27
Ocak
2026
Salı
ANASAYFA

Çağdaş kentleşme yolunda gelişimler (XIV)

GELİŞEN ÜTOPİK FİKİRLER

EPCOT yerleşim planı

Frank Lloyd Wright’la başlayan ve Amerikan kamuoyunu etkileyen ‘’organik şehircilik’’ ilkeleri Avrupa’da da yankı buldu. Esasen Avrupa’da klâsik kent planlaması ilkelerinden olan ‘’merkezi tip’’, ‘’haç tipi’’, ‘’ağ tipi’’, ‘’lineer tip’’ gibi planlamaları doğaya ve insan davranışlarına aykırı bulan mimar ve şehirciler mevcuttu. Ne var ki Amerika’daki pragmatist ve uygulamaya yönelik fikirler, Avrupa’da soyut kavramlara yöneldi. Örneğin soyutlamacı ve dışa vurumcu eğilimler taşıyan COBRA Grubu (Copenhagen, Brüksel, Amsterdam) aklın ve işlevciliğin ön planda tutulduğu modern mimarlık ve şehircilik anlayışına karşı serbest planlamayı benimsemelerine karşın, hayal dünyasında yaşıyorlardı dersek çok mu abartmış oluruz, bilmiyorum. Bu grubun elemanları, modern mimarinin orijini sayılan ‘’Bauhaus’’ ekolüne karşı ‘’Uluslararası İmgelemci Bauhaus’’ hareketini başlattılar. Daha sonra ‘’Sitüasyonist Enternasyonal’’ hareketi ile birleştiler. Bu hareket, statükocu olarak niteledikleri sanattaki toplumsal ve kuramsal düşünceye karşı çıkıyor, modern mimarlığı, kapitalist tüketim kültürünün bir nevi tezahürü ve de konformizmi olarak görüyordu.

Diğer bir ütopik proje, Constant Projesi idi. Bu proje, insanların bir arada yaşayabileceklerini düşündüğü Yeni Babil projesidir. Şehir önceden tasarlanmayacak, şehir planı, sakinlerin aralarında kuracakları ilişkiler ve birlikte verecekleri kararlarla ortaya çıkacaktı. Düşünürün amacı, mimarları devre dışı bırakmaktı.

EPCOT saydam küre kent

Diğer bir düşünce, kentlerin üzerinin yarı saydam kubbe fanusla örtülmesidir. İleri teknoloji sonucu, üretimde tam otomasyona geçildiği zaman cam küre içindeki kentte ısı, nem, koku, ışıklar birer düğme ile ayarlanacak, insanlar boş vakitlerin keyfini sürebileceklerdi. Bu düşünürler insanların doğaya hükmedebilmesini istiyorlardı. Bu fikri güncelleştirmeyi düşünenler de var. Amerikan Walt Disney firması, Florida’da deneysel nitelikte ve üzeri cam fanusla örtülü bir kent inşa etmeyi tasarlıyor. Kentin adı EPCOT olacak. Yani, ‘’Experimental Prototype Community of Tomorrow’’un baş harfleri.

Victor Ostrovsky

Bu gibi ütopik, aşırı fikirlere karşı çıkan akılcı ve işlevci plan savunucusu Ostrowsky, ‘’Başıboş gelişmenin sonu kaostur’’ diyor, karşı taraf ‘’Rasyonel planlama kenti toplama kamplarına dönüştürdü’’, ‘’İşlevsellik, merkezileşmeyi savunan felsefe kadar gericidir’’, ‘’Yaptığınız planlama sözde bilimsellikten başka bir şey değildir’’ şeklinde sloganlarla mevzilerini korumaya çalışıyorlardı. Kuramcı Christopher Alexander, şehirciliğe sanat olarak bakmanın modasının geçtiğini, bundan sonra şehircilikte matematiksel yöntemlerin uygulanması gerektiğini söylüyordu. Açıkçası âmiyane tabirle havanda su dövüyorlardı.

Christopher Alexander
 

KARŞI ŞEHİRCİLİĞİN SOMUT İLKELERİ

Karşı şehircilik savunucuları şöyle düşünüyor: Günümüzün teknolojik olanaklarıyla önemli kent merkezlerinde olduğu gibi en uzak köylerde de aynı TV programlarını, aynı filmleri, aynı konserleri izleyebiliyoruz. Dünyanın dört bucağındaki dostlarımızla ve iş ilişkilerimizde her zaman ve her yerden konuşulabiliyoruz. Her türlü besin ve eşyayı istediğimiz yere getirtebiliyoruz. Demek ki gereksinimlerimizi karşılamak veya bir gösteriyi izlemek için kent merkezine gitmemize gerek kalmamıştır. Keza elektronik ortamda eğitim ve öğrenim yapılabildiği gibi elektronik kitaplarla en önemli eserler okunabilmektedir. Bölge hastaneleri ve helikopterle ulaşım olanaklarıyla sağlığın korunması da çok yakında güvence altına alınacaktır. Elektrik enerjisi her yere iletilebildiğinden beri, sanayilerin kömür havzaları yanında kurulmasına, gelişen ulaşım olanaklarıyla insanların sanayinin yanı başında oturmasına da gerek kalmamıştır. İleriki yıllarda otomasyonun daha da gelişmesiyle çalışma süreleri haftada 4 güne indiğinde ikincil konutlar, birincil konutların yerine geçebilecektir. O halde niçin kırsal bölgelerde doğa ile iç içe yaşamayalım?

Evvelce eski şehirler, güvenlik örgütleri, sağlık koruma, eğitim ve kültür olanakları ile refah toplumları için ideal yerleşim yerleri idi. Kent, zengin, eğitimli, kafasıyla çalışan, uygar kişilerin, havâsın; köy, fakir, az eğitimli, bedeniyle çalışan, avamın mesken tuttuğu yerleşimlerdi. Ne var ki hava kirliliği, trafik tıkanıklıkları, güvensizlik, insani ilişkilerin zayıflaması, komşuluk olgusunun kalkması kentliyi zaman içinde yalnızlığa ve korku hissine itti. Modern teknoloji, bu gelenekselleşmiş dengeyi, daha doğrusu dengesizliği altüst etti. Şehirdeki avantajların köylerde de bulunabilmesi köy-kent ve köylü-kentli ayırımını zayıflatmaya başladı bile.

Nitekim Karl Marx ve Engels ‘’Köy ve kent, köylü ve kentli arasındaki ayrım kalkacaktır’’ dememişler mi idi?

Çağdaş insanoğlunu, artık ne Efes’te, ne Bergama’da, ne Hippodamus’un mermer döşemeli, altın yaldızlı, dama tahtası gibi iç içe ve kristalleşmiş ve de daha önemlisi sınıf farklarının egemen olduğu kentlerde yaşatamazsınız.

Artık çağdaş kentler gelecekte, özgür yaşam ortamında ve doğa içindeki ‘’Organik Planlama’’ ile şekillenecek.


yerguvenc@gmail.com
 

Yayın Tarihi : 13 Temmuz 2011 Çarşamba 13:19:11


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?