Bir mabet yapısının büyüklüğü, o mabedin mensup olduğu dinle doğru orantılı mıdır? Hayır. Böyle bir düşünce abesle iştigalden başka bir şey değildir. Peki, o zaman Hıristiyanlıkta olsun, Müslümanlıkta olsun niçin kilise veya câmilerin olabildiğince büyük olması istenir? Bu büyüklük, mabede gelenlerin sayısı ile ilgiliyse ona diyeceğimiz bir şey yok. Ama mabet, sadece ve sadece şan için büyük tutuluyorsa ve bu büyüklük bir yarışmaya dönüşüyorsa burada mantığa aykırılık söz konusudur. Ayrıca mimarlık alanında bir yapının büyüklüğü veya küçüklüğü, o yapının güzelliği ve işlevselliği anlamına gelmemektedir.
Çamlıca Câmii
Çamlıca tepesine inşa edilmesi düşünülen câmi için mimarlar, projelerinde her ne hikmetse Sultanahmed Camiinin azmanı denebilecek ölçülerle, Mimar Sinan’ı ve Sedefkâr Mehmed Ağa’yı aşma gayreti içine girmişler. Örneğin, Mimar Sinan’ın Süleymaniye Camiinde kubbenin iç çapı 27,5 metre, zeminden kubbe tepe noktasına kadar olan yükseklik 53 metre ve Selimiye Camiinde kubbenin iç çapı 31,25 metre, yüksekliği 43,25 metredir. Çamlıca Camii mimarlarının örnek aldıkları Sedefkâr Mehmed Ağa eseri Sultanahmed Camiinin iç kubbe çapı 23,5 metre, yüksekliği 43 metre iken bunlar projelerinde, kubbe çapını 34 metre, yüksekliği 72,5 metreye çıkarmışlar. Bu rakamları da İstanbul’un 34 trafik plaka numarasına ve İstanbul’da yaşayan 72,5 millete (!) bağlamışlar. Mimariye hükmeden ölçü oranlarının, böylesine sudan nedenlere bağlanmasına ilk kez tanık oluyoruz. Ne yazıktır ki böyle saçma sapan ölçülere dayanarak mimarî proje yapmak, en azından mimarlığın felsefesini bilmemek ve ‘’altın oran’’ın varlığından ve geçmişinden bile haberdar olmamakla eşdeğer oluyor.
Hiç kimse yuttuğumuzu zannetmesin. Bu câmi için açılan mimarî proje yarışmasına Türkiye’nin önemli eserlerine imza atmış mimarların hiçbirisi katılmadı. Çünkü yarışma göstermelik bir oyundu ve yarışmacılardan ne tür bir câmi projesi istendiğini tarif ediyordu. Bu nedenle de meydan, kusura bakmasınlar, müptedi mimarlara kaldı.
Büyük câmiler
İslâm’da câmi işlevini anıtlaştırmak, Emevî hanedanı ile başlamıştır. Şam’daki Emeviyye Camii, yerinde bulunan kilise ile gördükleri diğer kilise ve bazilikaların ihtişamı örnek alınarak inşa edilmiştir. (Hıristiyanlıkta önemli yeri olan ‘’mihrap’’ elemanının, ilk defa Emeviyye Camiinde kullanıldığını evvelki yazılarımda belirtmiştim.)
![]() |
| Osmanlı câmilerinde örtü sistemi ve merkezî kubbenin gelişimi. 1/ Ayasofya, 2/ Bursa Ulucami, 3/ Edirne Üç Şerefeli Cami, 4/ İstanbul Bayezid Camii, 5/ İstanbul Şehzade Camii, 6/ İstanbul Süleymaniye Camii, 7/ Edirne Selimiye Camii. (Şema çizimi: Y. Ergüvenç) |
Osmanlı, ilk dönemlerinde ‘’Ulucami’’ tipinde camiler inşa ederken, İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya örneği paralelinde ‘’merkezî kubbeli’’ câmi mimarîsine geçmiştir. Bundan sonra inşa edilen gerek ‘’selatin’’ camilerinde, gerekse diğer camilerde ‘’merkezî kubbeli cami’’ tipi, Türk mimarîsine mal edilmiş ve bu sistem zamanımıza kadar gelmiştir. Fetihten dokuz yüzyıl evvel inşa edilmiş bulunan Ayasofya’nın kubbe çapına erişebilmek, ancak Mimar Sinan’a Selimiye Camiinde nasip olmuştur.
Kilise ve câmi isimleri
Mabetleri yüceleştirme paralelinde dini yüceleştirme algısı yaratmak, ancak Hıristiyan kilise ve katedrallerinde rastlanan bir eylemdi. Hıristiyan ruhban sınıfı, özellikle Papalık, topladığı bağışlarla yıllar yılı süren katedral inşaatlarına girişmişler ve gerçekleştirdikleri kilise ve katedrallere ‘’azizlerin’’ isimlerini vermişlerdir.
Krallıklar, ruhban sınıfı dışında kaldıklarından hiçbir kralın ismi hiçbir kilise ve katedrale verilmemiştir. Krallar, ancak şehir meydanlarına diktirdikleri at üzerindeki heykelleriyle hükümranlık ve kahramanlıklarını tescil ettirebilmişlerdir.
İslâm’da ise din ve devletin beraber mütalâa edilmesi nedeniyle büyük câmileri, Arap dünyasında melik ve halifeler, Osmanlı’da padişahlar ve çevresi inşa etmiştir. Devlet gücüyle inşa edilen câmiler, bânîsinin (yaptıranın) ismiyle anılır olmuştur. Yâni, Arap ülkelerinde melikler, Osmanlı’da padişahlar, yaptırdıkları câmilere adlarını vererek ölümsüzleşmek istemişlerdir. Anlaşılan, adları ile anılan câmiler, ne kadar büyük olursa hükümdarlar da o mertebede büyük ün ve şeref kazanmış addediliyorlar. Selatin (Sultanlar) camileri, örneğin Bayezid, Şehzade Mehmed, Süleymaniye, Mihrimah, Selimiye, Sultanahmed, Pertevniyal, Hamidiye, … gibi câmiler, padişah, ölen şehzade, sultan hanım, valide sultan gibi camiyi yaptıran veya yapılmasına vesile olan saray erkânının isimleri ile anılıyorlar.
Cumhuriyet döneminde, yönetimde din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması ve diğer lâisizm ilkeleriyle, camilerin devlet bütçesinden inşa edilmeleri ve câmilere devlet erkânının isimlerinin verilmesi son bulmuştur. Bunun, bundan sonra da devam edip etmeyeceğini zaman gösterecektir.
Büyüğün de büyüğü var
Ne var ki Avrupa’da inşa edilmiş Roman, Gotik, Rönesans, Barok, … kilise ve katedrallerinin cesameti ve haşmeti ile câmilerimizin girdiği büyüklük yarışını mukayese etmeye kalkarsak bu konuda yaya kalırız. Bir örnek olarak 1505 yılında mimar Bramante ile inşasına başlanan, Mimar Sinan’ın çağdaşı Mikelanj ile devam eden ve 1665’te tamamlanan Roma’daki San Pietro (Sen Piyer) bazilikası ile 1550-1557 yılları arasında inşa edilen Mimar Sinan eseri Süleymaniye Camii ve Külliyesini, mimarî değerleri ile değil, büyüklük ve ölçüleri açısından karşılaştıralım:
San Pietro’nun işgal ettiği arazi ile Süleymaniye Külliyesinin işgal ettiği arazi aynı büyüklükte, aşağı yukarı 75 bin metre kare kadardır. San Pietro’nun avlu, kolonat ve meydanları dışında kalan ana yapı alanı 21 bin 500 metre kare, Süleymaniye’nin külliye binaları, avluları hariç, ana yapı alanı 4 bin 300 metre karedir. Bu hesaba göre San Pietro bazilikasının yerine 21.500 / 4.300 = 5 adet Süleymaniye Camii yapılabilir.
![]() |
| Sen Piyer ve Süleymaniye Camii merkezî kubbe kesitlerinin karşılaştırılması. (F. Hess, Konstruktion und Form im Bauen ve E. Arıoğlu-K.Anadol, Earthquake Resistance of the Süleymaniye Mosque eserlerinden eşit ölçeğe getirilmiş kolaj: Y. Ergüvenç) |
San Pietro’nun merkezî kubbesinin iç çapı 42 metre, zeminden iç kubbe tepesine kadar olan yüksekliği 132 metredir. Süleymaniye Camiinin merkezî kubbesinin iç çapı 27,5 metre, zeminden iç kubbe tepesine kadar olan yüksekliği 53 metredir.
Belki bana kızacaksınız ama açık konuşalım. İlk kez dile getiriyorum. Mikelanj ve Sinan, aynı çağda yaşamış iki sanatçı, iki mimar. Biri Rönesans’ın nervürlü kaburga mühendisliğini kullanarak 42 metre çapında kubbe yapıyor; diğeri Bizans’ın konvansiyonel yapı teknolojisini devam ettirerek yığma sistem tuğla ile 27,5 metre çapında kubbe örüyor. Bin sene önceki Bizans yapı teknolojisi ile Ayasofya kubbe çapını aşmaya uğraşıyor.
Niçin? Avrupa’ya, Rönesans’a sırtını dönmüş Osmanlı, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Şeyhülislâm Ebussuud Efendi’nin fetvası ile medreselerden matematik-fizik-kimya gibi fen derslerini kaldırıyor ve tamamen dini eğitime dönüyor da ondan.
Sonuç olarak, dini mimarî tarihimizdeki oluşum ve gelişimleri dikkate alırsak, karşımıza ancak Çamlıca Camii projesi gibi ve sadece anlamsız ve de gülünç olarak ifade edebileceğimiz bir cami modeli çıkıyor. Başka ne bekliyordunuz?
yerguvenc@gmail.com
Evrensel bir eser yaratmak için kabuğunun dışına çıkmak, evrensele bakmak ve evrensel düşünebilmek gerekir. Yerel evrenseli değil, evrensel yereli içinde barındırmalıdır. Dar görüşlü doğmatik düşüncelerin üretimi kısır döngüler bir nevi tekerrür olacaktır. Çıkıp dünyaya baksınlar. İran, Hindistan, Pakistandaki camilere baksınlar. Şarm El Şeyhte modern bir cami görmüş hayret etmiştim. Kazan'da kremlin var ve burada da çok değişik ve çok güzel bir cami var. Meşhet'te İmam Hüseyini, Kum'da Masumeyi görsünler. Bunların birikimini çağa uygulasınlar. Yerel ve dinsel özellikleri uygun biçimde eklesinler. Yeni, çağdaş ve özgün bir proje ortaya koysunlar.
Ama ne yazık ki böyle bir şey olmayacak. Demekk ki Sultan Ahmet'i tekrarlayacaklar. Yenilik saydıkları rakamlar ise Sinan'ın 53 metre yüksekliği kadar bile bir anlam taşımıyor. Çünkü İstanbul'un trafik numarası 67 il esasına göredir. Oysa bugün Türkiye'de 81 il vardır. Yani şu andaki gerçek sıralama ile bile hiç bir alakası yoktur. 72,5 millet saçmalığı ise, karacahil insanların bile gülüp geçeceği bir durumdur. Çünkü benim çocukluğumdan beri İstanbul için böyle derler. Bugüne dek başka bir millet gelmedi mi? Veya bu sayımı hangi akıl özürlü insan yaptı. Kanıtı ne vs.
Bu saçmalığı sizin ortaya koymanız ise, gelecekte bu caminin değerlendirilmesi sırasında -ki değerlendirmeye değer görülürse- Türk milletinin bu cami'yi yaptıranlar kadar dar görüşlü olmadığını, gerçeği gören aydınların buna karşı çıktığını belgeleyecektir diye düşünüyor, bu alandaki değerli yazılarınız için sizi kutluyorum.
Sözcüğün tam anlamıyla mimari bir ders... Kuşkusuz, anlayanlara... Kutlarım. Sizin de belirttiğiniz gibi Klasik Dönem camileri ile bir yarış içerisine girilmiş..benim yapacağım veya yaptığım sizinkilerden büyük olacak diye...Mimari, estetik, şehircilik, çevre bilim ve doğa hak getire...benim korkum; gün gelecek bu yarışa eski hükümdarlarları dahil edecek olmaları!.