1912 yılında, yenilgi ile sonuçlanan Balkan Savaşından sonra imzalanan Londra Antlaşmasına göre Arnavutluk, Epir, Makedonya, Trakya ve Ege adalarına veda ettik. 1913 yılındaki İkinci Balkan Savaşından sonraki Bükreş Antlaşması ile de Dobruca, Manastır elimizden çıktı, buna karşın Doğu Trakya bize iade edildi. Bu arada Libya da İtalya’ya terk edilmiş bulunmaktaydı. Yenilen pehlivan güreşe doymazmış. Bu defa kendimizi 1914yılında patlayan Birinci Dünya Savaşının içinde bulduk. Hem de bir oldubitti ile Almanya’nın yanında yer alarak ve de İngiltere, Fransa, Rusya gibi o günlerin deyimi ile “düvel-i muazzamayı” (büyük devletleri) karşımıza alarak.
1915 yılı en berbat, en belâlı yılımız oldu. Bu yıl içinde bir yandan Çanakkale Boğazı’nda güçlü savaş gemilerinin geçişini önlüyoruz, Çanakkale Yarımadası kara savaşlarında binlerce gencimizi kaybetmek pahasına düşmanı durduruyoruz, diğer yandan Doğu cephesinde Ruslarla savaşıyoruz; bu arada Ermeni halkını, çoluk çocuk demeden Güney illerine, Suriye çöllerine sürüyoruz. Velhâsıl İttihat – Terakki’nin basiretsiz yönetiminin ceremesini çekiyor, çok pahalı bedeller ödüyor, bu günlerde bile ödemeye devam ediyoruz.
Almanya ile savaşan İngiltere ve Fransa’nın, için için kaynayan, devrime gebe Rusya’ya savaş malzemesi iletimiyle, savaş stratejilerini pekiştirmek için tek yolları vardı: Çanakkale ve İstanbul Boğazları. O günlerin teknolojisinde hava köprüsü olanağı yok.Karadan Kafkasları aşmak ise büyük problemdi. En uygun yol, deniz yolunun, Boğazların müttefiklerin ulaşımına açılması idi. Bu şekilde Osmanlı da girdiği savaştan saf dışı edilmiş olacaktı. Bu hareketin Batılılar açısından önemli, başka nedenleri de vardı. Lloyd George’un Türkleri Avrupa’dan ve Boğazlardanatarak Anadolu içlerine sürme projesi de bu harekâtla gerçekleşmiş olacaktı.
Nitekim “İngiliz Savaş Konseyi”, 8 Ocak 1915 günü Boğazlara deniz yolundan saldırı plânını onayladı. Winston Churchill ve LordKichner’in yaptıkları bu plâna göre,İngiliz ve Fransız donanmaları Çanakkale Boğazı’nın iki yanında mevzilenmişTürk topçu tabyalarını döğe döğe ilerleyecek, Çanakkale Boğazı’ndan sonra Marmara ve İstanbul Boğazı rahatlıkla geçilecek, böylece Osmanlı Hükümeti dize getirilip saf dışı edilebilecekti. Filo, Mısır’daki İngiliz üssünden katılımlarla takviye edildi. Bu amaçla 19 Şubat 1915 günü Çanakkale Boğazı girişine yaklaşan ve 12’si zırhlıkruvazör, destroyer, torpidobot ve yardımcı teknelerden oluşan 39 savaş gemisi, menzilimiz dışında kalan vetoplarımızın erişemediği 12 kilometre geriden mevzilerimizi dövmeye başladılar.
Bu arada Osmanlı ordusunun elleri, her halde armut toplamıyordu. Daha 17 Aralık 1914 günü Selânik torpido gemimiz Kepez bölgesine mayın döşemeye başlamıştı. 27 Şubat 1915 günü İntibah gemimiz Çimenlik ve Kilitbahir boyunca mayın döşedi.
7-8 Mart 1915 sabaha karşıNusrat mayın gemimiz,yoğun sisten yararlanarak ve düşman gemilerinin ışıldaklarından çeşitli manevralarla kurtularak Karanlık Liman koyuna ulaştı. Kaptan Hakkı Bey, mayın zabiti Nazmi Beydi. Komutan Cevat Beyin plânına göre Karanlık Liman’da, kıyıya paralel olarak ve deniz yüzeyinden 4-5 metre aşağıya sabitlenen 26 adet mayın yerleştirildi. Niçin kıyıya dik değil de kıyıya paralel? Çünkü Komutan, bataryalarımızın salvolarından ve mayınlardan yara alarak arkadan gelecek diğer gemilere yol açmak üzere ricat edecek ve dönüş manevrası yapacak gemilerin, Karanlık Liman’ı kullanacaklarını, dönüşte kıyıya dik pozisyon alınca mayınlara çarpacaklarını hesaplamıştı. Esasen, Boğaz’daki 11 bölgede ve zırhlı savaş gemilerini batırabilecek güçte 426 mayın döşenmiş bulunuyordu.
İngiliz ve Fransız armadası, tabyalara yeterli zayiatı verdikleri ve Boğaz dışındaki bataryaları susturdukları inancıyla Boğaz’ın içine doğru ilerlediler.
18 Mart sabahı fiilen taarruza geçen 12 zırhlı kruvazör, destroyer, torpidobot ve diğer savaş gemileri, kara mevzilerimize mermi yağdırıyor, yerleşim yerlerinde yangınlara neden oluyordu. Mecidiye, Hamidiye, Dardanos, ateş altında kalıyor, Çimenlik mevkiindeki cephane deposu infilâk ediyordu. Gemilerdeki toplam 506 topa karşı, bizim 150 kadar topumuz vardı. Bu arada Türk topçusu, isabetli salvoları ile gemilerin ilerlemesine engel oluyor, atış yaptıktan sonra yer değiştiriyor ve sabit hedef olmaktan kurtuluyordu. Seyit Onbaşı ve Mehmet Çavuş bu atışların simge isimleri oldular.
Vakit öğle sonrasını epey geçmişti. Batarya komutanı Yüzbaşı Hilmi ve Teğmen Fahri Beylerin top atışı ile isabet alan ve manevra yeteneğini kaybeden, daha sonra mayınlara çarpan Fransız donanmasının 16 bin tonluk en büyük zırhlısı Bouvet, büyük bir patlama ile bir buçuk dakika içinde denizin dibini boyladı. Daha sonra İngiliz donanmasından Irresistible ve Ocean zırhlıları da kısa aralarla sulara gömüldü. Batmaktan kurtulan, ama ağır yaralarla saf dışı kalan 3 zırhlı, Karanlık Liman’dan dönüşe geçtiklerinde, kıyıya paralel döşenmiş mayınlara çarparak battı. Artık akşam olmuş, 6 saat 45 dakika süren harekât sona ermişti. Bir gün içinde yaşanan, bir taraf için büyük bir hezîmet, diğer taraf için büyük bir zafer.
Bu büyük yenilgi sonrası, İngiltere’de hükümet krizi yaşandı. Churchill prestij kaybına uğradı. Ama Lloyd George projesinde ısrarlı idiler. 25 Nisan günü başlayan çıkarma ile kanlı kara savaşları başladı. Her iki taraf için de çok cana mal olan savaş, bu defa da çabalarını boşa çıkarıyor ve “ÇANAKKALE GEÇİLMEZ” sloganı bir süre için gerçek oluyordu. Nereye kadar? 18 Ekim 1918 Mondros Silah Bırakma Anlaşmasına kadar.
O zaman bunca çaba neye yaradı? Neye mi yaradı? Bu savaşın küllerinden doğan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve onun kurduğu TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ne.
yerguvenc@gmail.com
8 Ağustos 1915 Cuma Mustafa Kemal'in andaçından bir bölüm; " Tarih ne güzel bir aynadır. İnsanlar, özellikle ahlakta gelişmemiş kavimler, en büyük mukaddesat karşısında bile alçakça hislere bağlı olmaktan kendini alamıyor. Tarihin sinesine geçen büyük hadiselerde, bu hadiseleri yaratanların ve yapanların tavırları, hareketleri ve davranışları onların ahlaki karakterlerini açıkça gösterir" ("Mustafa Kemal'in andıçı" da diyebiliriz) [devamı gelecek]
Kaynak: Atatürk'ün Bütün Eserleri. c: 1, s: 428