önemli kamu yapıları yer aldı.
![]() |
| Venedik, San Marco Meydanı |
VENEDİK, San Marco Meydanı, kanalları, köprüleri ve yapılarıyla bir mimarlık ve şehircilik şaheseri olarak günümüzde de eşsiz meydanlardan biri olmaya devam ediyor.
![]() |
| Floransa |
ROMA, 1527 yılındaki Karolenj yağmasından sonra, terk edilmiş antik çağ harabelerini andırır duruma gelmişti. Papa Paulus III. Roma’nın imarına soyundu ve Michelangelo’ya Capitolium meydan düzenlemesini yaptırdı. Papa Sixtus V. ‘Roma Nova’ projesiyle yeni yollar açtı, obeliskler dikti. San Pietro Meydanı, Bernini projesiyle bu günkü görünümünü aldı. Navona Meydanı, kentin ve kentlinin kalbinin attığı yer oldu. Kentte çeşmeler, havuzlar, heykellerle yeni bir cennet yaratıldı.
![]() |
| Roma, Vatikan |
Çok kısa da olsa, bu örnekleri vermemin amacı, güzel kentlerin yaratılışında, Rönesans kültürü almış bilinçli kentlilerin ve yöneticilerin varlığının önemini belirtmek istediğimdendir.
PARİS
Kentleşme yolunda atılmış adımlarda Paris’in önemli yeri vardır. III. Napoleon dönemine kadar Paris, Ortaçağ kalıntısı dar ve çapraşık yolları olan, pislik içinde yüzen bir kent görünümündeydi. ‘Notre Dame de Paris’ Katedrali bile pis su kanallarının açıktan aktığı, dışkıların sokağa atıldığı, kedi büyüklüğünde farelerin cirit attığı dolambaçlı yolların arasında kalmıştı. Veba salgınları olağan sayılıyordu. Zafer anıtının bulunduğu Etoile Meydanı, küçük şarapçı dükkânları ile çevrili bir taşra kenti havasındaydı. Mezbahalar ve deri imalâthaneleri kentin içindeydi. Posta arabaları istedikleri yerde durur, yolu saatlerce kapatabilirlerdi. Zaman zaman çıkan isyanlar bastırılamaz, asiler sokak aralarında izlerini kaybettirirlerdi. İşte Paris, böylesine berbat bir kentti.
III. Napoleon, kentte sosyal düzenin ve hijyenin sağlanması için yıkımın şart olduğunu anlamıştı. Bu iş için Vali Baron Haussmann’ı geniş yetkilerle görevlendirdi. Haussmann, ‘’Paris, sadece Parislilerin değildir’’ ilkesi ile kolları sıvadı. Amacı bir Dünya kenti kurmaktı. Yıkımlara köstek olan Belediye Meclisini dağıttırdı. Mimar Saint Simon Fourrier ve Cabet’nin yeni şehircilik fikirlerinden esinlendi, Belediyedeki tutucu mimarları kovdu. İşini daha ziyade mühendis ve teknisyenlerle sürdürdü. İmparatorla geceler boyunca haritalar üzerinde çalışırlardı. Sonunda İmparator da, Vali de amaçlarına ulaştılar.
![]() |
| Paris, Etoile Meydanı ve Zafer Takı |
Yıkıntılar üzerinde uygulanan ızgara sistemi planlarla meydan, bulvar, cadde ve sokaklar oluşturuldu. Bulvarlar ve caddeler çok geniş tutuldu. Motorlu ve toplu taşıma araçlarının bulunmadığı dönemde yapılan geniş bulvarlar acaba ileri görüş ürünü mü idi, yoksa asilerin sokak aralarına kaçmalarını önlemek amaçlı mı idi bilemiyoruz. Örneğin Champ Elysees Bulvarı 105 metre genişliğindedir. Bu genişlik, bu günün bulvarları için dahi geniş bir ölçüdür. Önemli suyolu Sen Nehri sahil boyu gezi yollarıyla değerlendirilmiş, nehir üzerine sanat eseri köprüler inşa edilmiş, yapı adaları değerli binalarla donatılmıştır. Diğer önemli husus, yeşile verilen önemdir. Bulvar ve caddeler boyunca değerli ağaçlar dizilmiş, ‘Fransız Bahçesi’ sisteminde geometrik düzende parklar, Boulogne Korusu gibi toplu yeşillerde ‘İngiliz Bahçesi’ sisteminde doğal parklar yapılmıştır.
Diğer Avrupa kentleri de Rönesans uygarlığını yansıtan kentler oldular. Birkaç örnek verelim:
MADRİD, imar planlarında Hassmann’ın ızgara sistemini uygulamış, Paris’e benzeme gayreti içinde gelişmiştir.
![]() |
| Barselona, Sagra da Familia, Mimar Gaudi |
BARSELONA, imar planlarında yine ızgara sistemini uygulamıştır. Ancak bu planlar, Antik Yunan ızgara planlarının gelişmiş modelidir. Gelişme, sadece bulvar, cadde ve sokakların genişliği açısından değil, konut adaları arasında açılan meydancıklar ve köşelerle ilginç mekânlar elde edilmesi şeklinde olmuştur. Mimar Antonio Gaudi’nin Sagra da Familia Katedrali ve de Guell Parkı, kente kimlik kazandıran yapıtlardır.
![]() |
| Viyana |
VİYANA, ızgara plan anlayışı içinde kalmakla beraber, dümdüz uzanan caddeler yerine Rönesans döneminin dairesel çizgilerini anımsatan planları tercih etmiştir. Nitekim mimar Camillo Sitte, ızgara ekolüne karşı çıkıyor, kavisli yollardaki perspektifin estetik yönden daha üstün olduğunu söylüyordu.
LONDRA, İngiliz mimari stilini yansıtan tutarlı yerleşimi içinde büyük çapta parkları, yeşil alanlarıyla, kıta Avrupa’sından farklı özellikleri olan uygar bir kent planlaması sergilemiştir.
![]() |
| Londra |
Bu örnekler dışında kalan birçok Avrupa kenti de ızgara sisteminde plan uygulamaları, büyük mimari eserleri ve sosyal yapılarıyla birer uygarlık anıtı kimliğinde gelişmiş güzel kentlerdir.
yerguvenc@gmail.com
bir baska memleketin bir sehrinin yollarinin dar oldugu posta cilari yolu kapatip digerlerinin saatlerce bekledigini kanal pis sularin disarlarda oldugu farelerin cirit attigini gören yetkililer ne demis bu böyle olmaz demis ve mimari sorumlusu olmaz diyen yetkililer bir calismaya girmisler ileri görüslerini kullanmislar calismislar ve hala modern olan görünümlü sehirleri kurmuslar anlatimini bir güzel yapiyoruz biz cünkü bakiyoruz görüyoruz her güzellikle yaptiklari ortada olumsuzluklari da var ama bunlar azinlikta olumlu taraflari coklukta güzellikleri anlatmak ta hos bu mimarileri görmekte hos neden bizde böyle degil yolun ortasinda ev var yollar dar yerlesim sakat binalarda mimarilik yok özellik yok yenilerde simdilik bir hayli bir seyler var simdilerde birileri bir seyler yapmaya kalkiyor ortalik ayaga kalkiyor herkez köstek oluyor yok birileri köse olcak imis yok birileri rant imis yok tabiat yok orman imis yenilenme olmaz imis eskileri yikalim yenileri yapalim ekiyiyikip eni de daha zormus gece konduyu yikmaya kalk gör gününü neyi yikar neyi yenilersin hal böyle iken ben bu yazinizi bir roma vs. üzerine degilde benim memleketim icin yazabilsenizde görsekte gelecek nesil de bize bir hayir dua etse biz cektik onlar cekmese biz bu fani diyardak gitsek biri cikipta berbatmista bir calismislar bir etmisler ne güzel hale getirmisler yattigimiz yerde rahat yatsak saglarda rahat etse olmazmi yani olurda nasil olur bilmemki